Türk Askeri Kut’ül Amare’de

 MURAT GÜZTOKLUSU

TBMM başkanı ve Başkumandanı sıfatıyla Gazi Mustafa Kemal’in “Özdemir Bey’e” hitaben iletilen 1 Şubat 1922 tarihli Başyönerge ile oluşturulan bir müfreze ile 22 Hazira 1922’de Revanduz’a gelen Şefik Özdemir, bu yöredeki Kürt oymaklarını örgütleyerek 31 Ağustos 1922’de İngilizleri ve işbirlikçilerini Ranya yakınlarındaki Derbent Boğazı’nda bozguna uğratmıştı.

Derbent Zaferi ardından Şaklava, Ranya, Köysancak gibi kasabaları kurtaran Özdemir Bey, etki alanını Süleymaniye’ye kadar genişletmiş, İngilizlerin apar topar uçaklara atlayarak oradan kaçmasına yol açmıştı.

İngilizler, Özdemir önderliğindeki bu kurtuluş hareketini durdurmak için 21 Mayıs 1919’da Süleymaniye’de kendilerine karşı Kurtuluş Savaşı’nın ilk örgütlü direnişini başlattı. Şeyh Mahmut Berzenci’yi tutsak olduktan sonra sürgüne gönderdikleri Hindistan’dan geri getirerek kurdukları bölgesel yönetimin başına getirdiler. Yanına da onu sürekli gözetlemek ve denetlemek için ünlü casusları Binbaşı Noel’i atadılar.

Ancak Özdemir Bey’in Süleymaniye’ye gönderdiği Yüzbaşı Fevzi, Şeyh Mahmut ile gizlice görüşerek değişik seçeneklere göre 3 Kasım 1922 tarihli çok önemli raporuna yansıttığı bir durumu değerlendirmesi yaptı ve Revanduz ile Süleymaniye’nin ilişkisini ve dayaışmasını sağladı. Daha sonra yapılan yazışmalarla Özdemir Bey, Şeyh Mahmut’u Süleymabniye Kongresi’ni toplayarak Temsil Heyeti Başkanı sıfatıyla Türkiye’ye bağlı bölgesel yönetim kurulmasına ikna etti. Kongre için Yüzbaşı Fevzi ve iki arkadaşının tekrar Şeyh Mahmut’a yolladı.

 

“GAYRIMEŞRU İSTİKLÂL’İ REDDEDEN KÜRT RÜESA VE EKABİRİ”

Özdemir Bey’in Süleymaniye’ye gönderdiği Yüzbaşı Fevzi Bey, Kaymakam Remzi Bey ve eski Süleymaniye Milletvekili Ahmet Tâki Bey bölgeyi ve insanlarını çok iyi tanıyan siyasal konulara hakim bilgili ve yetenekli kişilerdi. Daha önceki diplomatik ve politik görevlerini başarıyla tamamlayıp önemli bir deneyim ve birikim sağlamışlardı. Bu tarihsel görev de onlara düşmüştü. Bu muhteşem üçlü 25 Ocak’ta Süleymaniye’ye vardılar. Şeyh Mahmut ve halk tarafından sevinç ve coşkuyla karşılandılar.

Zaman daralıyordu. İngilizler kendi yandaşları olan Seyit Taha, İsmail Simko ve Ebubekir Selim’den oluşan işbirlikçi fraksiyonu kullanarak Kürtsever kesilmişler, halka ve oymaklara “istiklâl” çağrıları içeren bildirler dağıtıyor, uçaklardan yerleşim yerlerine attırıyorlardı. İngiliz parasıyla ve propogandasıyla bu tuhaf “istiklâl” oyunu Şeyh Mahmut’u köşeye sıkıştırmıştı. İngilizler düzmece Erbil Kongresi’yle tutturamadıklarını bu kez Süleymaniye’yi siyasal ablukaya alarak başarmak istiyorlardı. Şeyh Mahmut’un Özdemir projesi olmasa gerçekten işbirlikçi fraksiyona teslim olmak veya Revanduz’a sığınmaktan başka çaresi
kalmayacaktı.

Özdemir’in Erzurum’dan ve Ankara’dan bağımsız olarak ama Türkiye adına geliştirdiği siyasal proje, onun üstleriyle ilişkilerini bozacak ve koparacak olsa da İngiliz oyununu sarsacak bir cankurtaran simidiydi. Özdemir yine tam zamanında Şeyh Mahmut’un imdadına yetişmiş, bu dürüst ve fedakâr insanla kendi yazgısını Sivas modeliyle birleştirerek tarihsel bir çözüm üretmişti.

Muhteşem üçlünün gelişi üzerine Şeyh Mahmut hiç vakit kaybetmedi. Katılımcılar Süleymaniye’ye çağrıldı. 29 Ocak 1923’te Süleymaniye Kongresi oymak temsilcilerinin ve diğer delegelerin katılımıyla toplandı. Halkın sokaklardan taşan coşkusu ise olaya resmî olmasada fiilî bir halk oylaması boyutu kazandırıyordu. Özdemir’in çaldığı maya tutmuş 22 Haziran 1922’de Revanduz’a gelişiyle devrim niteliği kazanan Revanduz Kuvva-i Milliye direnişi, Derbent zaferinden sonra adım adım Süleymaniye’de etkin olmaya başlamış ve
en sonunda 29 Ocak devrimiyle taçlanmıştı.

İngiliz propagandası çok gösterişli ve gürültülü olmasına karşın inandırıcı olmaktan çok uzaktı. İngiliz sansürü altında yayınlanan Irak Arap basını, Süleymaniye’yi Irak’ın bir parçası, livası olarak göstermeye devam ediyordu. Daha da önemlisi İngilizlerin silahlandırdığı ve desteklediği Nasturîler Kürtlere yönelik saldırıları sürdürerek “etnik temizlik” yapıyor, RAF hava bombardımanlarıyla onların yollarını açıyor, sadece onları kolluyordu. Birinci Dünya Savaşı’nda “istiklâl” vaadlerine kanarak Osmanlı Devleti’ne isyan eden Araplar kendi durumlarına kendileri isyan ediyordu. Sağduyu sahibi, yurtsever Kürtler; İngiliz uçakları, tankları, topları ve Gurka askerleriyle vaadden çok tehdit kokan bu çağrıyı ürküntüyle izliyordu.

Süleymaniye Kongresi, “gayrimeşru istiklal” dediği İngiliz vaatlerini reddederek TBMM’ye bağlı özerk yönetim öngören “Özdemir projesi”ni kabul etti. Özdemir, bir kez daha İngiliz oyununu bozmuştu; Revanduz devrimi, Süleymaniye’ye taşınmıştı. Otuzun üzerinde oymakbaşı ve diğer temsilcilerden oluşan “Heyet-i Temsiliye” Şeyh Mahmut başkanlığında toplanarak Şeriye Mahkemesi’nden getirilmiş yeşil çuhaya sarılı Kuran’ı Kerim üzerine el basarak yemin etti. Katılımcılar arasında İngiliz taraftarı Ebubekir Selim’le her taşın
altından çıkmayı marifet bilen Simko da vardı. Onların Süleymaniye Kongresi’ndeki durumu “Anadolu Kongreleri”ndeki “mandacı”lara benzetilebilir. Ancak Simko’yla Ebubekir Selim’in sabıkaları çok daha fazlaydı. Hazırlanan ve katılımcılarca onaylanarak Özdemir Bey’e yollanan kongre bildirisi:

 

“IRAK VE ELCEZİRE KUVVA-İ MİLLİYE KUMANDANLIĞI HUZURU ÂLİSİ’NE” hitabıyla başlamakta ve konuya şöyle girilmektedir:

“İngilizlerin 4 seneden beri Kürdistan-ı Cenubi’de (Güney Kürteli’nde) icra ettiği teşkilat ve propagandasına rağmen adem-i itaat ve maddi birçok cidal ve muhasamata (saldırı ve

düşmanlıklara) maruz kalmış ve diyanet namile icra edilen telkinat ve harekâtımız şimdiye kadar muvaffakiyetle neticelenmiştir.”

Bu tutumlarına karşılık bağımsızlık ve özgürlük bağışlayan “ve bu suretle efkar-ı umumiyeyi tahdiş ve iğfal etmek isteyen bu siayaset-i desisekaranesine (kandırıkçı siyasetine) hail gelecek bir kuvve-i iknaya (ikna gücüne) malik olmadığımızdan herhalde

İngilizlerin Kürt kavmine vermek istedikleri bir istiklaliyet-i gayrımeşruaya (gayrımeşru bağımsızlığa) mukabil alem-i İslamiyete merbut kalmak şartıyla Türk Hükümeti’nden bir imtiyaz-ı meşru istihsale (meşru ayrıcalık elde etmeye) çalışmak daha muvafık (uygun) olacağına dair vaki olan teşebbüat ve telkinat-i müessiremizin (etkin girişimler ve telkinlerimizin) netayici (sonuçları) bugün herkesin efkarında (fikirlerinde) tecelli etmiş ve

hükümet-i şeriyeden (Türk Hükümeti’nden) istihsal edilecek bir adem-i merkeziyet usulünü İngilizler’in bahşedecekleri fedakarene bir istiklaliyete tercih ve “ihsan” buyurulacak bu “lütfa” karşı maddi bir surette her türlü mücahedeye (savaşıma) hazır bulundukları ve bizden başka hiçbir kuvvet ve nüfuza merbut kalmayacakları umum Kürt rüesa ve ekabiri tarafından taahhüt vetevsik (yüklenilmiş ve belgelenmiş) olduğu” belirtiliyordu.

 

SÜLEYMANİYE’DE 29 OCAK DEVRİMİ VE ÖZERKLİK TASARIMI

 

Kararın sonunda yapılan ve yapılacak olan “mücahedet ve fedakarlığa karşı” yerel özerklik isteniyordu. Özdemir’in çaldığı maya tutmuştu. Kongre, Özdemir’in önerdiği siyasal çerçeveyi benimsemişti. Bunu somut maddelere dökerek TBMM’ye sunulabilir duruma getirecek bir komisyon kurulmalıydı. Böyle bir çalışmayı yapacak fazla kimsenin olmadığını anlayan Şeyh Mahmut kıvrak zekasıyla Özdemir’e de bir jest anlamına gelecek çözümü buldu. Revanduz’dan Süleymaniye’ye gelen elçi heyeti bu iş için biçilmiş kaftandı; onları görevlendirdi. Muhteşem üçlü iki gün kapanıp çalıştı. 10 maddelik bir siyasal plan

hazırlayarak Heyet-i Temsiliye Başkanı Şeyh Mahmut’a sundular. Hem TBMM’nin ilkelerine hem de Süleymaniye Kongresi’ndeki eğilimleri gözeterek ve dengeleyerek hazırlanmış bir taslaktı bu.

 

“Cenubi Kürdistan Heyet-i Temsiliye Reisi Fehametlu, Seyadetlu Şıh Mahmut Efendi Hazretleri’ne” başlığıyla 31 Ocak 1923 günü bir tutanağa (mazbataya) bağlanarak;
– Heyet-i Murahhasa’dan Süleymaniye Mebusu Ahmet Tâki
– Heyet-i Murahhasa’dan Tetkik Heyeti azası Remzi
– Elcezire ve Irak Teşkilat-ı Umumiye Kumandanlığı namına Cenup Mıntıkası Kumandanı Fevzi, tarafından imzalanarak sunulan bu taslakta 10 maddede özetlenen siyasal
projenin takdiminde şöyle denilmiştir:
“Süleymaniye’de içtima ederek (toplanarak) Anadolu’da Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile yaşamaya karar veren Cenubi Kürdistan mümessilin-i muhteremesinin (Güney Kürteli Saygın Temsilcileri’nin) Revanduz’da Elcezire ve Irak Harekât ve Teşkilat-ı Umumiye-i Milliye Kumandanlığı’na imza ile gönderdikleri 29 Kanun-u Sani 1339 tarihli (29 Ocak 1923) mazbataya cevaben müşarinileyhin uhdemize tafviz (belirtilen kişilerin bize yetki) buyurdukları vekalet ve itimad-ı tammeye (tam güven) binaen atideki (arkadan gelecek) mevadı (maddeleri) arz ve teklif ile kesb-i
şeref eyleriz.”
Bu takdimden sonra 10 maddenin yer aldığı tutanağın sonunda “rüesayı muhtereme” tarafından kabul edildiği takdirde bu taslağın (teklifnamenin)“senet” sayılması ve “iki suretinin kabul mazbatası olarak tanzimi”isteniyordu. Bu iki nüshadan birisinin Revanduz’daki Harekât Komutanlığı’na, ötekinin Ankara Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na gönderilmesi “istirham” ediliyordu. Heyet-i Temsiliye Ankara’ya gönderilecek delegasyonu saptamak için Başkan Şeyh Mahmut’a yetki vermişti. Şeyh Mahmut üç kişilik heyetin başına
kayın biraderi yüzbaşı Fettah Bey’i getirdi. Artık hem Revanduz’un hem Süleymaniye’nin vazgeçilemeyen adamı hâline gelen eski başarılı siyasetçi ve milletvekili Ahmet Tâki bu tip heyetlerin demirbaş üyesi olarak bu heyette de yerini aldı. Heyetin 3. üyesi ise Süleymaniye İdadi Mektebi Müdürü Refik Bey oldu.
Özdemir Bey, heyete refakat etmek, Ankara’ya Irak’la ilgili iletmek istediği ayrıntılı bilgileri vermek üzere Yüzbaşı Fevzi Bey’i görevlendirdi. Özdemir’in sağ kolu olan bu yürekli ve yetenekli subay zorunluluklar içinde pişerek birinci sınıf bir politikacı olup çıkmıştı.
Ankara’ya giden heyetin götürdüğü belge taslakta önerilen 10 maddenin ardı
ardına yazılı şekli olup takdim ve “istirham” bölümleri çıkarılmıştır. 10 maddenin
yazılı nüshalarının altında “Balada muharrer (yazılı) 10 mevad Heyet-i Umumimeyimizce kabul edilerek mukarrata rabıt suretiyle tesbiti maksadıyla Heyet-i Murahhas’ımızın Ankara’ya izamına FehametluSeyadetlu Şıh Mahmut Efendi Hazretleri’ni tevlül eylemediğimizi müheyya nüshateyn (çift nüsha) mazbutadır. 3 Şubat 339” notu eklenerek Heyet-iTemsiliye üyelerince tek tek imzalanmıştır. Tutanağın en altında ise “Hakiki imzaları olduğunu tasdik ederim. 6 Şubat 339” ibaresinden imzalama sürecinin üç gün sürdüğünü anlıyoruz. Bu ibarenin altında “Cenub-i Kürdistan Heyet-i Temsiliye Reisi” ünvanını kullanarak Şeyh Mahmut imzasını atmıştı. Şeyh Mahmut bu imzayla İngilizlerin uyduhanlık modeliyle önerdiği tahtı-tacı elinin tersiyle iterek halkın kendisine gösterdiği sevgi ve güvene bir demokrasisınavını onur ve başarıyla aşarak yanıt veriyordu.
Onaylı tutanağı alan heyet 6 Mart 1923’te İran (Urumiye-Tebriz) yoluyla Ankara’ya yönelecekti. Süleymaniye Kongresi “istiklâl müteahhidi” İngilizler için umduklarının tam aksine büyük bir darbe oldu. Özdemir bir kez daha Revanduz devrimini çalma ve “gayrımeşru istiklâl” aldatmacasıyla yatağından çıkarma planlarını bozmuş, görevlendirdiği muhteşem üçlüyle Başkomutan’ın 22 Şubat 1922 tarihli yönergesinde verilen görevi üst makamlarıyla ters düşmek pahasına en güç koşullar altında yerine getirmişti.

 

Özdemir, hedefi tam on ikiden vurmuştu; bunu düşmanları, amirlerinden daha iyi anlamıştır. Süleymaniye delegasyonu Ankara’ya varır ve Başkomutana ulaşırsa onun 16-17 Ocak İzmit mülakatındaki değerlendirmelerini bilenler için sonucu kestirmek zor değildir. Öte yandan Gazi ve Ankara yönetimi, Chester projesiyle, Amerikalıları İngilizlere karşı petrol işine sokmuştu. İngilizlerin hâlâ bir çaresi vardı: Yollar açılıp, Anadolu’dan Kuvva-i İmdadiye yetişmeden devrimi bastırmak…

 

 

 

 

 

 

 

 

ON MADDELİ KÜRTELİ VE MİSÂK-I MİLLİ’YE UYARLANMASI
Madde 1- Cenubi Kürdistan memaliki müstevliyeden olduğu cihetle
mukaddema (başlangıçta) Anadolu’da teşekkül ettiği vechile Şih Mahmut
Efendi Hazretlerinin riyaseti tahtında bir keyeti temsiliyenin teşkili ve Cenubi
Kürdistan Harekâtı Umumiyei (başkanlığı altında) Milliye Baş Kumandanlığı
müşarineileyh tarafından deruhte buyrulması.
Madde 2- Heyeti temsiliye riyaseti vasıtasile Cenubi Kürdistan’da Türkiye
Büyük Millet Meclisi hükümetinin teşkilatı esasiye muvafık (Anayasasına
uygun) bir surette teşkilatı dahiliyesine (iç örgütlenmesine) mübaşeret
edilmesi ve teşkilatı mezkürenin müstakillen Kürdüstanı Cenubi idaresinde
kalması ve Kürdüstani Cenubi Heyeti Temsiliyesi idaresinde bulunacak
menatıkın nüfus ve bütçesinin müsaedesi nisbetinde teşkilatı askeriye (askeri

örgütlenme) yapılması ve bunun için icab eden mühimmat ve eslehanin
(silahların) Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetince temin edilmesi.
Madde 3- Umuru harbiye ve hariciyesinin doğrudan doğruya Türkiye Büyük
Millet Meclisine ait olması.
Madde 4- Kürdistan-i cenubi dahilinde bulunacak Türkiye Büyük Millet
Meclisi ordusunun ve kıtaat kumandanının asayişi dahiliye (iç güvenliği)
temin mekasıdında bu Heyeti Temsiliye Riyaseti emrinde bulunması.
Madde 5- Sevkülceyş maksadından maada hazari zamanlar için Kürdistan-i
Cenubi dahilinde ikame edilecek kıtaatı nizamiyenin miktarı Heyeti Temsiliye
Riyasetinin göstereceği lüzum üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi
Hükümetince tensip edilmesi.
Madde 6- Cenup ve şark hudutları için hudut komserlikleriyle hudut kıtaatının
Cenubi Kürdistan Heyeti Temsiliyesince teşkili.
Madde 7- Cenubi Kürdistan Heyeti Temsiliyesinin ziri idaresindeki menatkın
şimalen Şemdınan hududuna kadar, cenuben Cebeli Hamrin, şarkan İran,
Garben Dicle nehri olarak tahdidi (sınırlanması).
Madde 8- İşbu menatıkın İngiliz işgâli altında bulunan aksamının
(kısımlarının) tahliyesi ile Kürdistan-i Cenubi Heyeti Temsiliyesine teslimi için
vaziyetin icabı halinde İngilizlere kati bir ultimatomun itasiyle Kürdistan-i
Cenubi mukadderatının Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine rabt
edildiğinin ilan edilmesi.
Madde 9- Cenubi Kürdistan hududu dahilinde olup elyevm Türkiye Büyük
Millet Meclisi Hükümeti kıtaatı tarafından işgâl edilmiş olan menatıkın
(mıntıkların) 8’inci maddede zikredilen ultimatomun itasiyle beraber Kürdistan
Cenubi Heyeti Temsiliyesi tarafından tesellüm edilmesi.
Madde 10- Bütün bu esasatı tesbit etmek için vekaleti tammeyi haiz vasi
selahiyetli bir heyeti murahhasanın Ankara’ya izami ve refaketlerine Teşkilatı
Umumiye Kumandanlığı tarafından bir mutemedin verilmesi.

PROJEYİ İMZALAYAN HEYET-İ TEMSİLİYE ÜYELERİ

  1. Reisi aşiret Şekkak ve Kahramanı Kürt Simko
    2. Reisi Cep Fettahzade Kerim
    3. Reisi Pişidar Selim Ağazade Bekir
    4. Reisi Pişidar Mahmut Ağazade Abbas
    5. Reisi Pişidar Ahmet Ağazade Salih
    6. Reisi Caf Mecit Beyzade Abdülhamit
    7. Reisi Menkül Ocağ Ağa Reisi Akü Mamend
    8. Reisi Mervan Mahmut
    9. Selahiye eşrafından Seyid Ahmet Ağazade Abdul Kadir
  2. Reisi Davuda İsmail Beyzade Hasan
    11. Reisi Avraman Mustafa
    12. Reisi Hemvend Reşid
    13. Reisi Semaili Mehmet Tahir
    14. Reisi Şatiri Mahmud Kadir Reisi Turhani Mehmet Hasan
    15. Reisi Zengine Ali
    16. Reisi Davuda Abbas Ağazade Dara
    17. Reisi Sadatı Karadağ Kaymakamı sabık Şehri Pazar Elseyidi
    Mehmet Aziz
    18. Reisi Sat Süleyman
    19. Reisi Bayat Faris
    20. Reisis Kakeyi Seyid Halil
    21. Reisi Palatyi
    22. Reisi Zinde
    23. Reisi Davuda
    24. Reisi Mikaili Reisi Kelali
    25. Reisi Haruni
    26. Reisi Hemvant
    27. Reisi Turhani
    28. Reisi Ameli Fettah
    29. Reisi Zind
    30. Reisi Hemvend Süleymaniye eşrafından Samizade Mehmet Tahir
    31. Eşraftan Seyid Ahmet Efendizade
  3. Ulemadan Hüseyin
    33. Elseyidi Mahmud

 

On maddeli siyasal projenin ilk maddesinde Güney Kürteli istilâ edilen
yerlerden olduğu için Anadolu’da olduğu gibi Şeyh Mahmut Başkanlığı’nda bir
Temsil Heyeti kurulması ve bölgedeki ulusal kuvvetlerin onun komutasında
toplanması karara bağlanıyor.

  1. maddeyle Temsil Heyeti aracılığıyla bölgede içişleri teşkilatının TBMM
    Hükümeti Anayasası’na uygun bir surette yapılması ve söz konusu teşkilatın
    Güney Kürteli yönetiminde kalması ve Temsil Heyeti yönetimindeki bölgenin
    nüfus ve bütçesinin olanaklarına göre askerî teşkilat yapılması ve bunun için
    gereken silahlar ve mühimmatın TBMM Hükümeti’nce sağlanması öngörülüyor.
  2. maddeyle genel savunma ve dış politika (umum harbiye ve hariciye)
    doğrudan TBMM’ye bağlanıyordu.

Ancak 4. maddeyle özerklik kavramıyla biraz çelişkili biçimde bölgede
bulunacak TBMM Hükümeti ordusu ve kıtaların kumandanının iç asayişi temin
maksatında Temsil Heyeti Başkanlığı’nın emrinde olması öngörülüyordu.

 

  1. maddeyle bölgede bulunacak nizamî kıtaların miktarını Temsil Heyeti
    Başkanlığı’nın göstereceği lüzuma göre TBMM Hükümeti belirleyecekti
    İlk beş maddeyle askerî konular iç ve dış işleri belirlendikten sonra 6. madde
    güney ve doğu sınır komiserlikleri ve kıtalarının Temsil Heyeti’nce kurulması
    isteniyordu. Bu madde 4. maddenin aksine bir ölçüde iç işleri özerkliğinin dışına
    taşıyordu.
  2. madde Özerk yönetimin sınırlarını kuzeyde Şemdinli ilçesine dek, güneyde
    Hamrin Dağı’na, doğuda İran, batıda Dicle nehrine kadar uzanacağı belirtiyordu.
    Kerkük ve civarı böylece Türkiye’ye bağlı özerk yönetim bölgesine dahil
    oluyordu. Bu madde bölgede Kerkük’le ilgili günümüze dek uzayan tartışmaların
    kaynağı olacaktır.
  3. maddeyle bu sınırlar içinde kalan İngiliz işgâlindeki kısımların boşaltılması
    ve Temsil Heyeti yönetimine bırakılması için İngilizlere kesin bir ültimatom
    verilmesiyle beraber Güney Kürteli’nin yazgısının TBMM Hükümeti’ne
    bağlanmasının ilanı öngörülüyordu.
  4. maddede aynı ültimatomla eş zamanlı olarak TBMM Hükümeti’ne bağlı
    kıtaların (Özdemir müfrezesinin) denetimindeki (Revanduz) bölgesininde özerk
    yönetime teslimi isteniyordu.

Son madde bu esasları saptamak için tam vekaleti olan, geniş yetkili bir
murahhas heyetinin beraberinde Revanduz’daki kumandanlığın bir güvenilir
(mutemedi) kişisiyle Ankara’ya gideceği belirtiliyordu.
On maddelik bu özerk yönetim projesinin Heyet-i Temsiliye modeliyle geleneksel hanlık yapısının aşılması ve Şeyh Mahmut’un başkanlığı bu yapılanma için Sivas modeline göre kongre düzenlenmesi ve bütün yapının TBMM’ye bağlı kılınması gibi genel çerçevesinin mimarı Özdemir Bey’dir. On maddelik kararlar ise onun gönderdiği ve Şeyh Mahmut’un görevlendirdiği 3’lü komisyonca muhtemelen Revanduz’la Süleymaniye’deki eğilimleri dengeleyerek hazırlanmış ve onaylamıştı.
Özdemir, 2 Şubat’ta Şark ve Elcezire Cephesi Kumandanlıkları’na yolladığı
mesajla durumu özetleyerek “bu havalide vaziyet-i siyasi ve harbiyemiz
(siyasal ve askeri durumumuz) bunu böyle icab ettirmiştir. Başka türlü işin
içinden çıkılmak imkanı kalmamıştır” diyerek kesin kanısını belirtir.
Özdemir Bey mesajında İngilizlerin henüz askerî bir çıkış yapmadıklarını yalnız Kerkük’e çok miktarda savaş mühimmatı ve erzak gönderdiklerini belirtiyor, Erbil’in kuzeyinde Derbent köyüne bir hafta önce uçakların desteğinde 500 kadar süvarinin baskın yaptığını ancak 20-30 kayıp vererek çekildiklerini belirtiyordu. Bir mitralyöz ele geçirilmiş, bir uçak düşürülmüştür. Önemli bir ayrıntı olarak bu uçakla beraber o zamana dek düşürülen İngiliz uçak sayısını 16 olarak belirtiyordu. Bu rakam müfrezenin hava savunma yeteneğinin ne kadar geliştiğini gösterir. RAF’a aralıksız ve acımasız bombardımanlarının kısmî bedeli böylece ödetiliyordu.
Olumlu bir haber de Şıh Kemal Boğazı’nın karla kaplı olması nedeniyle İran yolundan gelirken Oşnav’da kalan cephane kafilesinin Balikan oymağından sağlanan 200 taşıyıcıyla iki hafta uğraşılarak arkayla boğazın bu tarafına geçirildiği haberidir. Yine bu haberde iki askerin donarak şehit olduğu, yedi hayvanın da telef olduğu bildiriliyordu. Revanduz ve çevresine yoğun kar yağmış, tüm boğazlar kapanmıştı. Özdemir’in Revanduz’da yaşadığı ilk ve son kış
zorluklarla geçiyordu.

 

SÜLEYMANİYE KONGRESİ’NİN MİSAK-I MİLLİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

 

Süleymaniye Kongresi’nin delegeleri kararları içeren tutanaklarla Revanduz’a geldiğinde Özdemir Bey, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal’e ve Başbakan Rauf Bey’e birer mektup yazarak ve “mutemedi” Yüzbaşı Fevzi’yi de heyete katarak Şemdinli yolu kış koşullarından dolayı kapalı olduğundan 6 Mart 1923 günü İran üzerinden Ankara’ya yolculadı.

 

Zor ve zahmetli bir yolculukla Urmiye-Tebriz-Nahçıvan-Erivan-Batum güzergahı ile Karadeniz’e ulaşan heyet; oradan gemiyle İstanbul’a ve oradan da demiryoluyla Ankara’ya 1,5 ayda iki kişiyle(Yüzbaşı Fettah ve Refik Hilmi) ulaşabildi. Önce Başbakan sonra Gazi Mustafa Kemal ile görüşerek Kongre Kararlarını içeren tutanağı sunarak bölgeyle ilgili bilgi verdiler.

 

Nisan’ın son günlerine rastlayan bu görüşmelerden birkaç gün önce 22 Nisan 1923 tarihinde Revanduz İngilizler tarafından işgal edildiği için bu kararların uygulanma olanağı ortadan kalkmıştı. Yani Musul’u sahada kaybetmiştik ve bundan sonraki 5 Haziran 1926 Akara Antlaşması ile bölgeyi Irak’a bırakıncaya dek sürdürülen çabalar boşa gidecekti.

 

Ancak Süleymaniye Kongresi kararlarının Revanduz’un işgali haberi henüz ulaşmadığı Ankara’da nasıl karşılandığı ve özellikle Atatürk’ün yaklaşımı bugün içinde son derece önemlidir.

 

Delegeler Ankara’da iyi karşılanmış ve Atatürk tarafından Şeyh Mahmut’a bir armağan gönderilmiş, çabaları övülmüştür. Kararların içerdiği Türkiye’ye bağlı bölgesel yönetim projesinin ilk TBMM kendini feshettiğinden seçimlerden sonra toplanacak yeni meclis tarafından görüşüleceği bildirilmişti.

 

Öyle görülüyor ki; 23 Nisan 1920’de TBMM açılıncaya dek hatta bazı yerlerde açıldıkta sonra bir süre daha Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin bölgelerde hükümet gibi çalışmasını çok iyi bilen, hatta çoğu kez bizzat örgütleyen Gazi ve Başbakanı bu durumu yadırgamamış, Süleymaniye Kongresi kararlarını ve Şeyh Mahmut’un başkanlığındaki Temsil Heyeti’nin bölgesel hükümet görevini anlayışla karşılamıştır.

 

Eğer Revanduz ve Süleymaniye 1923’ün kanlı baharında emperyalist işgale uğramasaydı, büyük olasılıkla II.TBMMM Kongre Kararlarını görüşerek mevcut anayasaya uyumlu bir biçimde düzenlenmesini yapacaktı.

 

Günümüz açısından bakılacak olursa 1926 Ankara Antlaşması fiilen uygulanamaz duruma gelirse doğacak siyasal boşlukta Süleymaniye Kongresi kararları yeni dönem için bir çözüm modeli olarak gündeme gelebilir. Türkiye, anavatandan kopmuş ve ağır bir kuşatma altında cesur, kararlı bir savaşımla kendi kendini kurtaran Musul Vilayeti halkının Misak-ı Milli’yi bu özgün gerçekleştirme biçimini barış ve gönenç dolu bir geleceğin temeli olarak savunabilir.

 

NOT: Bu konuda daha kapsamlı ve ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler, Barış Yayınevi tarafından genişletilerek yeniden düzenlenmiş “MUSUL-ÖZDEMİR HAREKATI VE SÜLEYMANİYE KONGRESİ” adlı kitabımdan yararlanabilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir