Türk sağı ve HDP

HDP VE BATI’DA RADİKALLEŞME

HDP eş genel başkanı Mithat Sancar İzmir’de HDP binasında katledilen genç kızın cenazesinde atılan PKK sloganları eşliğinde cenaze sahibi ailesi dahil gençlerden oluşan hazirunun tepkisi karşısında ürktüğünü belirtiyor ve Batıdaki metropolde yaşayan özellikle işsiz Kürt gençlerinin, kendilerini ifade ve temsil etmekte HDP’nin çok yetersiz kaldığını toplumsal sürecin buraya evirildiğini de ilave ediyordu.

Yazının başlığı “Türk Sağı ve Kürt Sorunu” da olabilirdi. Ancak Kürt sorunu eşittir HDP tanımı zihnimde gerek şartı tanımlamakta, ancak yeter şartı ise tanımlayamamakta.

Radikalleşen bu gençlerin sosyal mekân olarak kullandıkları HDP binalarının dışarıdan bakanlar için PKK ile kolayca ilişki kuracakları bir görsellik oluşturduğu açık bir gerçek.

Ülkemizin batısında yaşayan Kürt vatandaşlarımızın sayısı yaklaşık dünya Kürt nüfusunun üçte bir miktarıdır denebilir. Bu nüfus ve yer değiştirmelerin önemli kısmı, 20. Yüzyıldan bu yana politik veya güvenlik nedenleriyle dalga dalga gerçekleşmişti.

90’lı yılların güvenlik politikaları sonucu köy boşaltmalar veya terörle mücadele yöntemlerinden kaynaklanan sebeplerle Batıya özellikle Ege’ye yoğun göç yaşandı. Bu trajedinin sevindirici yanı, devlet ya da PKK’dan rahatsızlıklarından dolayı göç eden Kürt nüfusun, tercihlerini bölgesel Kürt yönetimi veya Avrupa’dan değil de Türkiye’nin batısından yana yapmaları olmuştu.

Araştırmalara göre Kürt gençlerdeki radikalleşme oranı Türkiye’nin doğusundan ziyade batısında artmakta. Kürt coğrafyasında göçler ve yer değiştirmelerle feodal bağlar parçalanmakta. Aşiret kültür ve geleneği artık kaybolmakta. Tekke ve medrese örfünün etkisi belirli bir noktadan sonra toplumsalda kaybedilmekte. Parçalanan feodal aile yapısından çekirdek aile yapısına geçen metropolde yaşayan meslek ve iş sorunu olan gençler sert bir radikalleşme sürecindeler.

KÜRT SORUNU

Osmanlının yıkılış sürecinde batı ile İttihat Terakki yapısı içinde karşılaşan Kürt aydınlar, Türk aydınlarla ideolojik benzer bir sürece girdiler. Kürt Teali Cemiyeti, Harbiye mezunu ve kurtuluş savaşında yararlıklar göstermiş Ağrı Kürt isyanında devlete büyük zayiat verdirmiş

İhsan Nuri Paşa bunun somut örneklerindendiler.

Osmanlı yıkılırken Kürt sorununu miras bırakmıştı. Sorun Kürtlerin statü problemiydi. Cumhuriyet kurulurken homojen ve tek tip bir ulus devletin oluşturulması, Kürt kanaat önderlerinde hayal kırıklığı yaratmıştı. Devlet ve Türk sağı konjonktürün de avantajıyla inkâr ve asimilasyon politikalarında ısrar etti. Devleti yönetenler sorunu, bedelleriyle bugün de olduğu gibi bazı olumlu adımlarla öteleyebildi.

Kürt sorunu sadece Türkiye’nin değil aynı zamanda Ortadoğu’nun bir sorunudur.

MUHAFAZAKÂRLIK VE SOSYALİST KANATTA KÜRT SORUNU

Kürt sorunu ve bu soruna karşı ilgili Kürt siyaseti çoğu yerde olduğu gibi sağ-muhafazakâr-feodal ve sol- sosyalist eksende statü talep etmekte.

Türkiye’de de Kürt siyaseti benzer yolu takip etmiştir. Şeyh Sait’ten Melik Fırat’lara uzanan muhafazakâr zincir kendisini AP, DYP, ANAP veya Ak partide ifade etti. Belirli bir oranda dernekler, bazı cemaatler veya Hüdapar’ı da bu çevrime katabiliriz.

Dünyadaki 68 kuşağı sol hareketler G. Amerika, Asya ve Afrika’daki Marksist silahlı halk kurtuluş ordularına örnek teşkil ediyordu. Özellikle Filistin Kurtuluş Örgütü’nün terör eylemleri o dönemlerde dikkat çekiciydi. Kürt sol hareketi ise kendisine Türk solunun silahlı mücadele-terör ile halk devrimi kanadından etkilenerek PKK’yı 80’lerin sonuna doğru kuruyordu. Bilindiği gibi PKK’nın kurucu çekirdek kadrosunda Türk ve Türk solu kökenli kişiler de etkindiler.

SOL KÜRT SİYASETİNİN SİSTEM İÇİNDE TEMSİLİ

PKK terör eylemleri dışında kitlede taban bulmaya başlayınca aynı ideolojik çerçevede hiyerarşik bağları tartışmalı ancak temel muhatap kitlesi aynı demokratik siyaset içinde kendini ifade etmeye çalıştığını iddia eden partiler kuruldu. HEP, HADEP, DEHAP ve HDP bunlardan ardışık birkaçıydı. Bu partiler parlamentoya girdiler ve belirli süre içinde de kapatıldılar. HDP’nin davası da bilindiği gibi sürmekte.

Her bir parti, devlet ve Kürt siyaseti için acı da olsa tecrübeydi. Her bir partiyi kapatma, yeni bir radikal başlangıcı oluşturdu deneyimleri sıfırlattı. Ayhan Bilgen’in değimi ile kapatma süreçleri Devletin ve örgütün radikal kanatlarını hep memnun etti.

HDP deneğimi, devletin Kürt sorununun çözümüne ilişkin attığı iki önemli adım “Açılım” ve “Çözüm” süreçlerine denk geldi. Bu aynı zamanda HDP’yi Türk solu ve muhalefeti nezdinde güçlü ve temsil edilir kıldı. HDP’nin %14’lere ulaşmasında Kürt siyaseti kadar Türk solu ve muhalefetin önemli bir katkıları oldu. Bu güçlenme ve romantik Türk solu rüzgarının Suriye savaşına, PYD’nin statü kazanmasına denk gelmesi devlet içinde bir hassasiyeti tedirgin etti ve bir şekilde karşılıklı hatalarla bugünlere gelindi.

DEVLET POLİTİKALARI TÜRK SAĞI VE HDP

Bugün Türk sağının HDP antipatisi ve ürkekliğinin Kürt sorununa ilişkin olduğu kanaati yaygındır. Ancak burada geçmişle kavramları, sloganları ve diskuruyla birlikte Türk soluyla arası pek de iyi olmayan Türk sağına, HDP ve Demirtaş’ın bu görüntüsünün farklı bir Ecevit Türk solu çağrışımı yaptırdığı da göz önüne alınmalıdır.

Geçenlerde Milli Savunma Bakanı son birkaç yılda 7 bine yakın teröristin etkisiz hale getirildiğini açıklamıştı. Ben kendimi 90’lardan bu yana hatırladığım kadarıyla siviller dışında 40 bin civarında PKK’lı etkisiz hale getirildi. Siyasetçiler periyodik olarak benzer etkisizlik açıklamalarını hep yapmaktalar. PKK ve PYD ise dış konjonktürün desteği ile de siyasi etkinliklerinden fazla bir şey kaybetmemekteler. Tersine radikalleşen genç kitle üzerinde propaganda güçlerini korumaktalar.

Türk sağının öncelikle beka kaygıları için bölgesel anlamda da bakış açısı muvacehesinde Kürt solu kadar Kürt sağını da önemsemesi gerekiyor. Sürekli teröristleri öldürmekle terör bitmiyor. Radikalleşmeyi önemsemeyerek veya bilmeyerek de olsa teşvik etmekle de terör bitmiyor. Sorunları güç kullanarak öteleme, gelecek kuşaklara daha yüksek maliyet bırakmakta.

HDP’yi tutuklamalar, kayyumlar veya kapatmalarla hırpalamak ve etkisizleştirmek siyaset açısından kısa vadede sonuç alıcı gözükmekte. Bu tarzın toplumsal maliyeti ise iç açıcı değildir.

HDP’nin PKK ile hiyerarşik bağını da ispatlamak pek mümkün değildir. Ancak HDP’nin PKK veya KCK ile bağına ilişkin cari hukuka göre delillendirme de pek zor olmayacaktır. Devlet eksiklerine rağmen yıllardır terörle mücadele konseptini kararlılıkla uyguladı ilaveten Ankara’daki siyasi mücadeleye ise git geller içinde de olsa da kapıyı açık bıraktı. Parti kapatmakta zorlaştırıldı. Bu kapatma girişimi bu sürece aykırılık teşkil etmekte.

HDP OYLARI VE TÜRK SAĞI

HDP’ye oy veren 6 milyon civarında Kürt vatandaşın önemli bir kısmının PKK’nın varlığından bizler gibi rahatsız olmadıkları da açıktır. Bu 6 milyonun tercihlerinin bu noktada olmasının sorumluluğunu HDP’de değil de kendimizde aramamız da gerekmektedir. Tersine radikal bir genç kızımızın katledilmesinde bile istisnalar dışında Sağ siyasilerimiz başsağlığında bile tereddüt gösterilmektedir.

Türk solu, ötekiler ve Kürt sorunu ile pek arası iyi olmayan Türk sağı, HDP tabanına karşı “Kürt kökenli kardeşlerimiz” söylemi dışında hiçbir ilişki modeli üretememektedir.

Türk sağı HDP kitlesinin duygularına saygı göstermeği öğrenmelidir. Ortak duygu bağı önce saygı ile başlıyor. Bunlar terörist bunlarla işimiz olmaz diyorsanız siz ayrı bir evrende yaşıyorsunuz demektir. Kimse sizden terör örgütü veya tanımını değiştirmenizi beklememekte. Pekâlâ sağ siyaset için bir üçüncü yol mevcut olabilir. Ortak aidiyetin güçlenmesi buna bağlı. Muhafazakâr taban da bu ortak duygu bağını sağ siyasetin liderlerinin kararlı tavırlarında görebilecektir.

SONUÇ

Başta ifade ettiğimiz gibi Kürt seçmen tamamen HDP’de kendini ifade etmemektedir. Hala Ak partinin alabildiği azımsanmayacak bir seçmen desteği mevcuttur.

HDP sistem dışı popüler sol tavırlarıyla Türk solu ve tepkilerini ifade etmek isteyen tüm ötekilerin ilgisini bir şekilde çekmektedir. HDP’nin bu ilgiye layık olması ise statükoyu hiç değiştiremeyen Türkiye siyasetinin ayrı bir konusudur.

Bu bağlamda tüm ötekilerin partisi işlevini gören ve PKK sempatizanı kitleyle illiyet bağı olan HDP, Muhafazakâr kitleyi, bağlı biçimde Türk sağ siyasetini ürkütmektedir. HDP içinde Kürt siyaseti dışından gelen demokrat ve Türk sağ kökenli unsurlara maalesef cezalandırılırcasına yaptırımlar uygulandı. Bu siyasetçiler ile devlet ve Türk sağı aynı dil ile kolay dönüştürücü iletişimi kurabiliyorlardı. Maalesef bu siyasetçiler politik gerginliklerle küstürüldü. Radikallere her zaman söz hakkı doğdu.

Radikalleşen ve aidiyet hissi gün geçtikçe azalan toplumsal kesimleri her zaman caydırıcılıkla stabil hale getiremeyebilir veya sorunu öteleyemeyebilirsiniz.

Doğru tanımlanmış bir çözüm süreci Türkiye’nin iç ve dış Suriye siyasetini rahatlatacaktır. Hırpalanmamış ve yapıcı bir HDP, radikallerin ayrıştırılmasında veya dışarıda demokratik süreçlere entegrasyonda hala bir ara yüz işlevi görebilecektir.

Not; Bu yazım Karar gazetesi Görüşler bölümünden alınmıştır.

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir