Terör Ekonomisi

 

Genç yaşlarımızda terör örgütü olarak Alman Kızıl Ordusu, İtalyan Kızıl Tugayı veya Filistin Halk Kurtuluş Ordusu gibi örgütleri duyardık. Bu örgütler özellikle tanınmış politikacılar ve iş adamlarını kaçırırlar, fidye talep ederler veya öldürürlerdi. Tabi bu örgütlerin bir kısmı ideolojik düzen değişikliğini, FKO gibileri ise Filistin halkının özgürlüğünü talep ederlerdi.

Terörün tanımı Fransız ihtilal mahkemeleri ile gelişti. Benim anladığım ise siyasi bir amaç uğruna masumların can ve mallarının zarar görmesidir. Bu yapıların “ Kutsal siyasi amaçları” için nasıl kendileri ve üyeleri ile çelişebildiğini anlamamızı kolaylaştırabilir diye, hep terörün ekonomisi ve psikolojisini merak etmişimdir.

Konunun uzmanı Loretta Napoleoni’nin terörün ekonomisi konusunda ilginç tespitleri var. Öncelikle bu örgütlerin ciddi birer ekonomisi olduğunu ve terörün bir iş modeli olduğunu vurguluyor. İtalyan Kızıl Tugayların yıllık cirosunun 200 milyon Euro’ya vardığını ve bu tip yapıların sürekli nakit akışına ihtiyaç duyduklarını tespit ediyor. Yönetim kadrolarının artık birer business man (iş adamı) gibi davranmaya başladıklarını söylüyor. Siyasi görüşlerin sadece kült lider veya kadrosu tarafından alındığını, üyelerin bunu sorgulayamadığını ilave ediyor. Ayrıca II. Dünya savaşı sonu terörü devletler finanse ederken, sonra terörün özelleştiğini, şimdide küreselleştiğini ve artık farklı bir uluslar üstü ekonomisi olduğunu belirtiyor. Bu konuda örnek olarak Nikaragua’yı veriyor.

Nikaragua’daki Kontra’lar, CIA tarafından yaratıldı, ABD kongresi tarafından hukuki olarak finanse edildi, Reagan hükümeti tarafından ise hukuk dışı olarak; Iran-Contra Olayı gibi gizli operasyonlarla finanse edildi. Sonra 1970’lere, 80’lerin başına geldik: Bu dönemde bazı gruplar, başarılı bir şekilde özelleştiler. Sponsorlarından bağımsız hale geldiler, ve kendi kendilerini finanse edebilmeye başladılar diyor Loretta Napoleoni . Aşağıdaki görüşlerini de ilave ediyor;

“Bu dönemde de, hem hukuki, hem de hukuk dışı faaliyetler sürdü. Örnek olarak, Arafat; Lübnan ve Suriye arasındaki Beka Vadisi’ndeki haşhaş kaçakçılığından yüzde alıyordu. Kuzey İrlanda’daki özel taşımacılık sektörünü kontrol eden IRA da aynı şeyi yaptı. Dolayısıyla, Belfast’ta taksiye binen herkes, bilmeksizin, IRA’nın finansmanına katkıda bulunuyordu.

Ama tabii gerçek değişim, küreselleşme ve deregülasyonla gerçekleşti. Bu dönemde, silahlı örgütler birbirleriyle finansal olarak da bağlantı kurdular. Daha da önemlisi, suç dünyası ile ciddi iş ilişkilerine girdiler. Ellerindeki kara paraları, aynı kanalları kullanarak akladılar. Bu dönemde, milletler üzeri bir silahlı örgüt olan El Kaide’nin doğuşunu görüyoruz. Bu örgüt, sınırların ötesinde farklı ülkelerde hem para toplayıp, hem de saldırı düzenleyebilen bir örgüt.

Deregülasyon, haydut ekonomiyi de beraberinde getirdi. Peki, “haydut ekonomi” nedir? Haydut ekonomi, tarih boyunca sürekli arka planda gizlenen bir kuvvettir. Küreselleşme gibi büyük değişimler sırasında yüzeye çıkar. Bu tür zamanlarda siyaset ekonomi üzerindeki kontrolünü yitirir, ekonomi, bizim aleyhimize çalışan bir haydut kuvvetine dönüşür. Bu olay, tarihte daha önce de yaşandı. Roma İmparatorluğu’nun yıkılışı sırasında da gerçekleşti. Sanayi Devrimi sırasında da bu oldu. Şimdi de, Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla yeniden gerçekleşti.”

Bu anlatımdan yola çıktığımızda; şu gün dünyamızda devletleşmeye çalışan bu tür yapıları görebiliyoruz. Tabi İsrail devletinin kuruluş aşamasında ki yeraltı terör eylemlerini de göz önünde bulundurarak. Bunlar devlet gibi davranmaya çalışıyorlar, vergi topluyorlar, ticari faaliyet yapıyorlar, mahkemeleri ve 3. Küresel / yerel şirketleri var. DAEŞ, Hizbullah veya Kandili ( PKK ) bu tür yapılara örnek verebiliriz. Yıllık cirolarının da milyar dolarları aştığı bilinmekte.

Dünya sisteminde bu yapıların ekonomileri kendilerine bir çeşit yol bulabiliyorlar. Doların senyorajı hakkı ABD’de olduğundan 11 Eylül sonrası Amerika, dolar sirkülasyonunu denetlemeyi kısmen başarabildi. Kurallar koydu. Dolar bu tip yapılar için tercih edilebilir olmaktan çıktı. ( Belki de son dönemdeki Zerrab davası böyle okunabilir). Euro ve altına geçmeyi tercih ettiler. AB’nin kendi iç sorunları ve farklı mekanizması nedeniyle para biriminin bu tür akışını denetlemesi daha zor gözükmekte.

Terörle siyaset yapan bu tür yapıların beslenme kaynaklarının önemli bir kısmı devletlerdir. Bu tür örgütlerin finansmanı devletler arası rekabet alanına da girmektedir.

Misal olarak, Suud’un savaşçı selefilere desteği bu kadar göz önündeyken ABD Körfez ülkelerine veya Türkiye, Rusya gibi bazı ülkelere neden müdahale edemiyor sorusu akla gelebilir. Bu ancak gözüktüğü kadarıyla uluslararası bir ambargoyla mümkün olabilir. Kısmen geçmiş İran örneğindeki gibi. ABD veya AB’nin çıkarı olan bir ülkeyi terörü finanse eden ülke statüsüne alması zor gözüküyor.

Terörün ekonomisiyle mücadelenin önemli olduğu tartışılmazdır. Ancak Ekonomi bilimi, bir yerde ekonomik faaliyetin olmasının sosyal ve psikolojik zeminini gerekli görüyor. Terörün her türlüsüyle baş edebilmenin başlangıç şartı doğru siyaset üretmek ve bu işin psikolojisini çözmekten geçiyor.

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir