02F28102 2EE5 4D9E B83D 18A0E19D548B

Geçenlerde bir Youtube kanalı için yaptığım Abdülhamit söyleşisi oldukça ilgi ve tepki çekti. Ağır ağabeyler nezaket ve sevgi içinde bu konuda sitemlerini bana ilettiler. Abdülhamit’in bir takım politik zaaflarının mahalle içinde konuşulmasının faydadan çok davaya zarar vereceğini hatırlatan epey telefon aldım. Tabi ki Abdülhamit’in bu zaaflarını yakalamaktan memnun olup, bunu tarihsel bir hesaplaşma aracı olarak sosyal medyada kullanmaya çalışan ayrı bir fanatik kesimin tutumu da işin cabası oldu. Anladığım kadarıyla biz tarihte kahramanları ve hainleri istiyoruz, bizlerden farkı olmayan sadece insan olmuş insanları pek tercih etmiyoruz. Bu da ayrı bir yazının konusu tabi ki.

Dava konusu olunca, hep aklıma Robert Kolej’in müdürü köktenci protestan/püriten George Washburn’un hikayesi gelir. Bilindiği gibi püritenler, papalık ve anlaşamadıkları Krallardan kaçarak Tanrı’nın krallığını kurmak için yeni topraklar arayışı içindeydiler. Amerika kıtasının kuzeyi ve doğusu onlar için paha biçilmez nitelikteydi. Yerleştikleri topraklara eski yerlerinin isimlerinin başına sadece new (yeni) ifadesini koymakla yetiniyorlardı. New England, New Jersey gibi. Çok katı eski Ahit kurallarını birey, aile ve cemaat bazında yaşayan bu topluluklar ticari ve eğitim girişimciliklerinde örnek oluyorlardı. “Misyon- Dava” yı gerçekleştirmek için fedakârlık yapıyorlardı.  Amerika’da yerleşen püritenler davalarının peşinde Tanrı’nın krallığı misyonunu kıtalar arasına da yayılıyorlardı.

George Washburn, bu anlamda “Robert Kolej başlangıçtan bir iman eseridir böyle de olacaktır Kolej mühründeki slogan ise ‘herşey Tanrı’dandır’ ” diyerek misyonun tamamlandığını, davanın ise sürdüğünü de belirtiyordu. Burada Dava, İbrahimi geleneğin bir bakıma semitik bir versiyonuydu.

Püritenler, misyon anlamında eski Ahit bakışıyla kendilerini seçilmiş kavim “chosen nation” kabul ediyorlardı. Bir bakıma Türk Sağı da Osmanlı torunu olan Türkiye Türklerinin, Tanrı tarafından özel bir misyon ile seçilmiş olduğu inancındadır. Bizdeki bu tarihsel sürece en uygun düşen “Gaza ideolojisi” veya “İlayi kelimetullah” kavramları bunun göstergesidir. Pürütenlerin “Tanrı krallığı” misyonuna uygun tabirleri, bizdeki “Allah’ın kelimesinin yüceltilmesi” tabirine karşılık düşebilir. Aynı şekilde bu durum eski Ahitçilerin “Yeni Dünya Düzenine” karşı “Nizamı Alem” ülküsünün karşılığıdır da. İki yaklaşımında her ne kadar hegemonik yanları varsa da evrensel-kapsayıcı yönleri de mevcuttur.

Özellikle Wittek ve Köprülü gibi tarihçi düşünürler tarafından Osmanlı imparatorluğunun heteredoks kökenli aşiret yapısından bir Cihan devletine dönüşümünde bu izah tez olarak ifade edilir.

Rivayet odur ki Balkanlar’daki Slav ve Yunan serf köylüler, Osmanlı ile birlikte özgürlüklerine kavuştular. Osmanlı, Balkan halklarına, öncelikle heteredoks Türk dervişleriyle güven verdi. Bunların gönüllerini kazandı. Bu bir bakıma Orta Asya’dan Balkanlara ve Orta Doğu’ya akan temiz bir gönül pınarıydı. Evrensel nitelikli insani bir mesajdı. Bu bugün bazı tarihçiler tarafından savunulan Osmanlı barışı (pax Ottomana) ütopyasıydı. Nizamı alem ülküsü veya İlayı Kelimetullah, mefkure ve Dava da aslında buydu.

Mahallede ise kendimi bildim bileli adeta bu hususlardan habersizce hep ayrı bir “Dava” meselesidir kendi başını almış gider. Pek de durmaz. Dava adamı olmak, dava için adam yetiştirmek, dava için siyaset yapmak, dava için fedakârlık yapmak belki daha ötesi gibi. Bu dava konusunun hepimiz çok önemli mübarek bir şey olduğunu addederiz ama ne olduğunu da sormak aklımızdan pek geçmez.

İşin biraz düşünsel ve inanç planına girdiğinizde Millî Görüş’ün, Ülkücü hareketin, Mücadele grubunun malum diğer grupların dava anlayışları detayda farklılık arz eder. İslam ülkeleri birliği, yeniden Turan ülküsünün tesisi veya gerçek milli devletin tekrar kurulması gibi. Bu anlamda bu davalar kendi çapında bir “ütopya” tanımının da karşılığıdır aslında.

Ancak ortak zihinsel arka planda 5 kıtada “adalet” ile hüküm süren şanlı geçmişimizi tekrar geri getirebilmek vardır. Osman Turan “Türk Cihan Mefkuresi [1]Tarihi” kitabında bu geçmişi geleceğe yönelik hedef koyarak özetlemiştir. Dava adamlarımızdan Necip Fazıl davayı “sonsuzluğu fetih etmek” veya Nurettin Topçu ise “ Ahlak davası” diye tanımlamışlar.

Mahalledeki 70’li yıllar gençliğimizdeki Akıncı, Ülkücü, Mücadeleci gibi adlandırmalar birer dava adamı karşılıklarıydı. Türk solunda devrimci tanımı sıkça kullanılırdı ancak dava adamı tabirine pek şahit olmadım. Bir bakıma bu dava tartışmaları bizler için pratikte nasıl bir iktidar tartışmalarıydı da.

Belki de bu fark Türk sağının cemaat anlayışı/yapısının farklılığından kaynaklanmaktaydı. Bu, sosyolog  Ferdinant Tönnies’in[2] cemaat ve cemiyet farkı tanımına da çok uymaktadır. Türk sağında bu iş bir bakıma bir cemaat meselesine dayanıyormuş gibi gözükmekte[3]. Genelde mahallede “Ağabeylik” bu anlamda önemlidir. Onlar, ne kadar yaşlansanız dahi hep üstte kalırlar, hep bilirler onları eleştirmek de pek mümkün değildir.

Mahallede genel bir eğilim de davanın makul bir romantizm-idealizm karışımıyla değil “kahtı-rical” [4]kavramıyla pratikte özdeştirilmesidir. Kahtı rical bir bakıma başta Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren millet- Anadolu evlatlarının, bürokrasi, siyaset ve iş hayatında bu kadroları dolduran yerli-milli zihniyette olmayan elitlerin işgallerinden dolayı hak ettikleri yerlere gelememesi durumudur. Bu açıdan Türk sağının kadrolaşmak, başarmaya çalıştıkları bir hedef olarak hep kalmıştır.

Püritenler eğitim, ticaret ve düşünce hayatında davaları doğrultusunda insanlığa katkı yaptılar. Bizim muhafazakâr emlak ve ticaret zengini burjuvazimiz davaları konusunda insanlığa neler kazandırdılar ayrı bir tartışma konusu.

Artık bugünün Türkiye’sinde Osmanlı’dan bu yana şans verilmeyen Anadolu gençlerinin çevreden-taşradan merkeze yürüyüşleri tamamlanmış durumda. Bugün baktığımızda artık “Kahtı rical” den bahsetmek mümkün gözükmemekte. Türk sağı 150 yıl öncesinin son hızla mutasyona uğramış Türkçülük, İslamcılık ve ulusalcılık versiyonlarının koalisyonuyla işin -kültürel kısmı- hariç mutlak iktidar. Anlaşıldığı kadarıyla bizde “Dava” da mutasyona uğramış durumda. “Dava” meselemiz iç-dış kaygılar ve komplo teorileri ile artarak hiç gündemden düşmüyor.

Görünen o ki bu mahallenin dava ütopyası ayrı mahallelerin ve dış dünyanın distopyası olduğu sürece bu dava hiç bitmeyecek.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1] Mefkure kısaca ülkü, ideal, gaye demektir. Ziya Gökalp, “ideal” mukabili olarak bizzat kendisinin türettiği mefkure kelimesini daha dar ve özel anlamda “milli ülkü” karşılığında bir terim olarak kullanmıştır. Bazı kimseler hala “hedef” ile “mefkure”nin ayrı ayrı şeyler olduğunu anlayamıyorlar. Hedef, istikbale; mefkure de maziye aittir. Hedef, şuurlu bir fikir, mefkure şuursuz bir duygudur. Hedef, zihindeki bir tasavvurdan ibarettir; mefkure ise, bizi arkadan iten, gizli bir kuvvettir. (Z. Gökalp)
_____________________________________________________
© Kaynak: 
https://www.lafsozluk.com/2015/01/mefkure-nedir-ne-demektir-anlami.html

 

[2] “Cemaatte bütün hizmetler cemaatin varlığı için adanmıştır ki, dayanışmanın esasını bu teşkil eder. Cemaatin bütün üyeleri gayesini benimser ve kıymetlerini kabullenirse, fedakârlık yapmanın da gereğine inanır. Her cemaat, üyesinden farklı derecelerde de olsa sadakat bekler ve bu sadakat cemaatin hayatiyet ve birlik duygusunun temelini teşkil eder” F.T a.g.e

[3] Mahalle kavramı ve cemaat konusunun geleneksel ve insani-fıtri bir yönünün de olduğunu düşünenlerdenim.

[4] A. T. Çelenk Türk Sağının Düşünce Atlası- Y. Kemal Akıncı röp. S. 515

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir