Menderesin Idami Ismet Inonunu Faktoru

“Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur”

 

Mustafa İsmet İnönü

 

 

1973 Aralık ayında ortaokul öğrencisiydim. İsmet İnönü vefat etmişti. Okul müdürü Hüseyin Bey tüm öğrencileri TRT’nin canlı cenaze yayınını izlemek üzere okul salonuna davet etmişti. Ailem Erzurum’un katı demokratlarından yeni Adalet partililerindendi. Muhafazakâr halkın geneli gibi İnönü’yü Yassıada sürecinden sorumlu tutarlardı. Babam İnönü’nün II. Dünya savaşı sonuna doğru aşırı temkinli davranmasının bize Ege adalarına mal olduğunu söylerdi. Ecevit’in yaşlı ve bir kulağı ağır işiten İnönü’yü yerinden etmesi de Ecevit’e mahallede sempati uyandırmıştı. Ama annem sırtımı sıvazlayarak “oğlum gene de Atatürk’ün hayatta kalan son arkadaşıdır gitmen gerekir” dedi ve beni töreni televizyondan izlemeye gönderdi.

 

90’lı yıllardaki Mehmet Tanrısever’in yapımcılığını yaptığı Çizme ve Sürgün filmleri dikkat çekiciydi. Zira İnönü dönemi jandarma baskısına bağlı Arapça ezan ve Kur’an öğrenimi yasaklarını, duygusal tonda yansıtıyordu. Bu bağlamda da özellikle Karadenizli dindar dostlar büyüklerinden işittikleri İstiklal mahkemeleri tarafından asılan yakınları hakkında sıkça öfke ve acıyla bahsederlerdi. İşin tuhafı İnönü döneminde olmayan bu idamlardan yine de bugün dahil İnönü sorumlu tutulurdu. Büyüklerimizin İnönü’den şikâyet ettiği bir diğer husus da siyasi söylevlerinde hiç Allah dememesiydi. Hatta anlatılırdı, İnönü’ye bir seçim gezisinde ısrar etmişler “paşam hiç olmazsa bu sefer Allah de” demişler. Paşa da meydandan ayrılırken sadece “Allahaısmarladık” diyebilmiş.

Anadolu çevresi veya Türk Sağı için merkezde var olabilmek önemliydi. Bu aynı zamanda I. Sınıf vatandaşlık anlamına da geliyordu. Anadolu muhafazakarları o zamanlar demokrasi ve özgürlüğün olduğu ortamlarda hukuklarının korunacağına inanmışlardı. Mahalle için bir diğer sorun da dini eğitimin yapılamaması, nafile ibadetlere baskılar ve ezanın da Türkçe okutulmasıydı.

1921 Anayasası iptali, Serbest Cumhuriyet Fırkası teşebbüsünün akamete uğratılması ve 1946 seçimleri komedisi mahallede büyük umutsuzluk ve suskunluk yaratmıştı. 1950 seçimlerinin yapılması ise mahallenin umut ve heyecanıydı. Bu vesileyle mahalle kendi kotlarınca vesayet odaklarıyla hesaplaşmaya girmişti. 1960 darbesi 1961 darbe teşebbüsleri 12 Mart 1971 muhtırası o dönem Askeri vesayet odağının halk iradesine tekrar müdahalelerinin silsileleriydi.

Tabi ki devrimin ve kuruluşun sert rüzgarlarından sadece dindar mahalle nasibini almadı. Liberal entelektüeller, Atatürk’ün yakın silah arkadaşları ve Kurtuluş savaşı milis kahramanları da bu tasfiyelerden nasiplendiler.

Soruşturma geçirenler, yargılananlar, sürgüne gönderilenler arasında idam edilenler hariç, batı cephesi komutanı Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir, Kuşçubaşı Eşref, Hüseyin Rauf Orbay, Çerkez Ethem, Halide Edip, M. Akif Ersoy bunlardan sadece bir kaçıydı.

Mustafa İsmet İnönü 1884’te İzmir’de Bitlisli tanınmış Kürt Kürümoğlu ailesinden bürokrat babası Reşit Efendi ve Bulgaristan Razgart kökenli ulema bir ailenin kızı Cevriye hanımın evladı olarak dünyaya geldi. Öğrenim hayatı sonraki askerlik kariyeri gibi başarılıydı. Kariyeri ve yükselişi adeta Osmanlı bürokrasisindeki meritokrasi-liyakat sisteminin tipik bir örneği idi. Mustafa Kemal Paşa da bunun farkında olduğundan sıkça anlaşmazlığa düşse de İnönü’ye hep güvendi ve yanından pek ayırmadı. Tarihimizde kritik Mudanya, Lozan, Musul görüşmeleri ve Müttefikler- Winston Churchille ile Adana tren görüşmelerinde hep İnönü’nün diplomatlığı ön plandaydı.

İnönü kurallar ve kanunlar adamıydı. Çiçeği burnunda Cumhuriyetin başta demokrasi olmak üzere kurumlarının sürdürülebilmesinde tarihsel rol oynamıştı. 1921 uzlaşma meclisinden 1923 meclisine giden yolda Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Yunus Nadi ve Ahmet Ağaoğluların oluşturduğu Gar komisyonuna dahil olmadı.[1]

Bir rivayete göre de Atatürk ile uzlaşmadığı hususlardan birisinin Harf devriminin zamanlaması olduğu iddia edilir.[2] İnönü’nün ölene kadar Osmanlıca not aldığı da bilinmektedir. İnönü’nün İstiklal mahkemelerine ve prensip olarak uygulamalarına da karşı olduğu malumdur. İnönü’nün en büyük avantajı Atatürk’ün yanında onun güvenini kazanan ve eleştirebilen belki de tek kişi olmasıydı.

İnönü, İzmir Suikastı davası gibi hususlar gerekçe gösterilerek cezalandırılmaya çalışılan Kazım Karabekir ve Hüseyin Rauf Orbay gibi İstiklal savaşı kahramanlarına sahip çıktı. Atatürk’ün vefatından sonra başta Kazım Karabekir olmak üzere eski silah arkadaşlarından bir kısmının parlamentoya girmelerini sağladı. Sürgündekilerin bir kısmının dönmesine kolaylık gösterdi.

İnönü’nün II. Adamlığı zor bir döneme denk düşer. Milli Şefliği 1938-50 arası 1929 ekonomik buhranının etkileri ve II. Dünya savaşı yıllarıydı. Ülkenin İngiliz ve Alman baskısına rağmen savaşa girmemesi, belki de bu ülkeyi savaş sonrası bir Soğuk savaş Sovyet Cumhuriyeti olmasından kurtarıyordu.

CHP için layık görülen yokluk-kıtlık ironisi de bu dönemlerin hatırasıdır. Bu dönemde şeker fabrikaları gibi devlet yatırımları Anadolu’ya yayıldı. Buralarda teknik bir dünya ile tanışan çalışan tarım toplumunun unsurları bugünün KOBİ’lerinin temellerini oluşturdular

İnönü Cumhurbaşkanlığı döneminde, 1948’de CHP, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imam, hatip, vaiz ve yüksek din okulları açılması için Meclis’e kanun teklifi verdiler. Teklif sonucu İmam Hatip okulları açılmadı ancak 10 ay süreli İmam Hatip kursları açıldı. 1949 da ise Ankara İlahiyat Fakültesi açıldı. Bu süreçte İnönü’nün son atadığı İslamcı düşüncenin önderlerinden Başbakan Şemsettin Günaltay’ın büyük rolü vardı. Günaltay aynı zamanda DP’den önce de Arapça ezanın yasak yaptırımlarını kaldırtan kişiydi.

Atatürk’ten sonra İnönü zamanın da ruhuna uygun olarak “Milli Şef” ve ikinci adamdı. Oldukça otoriter bir rejimle 1946-50’lere ulaşıldı. Artık iktidar değişimini sadece hür dünya değil halk talep ediyordu. Çoğu otokrat gibi İnönü hazır olan orduyu arkasına alıp devam edebilirdi. Ancak yapmadı, ülke demokrasi tarihinin önünü açacak esnekliği gösterdi.

Rivayete göre seçim sonuçları belli olduktan sonra I. Ordu komutanı Fahrettin Altay Paşa Cumhurbaşkanı İnönü’nün yanına gelir ve derki; Sayın paşam müsaade edin bu seçime hile karışmıştır deyip güruhu dağıtalım işleri yoluna koyalım. İnönü ise hayır hür dünyaya söz verdik, millet iradesi böyle tecelli etti demokrasiye geçiyoruz bu işin gereği bu der. Devir teslimden sonra korumasız sade bir vatandaş gibi Çankaya’dan Köşk’ten Pembe Köşk evine doğru yürüyerek yola koyulur. Dönemin yeni yöneticilerine de bizzat tebrike gider.

DP dönemi siyaset son dönemlerde gerginleşir. İnönü Uşak’ta taşlanır da. Ama her zaman devlet-siyaset-ordu ilişkisinde demokrasi lehine hep ağırlığını koyar. Darbeden sonraki ilk seçimlerde Adalet Partisinin kazanmasına karşı hazırlanan darbe oyununu bozar. İhtilalci Albay Talat Aydemir krizini ustalıkla çözer.

Bugün geçmişe metaforik olarak baktığımızda, Mustafa İsmet İnönü’yü denklemden çıkardığımızda yerine Harbiye arkadaşlarından biri olsaydı, devrimlerden sonraki normalleşme, II. Dünya savaşındaki Türkiye’nin pozisyonu, DP ile demokrasiye geçişin sağlıklı organize edilmesi veya Askeri vesayetin demokrasi lehine dengelenmeye çalışılması gibi hususlarda neler olabilirdi pek düşünülmek bile istenmez.

İnönü tabi ki hepimiz gibi hatasız değildi. Gayrimüslimler ve tek tip bir kimlik yaratma baskıları gibi konularda zamanın ruhuna uygun uygulamalarda tartışılmaz sorumluluğu vardı. Abdülhamit gibi siyasi muhaliflerine toleranslıydı. Belki de ironi olarak Abdülhamit sadaretten inince onunla nasıl bir hesaplaşmaya gidilmemişse, İnönü’de her zaman muhalefetteyken de mütevazi ailesiyle halkın içinde korumasız gezebilecek bir vicdandan kaynaklanan özgüvene sahipti.

İnönü mazbut yaşamı ve kurallara bağlılığı ile yokluğunu çektiğimiz gerçek bir devlet adamıydı. Başta CHP helalleşme çağrısı yaparken, Osmanlı bürokratı, Cumhuriyetin Milli Şefi ve sade CHP milletvekili İsmet İnönü’yü toplumun muhafazakâr kesimlerine de iyi anlatabilme becerisini gösterebilmeliydi.

Türk Sağı için tarihteki İnönü, her şeye rağmen devrimlerin bazı haksız uygulamaları şiddetinden kaynaklanan yönlenmiş öfkenin muhatabı olmayı hak etmiyor.

 

 

[1] Murat Sevinç- Dinçer Demirkent Kurtuluşun ihmal edilmiş istismarı 1921 Anayasası ve Tutanakları- İletişim Yayınları

[2] Abdi İpekçi- Düşünenlerin düşünceleri-Milliyet

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir