Uzlaşma

Yenikapı mitingi, toplantıya davet edilemeyen parlamentodaki Kürt siyasi hareketi dahil, tüm kesimlerde temkinli bir iyimserlik yarattı. Bu iyimserlik havası o kadar yüksek ki, mitingde Ak Parti’nin temsil ettiği muhafazakar ritüeller ve sembollerin baskın olması, Hulusi Paşa’nın konuşma yapması gibi eleştirilen hususlar bile muhalefetin gündeminde kalamadı..

Dolaylı da olsa ilkesel eleştirilerini miting alanında ortaya koyan Sayın Kılıçdaroğlu’na, mizacı ve politik tarzı gereği cevap vermesi beklenen Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın ortamın havasına destek vermek amacıyla konuşmayı pas geçmesi de sevindirici diğer bir husustu.

Her ne kadar, istatistiklere göre mitinge katılanların % 85 ‘i Ak Parti tabanını teşkil etse de, bayrağını kapıp oradaki havayı teneffüs etmek isteyen CHP’li seçmenin sayısının da az olmadığı ifade edilmekte.

 

Kafalarda doğal olarak oluşan iki temel soru:

 

  • Ortak tehdidin ciddiyeti karşısında bir araya gelen liderler orta vadede bunu devam ettirebilmek için gerekli olan siyasi koşulları sağlamak adına bir yol haritası oluşturacaklar mı?
  • Bu uzlaşma arayışının toplumsal tabana olan yansımasını uzun vadede görebilecek miyiz?

 

Siyasilerde birbirlerine karşı itinalı dil kullanımı devam ediyor. Ancak söylemlerin kendi sertliği, tabanların radikalleşmesine de katkıda bulunuyor.

Toplumsal tabanlardaki yaşam tarzı dokunulmazlığı ve ortak gelecek belirsizliği kaygısı, ideolojik zeminden kaybolup, kişiler veya sembollerin farklılığı üzerinden tanımlanıyor.

Gerginlikler, artık grup bireylerini “Ben sen yok, biz varız“ noktasında sabitliyor. CHP’de ve Ak Parti’de kendi bakış açıları doğrultusunda tanımladıkları “Kurucu değerlere/ Öze dönme “ tartışmaları başlamış durumda. Bu tartışmaların anlama anlaşılma ve geleceği birlikte kucaklama amacıyla yapılması normalleşmeye kapı aralayacaktır. Aksi takdirde bizi daha geriye götürüp, toplumsal “Psikolojik Gettolar“ ‘ın oluşmasına katkı sağlayacaktır.

Dolayısıyla siyasi liderlerin ortak tehdit karşısında zorunlu/geçici birliktelik algılarını değiştirebilecek, topluma ilkeler ve kurucu değerleri ( Anayasal zeminde ) konusunda bir uzlaşmaya gidebilecekleri güvencesini vermeleri gerekiyor. Bunun yolu da kısa ve orta vadeli ortak mutabakat konularını kamuoyu ile paylaşmalarından geçiyor.

İki farklı siyasi ekolün en az kendi tabanları kadar, karşıt tabanın kaygılarını da izlemeye yönelik, geleceğe dönük somut projelere ihtiyacı var. Örneğin, Ak parti CHP seçmenine 2023 Türkiye’sinde, seçmenin kendi duyarlılıkları doğrultusunda, mesela “Yaşam tarzı” güvencesinin geliştirilmesinde, aynı şekilde CHP, Ak parti tabanına kendi iktidarında “ Kamuda başörtüsü özgürlüğü “ konusunda neler önerebilir vb. Gibi.

Her ne kadar Ak Parti bu konuda daha fazla yol almış gibi gözükse de, her iki parti de geleceğe yönelik toplumsal tasarımını karşı tabanın kaygılarını giderebilecek kadar netleştirebilmiş değil. Yeni bir anayasanın temelini teşkil edecek sosyal bir kontrat taslağı taraflarda mevcut gözükmüyor.

15 Temmuz sonrası siyasette görmeye başladığımız karşılıklı jestlerin en güzel örneğini Tunus “ Nahda hareketi “ nde politik bir fedakârlık göstererek vermişti.

Bir başka soru işareti de farklı gruplar arasında sosyal geçişkenliğin nasıl sağlanacağı ile ilgili. Yani psikologların “ Delikli peynir “ modeli. Çok ilginçtir geçişgenlik alanlarından en mütevazi örneği geçenlerde bir akademisyenimiz metro ve marmara ray sistemlerimizi vererek anlatmış. Yani yatay-dikey tanımlı farklı toplumsal tabakaların metro/marmaray üzerinden bir araya gelmelerinin olumlu katkısını.

Belirttiğimiz gibi artık siyasal aidiyetlerimiz ve karşıtlıklarımız ideolojiler veya farklı yorumladığımız değerler üzerinden değil, kimlikler ve şahıslar üzerinden yapılmakta. Bu doğrultuda psikolojik sınırlarımız eleştiriye tahammül edememekte.

Bu koşullarda, ortak bir hayal ve gelecek tasarımını nasıl üretebiliriz? Üçüncü bir yol arayışına ilişkin yeni bir doktrin inşası mümkün müdür ? Siyaset üretme sorumluluğu taşıyan karar vericilerimiz için temel sorular bunlar olarak gözükmektedir.

 

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir