Temmuz

Darbe girişimi esnasında Cnnturk’de program yapıyorduk. İşin rengi tam açığa çıkmadan mesajlaştığım tanınmış gazeteci arkadaşım sordu, ne diyorsun bu işe ? Ben cevaben bu işten ne kadar az zararla çıksak kardır, sabah’a kadar tarih’e geçecek Vakayı hayriye günü yaşayacağımız kesin dedim.

Aslında 2016 YAŞ’ ının öncesi böyle bir kanlı hesaplaşma olacağı pek sürpriz değildi. Hatırlarsınız bir zamanlar Demirel “ MİT size her sabah Angola’da ne olduğunun raporunu verir ama Askerlerin altınızı oyduğunu pek söyleyemez “ derdi. Her zamanki gibi 7 Haziran, 17-25 Aralık kalkışmalarına da istihbarat birimleri hazırlıksız yakalanmışlardı.

Tarihimizde bu tip kalkışmalar bize hiç yabancı değil. Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa ve yandaşları Kabakçı Mustafa İsyanı sırasında tahttan indirilen Sultan III. Selim‘i tekrar tahta geçirmek 16.000 kişilik bir ordu ile İstanbul’a yürümüştü. Hacı Ali Ağa’yı İstanbul’a göndererek Kabakçı Mustafa’yı öldürttmüştü. (19 Temmuz 1808). Ordusuyla birlikte İstanbul’a gelen Alemdar Mustafa Paşa birçok isyancıyı da öldürdükten sonra Babıali’ye geldi. Alemdar Mustafa Paşa, Sultan IV. Mustafa‘yı tahtan indirerek yerine Sultan II. Mahmut’u getirdi. Sultan II. Mahmut, kendisinin tahta çıkarılmasını sağlayan Alemdar Mustafa Paşa’yı sadrazam yaptı.

Yeni Padişah, Alemdar Mustafa Paşa’ya geniş yetkiler tanıdı. Sadrazam, ilk iş olarak da Kabakçı ayaklanmasıyla ilgili görülenleri cezalandırdı. Rusçuk ileri gelenlerine önemli görevler verdi. Rumeli ve Anadolu‘daki ayanı İstanbul’da toplayarak onlarla Sened-i İttifak‘ı yaptı (29 Eylül 1808). Bu belge ile ayanlar, hükumet emirlerini dinleyeceklerine söz veriyorlardı. Nizam-ı Cedid ordusunu Sekban-ı Cedid adıyla yeniden kurdu. Gelişmeleri öfkeyle izleyen IV. Mustafa ve Kapıkulu ocakları mensubu ağalar 14 Kasım 1808 gecesi, Alemdar Mustafa Paşa’nın konağını bastılar. Gelecek yardımı bekleyerek yeniçerilerle kıyasıya çarpışan sadrazam, kubbeyi delmekte olan yeniçerileri görünce patlattığı barut fıçısıyle intihar etti. Bunun üzerine, Rusçuk yaranından Defterdar Tahsin Efendi ile Umur-ı Cihadiye nazırı Behiç Efendi İstanbul’dan kaçtılar; Sadaret kethüdası Mustafa Refik Efendi asiler tarafından parçalandı. Ayaklananlar II. Mahmut’u tahttan indirmek için saraya saldırdılar. Kadı Abdurrahman Paşa Sekban-ı Cedid askeriyle Topkapı Sarayı‘nı savundu. Bozguna uğrayan ayaklananların üzerine giden Abdurrahman Paşa, 3000’den fazla yeniçeri ve diğer ayaklananları kılıçtan geçirtti. Bu sırada donanma toplarıyla İstanbul’u ateşe tuttu. Yıkılan binalar ve ölen insanlar karşısında neye uğradığını anlayamayan İstanbul halkı, saldırıyı durdurtan ulema sayesinde can güvenliğine kavuştular. İki taraf da birbirine karşı üstünlük gösteremedi. Bu yüzden Sultan II. Mahmut iktidarını 18 yıl boyunca ince bir denge üzerine kurmak zorunda kaldı. Ulemayı yanına alan II. Mahmut, Sancak-ı Şerif‘i çıkararak halkı yeniçerilere karşı savaşmaya çağırdı. Yeniçeri Ocağı dışındaki bütün ocaklar, padişaha sadakatlerini bildirdiler. Aksaray‘daki Etmeydanı‘nda bulunan yeniçeri kışlaları top ateşine tutuldu. 6.000’den fazla yeniçeri öldürüldü. 20.000 civarında isyancı da tutuklandı. 16 Haziran 1826’da yeni bir ocak kuruldu. Bu olaya da Vakayı Hayriye adı verildi.

Benzer şekilde 31 Mart vakası, tanınmış Osmanlı paşaları Mahmut Şevket ( öldürüldü ) ve Enver paşaların Bab-ı Ali baskınları, Cumhuriyet döneminde darbeler dışında Talat Aydemir olayı ( İsmet İnönü’nün sağduyusu çözdü ), 9 Mart kalkışması ve tamamlanmış darbeler yakın misallerdendir.

Ancak 15 Temmuz darbe kalkışmasının üzücü yanı saydığımız kalkışmalar içinde en çok kanlı geçeni olmasıdır. Bir diğer özelliği de, ilk defa askerin bir kısmının er-erbaş seviyesinde halkla, Emniyet, MİT ile veya kendi aralarında çatıştırılmasına şahit olmamızdır. 27 Nisan bildirisinde böyle bir açık tehdit ifade edilmiş, hayata geçirilememişti. Hala bu bildirinin yargıya intikal etmemesi de başka bir eksikliğimizdir.

Türkiye, Merhum Demirel’in pasifliği aksine Sayın Erdoğan’nın başarılı liderlik sınavı, siyasi partilerimiz, özellikle ana akım medyamız ve halkımızın desteği ile bu kalkışmayı atlatmıştır.

Bunun muhtemel sonuçlarının ülkemiz için hayırlı olması için tüm yöneticilerimiz ve halkımızın kendi kritiklerini yapmaları gerekmektedir. Öncelikle darbeleri önleyecek demokratik anayasal kurumlarımız ve bağımsız sivil toplum anlayışımızı güçlendirmemiz gerekiyor. TSK daki emir komuta hiyerarşisinin önemini tekrar anlamış bulunuyoruz. Bölünmüş ordu, siyasallaşmış polis ve kutuplaşmış her an birbirine silah çekebilecek insanların bulunduğu toplumumuzun durumunu tekrar gözden geçirmemiz elzemdir. Din’nin gerek asker veya siyasal kurumlar içinde politik bir enstürman olmasına artık asla müsaade etmemeliyiz.

Beklenen, darbeler ve girişimleri ile dolu olan Cumhuriyet tarihimizin içinde , bu girişimin artık bir son olmasıdır. Yani Cumhuriyet tarihimizin , bu son olay Vakay-i hayriyesi olmasıdır.

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir