Ust Akil Gizli Orgutler Ve Uzman Gecinenler

Emperyalist güçler, derin dünya, Siyonizm’in bilmem kaç numaralı planı vb. tanımlamalara benim yaşlardaki az veya çok siyasetle ilgilenen sağ-sol kuşaklar aşinadır. Bugünlerde buna “üst akıl” tanımlaması da eklenmiş olundu. Maalesef katı ideolojiler veya tehdit algısıyla kenetlenmiş büyük grup kimliklerinin vaz geçilmez ögeleridir bu tür betimlemeler.

Suçluluk duygusu oluşturabilecek başarısızlıkları genelde somut tanımlamayı tercih etmeyiz. Yansıtma yolu veya ucu/başı belirsiz soyut bir kavrama, konuyu havale etmemiz bizler için uygun bir tercih nedeni olabilir. Her nedense insanları aidiyet esaslı kategorize etmeyi veya sosyal olayları metodolojik yorumlayanlara saygı göstermeden arka planını keşif etmeyi pek severiz. 70’li yıllarda içinde bulunduğumuz milliyetçi muhafazakâr gruplar her taşın altında Yahudi komplosu ararlardı. Sonradan bu iş biraz gelişti Tapınakçılar, Saint Germen kontu, Uzaylılar vs. devreye girdiler. Bildiğim kadarı ile I. Dünya savaşı kaosu esnasında İslam dünyasında Mehdi bekleyenlerin adedi yüksekçeydi. Bugünde İŞİD gibi yeni Mehdi orduları zuhur ederse fazla şaşmamak gerekir derim.

Bu paranoid boşlukları hiciv ederken söz konusu tanımların yokluğuna değil, itikat şeklinde kullanılışına itiraz şerhini de koymak isterim. Bir Müslüman olarak ifade etmek gerekirse “ Size bir kötülük gelirse iyi biliniz ki nefsinizdendir” , “ Hayır da, şerde Allah’tandır “ ayetleri hep gözümün önümdedir.

Yıllar önce 1995 de Arnavutluk’a gittiğimde uçaktan bakınca yerde mantar gibi biten Bunkerleri görmüştüm. Bu korunaklar yıllar boyunca Enver Hoca tarafından, dış tehdit gerekçesiyle inşa edilmiş. Kapalı bir ülke olduğundan da halk bu şekilde bu tip korkularla yönetilmiş. Bu bunkerler sonradan rejim çöküp, sınırlar açılınca da açık hava müzelerine dönüşüvermişler.

Aslında bizimde bunkerlerimiz de yok değildi. Komünizmin gelmesi, Sovyet işgali, Bulgaristan ve Yunanistan’ının bize savaş açması, irticanın gelmesi vs. gibi. Ak partinin adeta 2002 demokrasi devrimiyle Türkiye’nin ortak aklının kullanılmasıyla bunların birer hayal ve vehim olduğu anlaşıldı.

Gezi ve 17/25 Aralık olayları, toplumsal ve hukuksal ciddi birer karşılıklarının olduğunu kabul etmekle beraber, bu iki hadisede demokrasi tarihimizde ki herhangi bir iktidar için, ki ne kadar deneyimli olursa olsunlar, küresel ve devlet içi darbe niteliği olan ciddi birer kalkışmaydılar.

Ak partiyi yönetenler, fikir üreten kesimleri ve tabanı bu iki ciddi tehdit karşısında Sayın Erdoğan’ın liderliğinde bütünleşti. Bunun artık bir var veya yok olma sürecine dönüştüğüne karar verdiler ve yeni siyasetlerini bu olağan üstü duruma göre şekillendirdiler.

Psikologlar travma yaşayan veya kendilerini tehdit altında hisseden büyük grupların bireysellikten ziyade tamamen grup olarak davrandıklarını ve regresyona ( gerilemeye ) girdiklerini ifade ediyorlar.

2002 den itibaren hep gelecekten bahseden Ak Parti’nin bu iki olaydan itibaren geçmiş referanslarla, Osmanlı’nın kurtuluş mücadelesinden veya dış lobilerin yıkıcı güçlerinden sıkça bahsetmesi, çözüm süreci motivasyonunu kayıp etmesi tesadüf sayılmamalı. Dikkatten kaçırmamamız gereken önemli bir husus da Ak Parti’nin ana gövdesini oluşturan mütedeyyin yeni yükselmekte olan sınıfın Ak Parti’den önce yaşadıkları başta tesettür ve İHL hakir görülme travmaları ve kaygılarıdır. Muhalif medya ve çevrelerde her fırsatta adeta bu kaygıyı pekiştirircesine mesajlar vermekteler. Halkın bu kesimi Ak Parti dışında ki her hangi bir çözüme güvenmemekte ve gelinen noktayı artık bir varlık yokluk durumu olarak görüp kenetlenmektedirler.

Artık bu büyük kenetlenmiş grubun bu şartlarda tanımlayabileceği ( tanımsız ) en uygun dış düşmanın “üst Akıl” olabileceği anlaşılabilir bir şeydir. Ancak unutmayalım ki, Ak Parti’nin üstünde, ülkemizin ve coğrafyamızın geleceğinin sorumluluğu vardır. Ak parti ve ülkemiz ancak “Ortak Akıl” ile zorlukları aşıp, kaygılarının gerçekliği ile yüzleşebilecektir.

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir