Kek Ahmet

Son olarak, 6 yıl önce Ekopolitik’in çalıştayına hazırlık amacıyla Süleymaniye’ye gitmiştim. Bu sefer, yatırımcı bir arkadaşıma eşlik etmek üzere gittim. Aynı zamanda, Anne tarafımdan akrabaları ve eski dostları görürüm diye düşündüm. Uçağa bindiğimizde yapılan Türkçe, Arapça ve İngilizce anons, Diyarbakır uçağına bindiğimdeki bana ‘neden ilaveten Kürtçe değil’ çağrışımını yaptırdı.

Süleymaniye bilindiği gibi 150 yıllık yeni bir şehir. İsmini de bir Osmanlı paşasından almış. K. Irak Kürt bölgesi diye adlandırılan bu coğrafyanın, İran-Fars kültürüne en açık ve yakın olan şehri. Bunu mimaride ve kültüründe fark edebiliyorsunuz. Dilleri (lehçeleri) Soran olarak adlandırılıyor. Batı Kürtleriyle de bu açıdan anlaşmakta zorluk çekiyorlar. Bölgenin insanları çok daha kentli ve entelektüel karakterdeler. Adeta batılı bir ülkedeki gibi seküler bir yaşam tarzı içindeler.

Bu şehir, Kerkük ve ilgili bölgeyi alan geniş bölgeye Musul vilayeti denmekte. Musul, 1921-1926 arasında Irak krallığından bağımsız ve ayrıymış. 1926’da ilgili protokolle şartlı olarak Musul vilayeti Irak krallığına bağlanmış.

Dünya savaşı paylaşımında İngilizlere isyan eden ve bağımsızlık talep eden Şeyh Mahmut Berzenci hareketi de buradan çıkmış. Bilindiği gibi Şeyh Mahmut, Ankara hükümeti ile İngilizlere karşı koordineli mücadele etmek istedi. Yarbay Şefik Özdemir’in İngilizlere karşı Derbent zaferinde de Türk ordusuna destek verdi. Türk askerleri ve Şeyh Mahmut’un milisleri beraber savaştılar. Bugün Debent’de bu zafere ilişkin ortak anıt da vardır.

Tarihsel olarak buralarda etkili olan Talabani, Baban ve Berzenci gibi aşiretler, ülkenin batısından farklı olarak, Kadiri kökenlidirler. Bağdat’ta ki Sosyalist baasçı hükümetlere de yakın durmuşlardır.

Bunun bedelini de, yeni Irak kurulurken siyaseten bir bakıma da ödemişler. Kürdistan Yurtsever Partisi (KYP) ve bu yapıdan sonra kopan Goran hareketi, sol özelliklerini korumuşlar. Yıllar önce bu bölgede KYP, KDP (Barzani) ve PKK arasında iç savaş benzeri ciddi çatışmalar da yaşanmış. Bu saatten sonra da, Celal Talabani’nin oğlu Kubat, Erbil ile ilişkilerine dikkat etmekte.

Artık merkezi parlamento ve mali kaynakların dağıtım yetkisi, Erbil’de. Erbil’in yaşadığı ekonomik kriz, tüm bölgeyi derinden etkilemiş durumda. Erbil ve Süleymaniye’de kamu çalışanları yaklaşık 4 aydan bu yana maaşlarını alamamakta. Bu, sosyal huzursuzluğu üst düzeye çıkarmış durumda. Halk her an sokaklara dökülebilir denmekte. Mesut Barzani kadar, Süleymaniye yönetimi de suçlanmakta.

Bölgede DAİŞ faktörü ekonomiyi ve ticareti etkilemiş durumda. Ancak en az onun kadar aşiret ve aile yapısından kaynaklanan adaletsizlikler, mevcut yönetim şeklini zorda bırakmakta. Öyle ki, bırakın KYP’yi, Goran bile batılılarla yakın ilişkilerinden dolayı, bu konuda tutarsız olmakla suçlanmakta.

Süleymaniye’ye bu seferki ziyaretimde, dostlar, gerek Türkiye imajı gerekse sosyal huzursuzluğun nerede ve nasıl patlama yapacağı bilinmediğinden benden daha dikkatli olmamı rica ettiler.

Şeyh Kek (kardeş) Ahmet bölgenin tarihsel öneme sahip manevi figürü. Şeyh Mahmut’un da babası. Benim İstiklal gazisi subay olan Annemin babasının dedesi olan Nodeli şeyh Maruf’un da oğlu. Onun türbe ve külliyesini ziyarete gittim. Hatırasına kurulan kütüphanesi etkileyici idi. Osmanlı subayları ve Kürdistan teali cemiyetinin bir arada çekilmiş fotoğrafları ilginçti.

Adeta operasyon sonrası Diyarbakır halkının PKK’ya soğukluğu ancak devlete de kırgınlığı gibi, Türkiye’ye ilişkin imaj ve güven kaybı da bir o kadar kötü gözüküyor. Bölge halkı bizim gibi PKK-PYD terör ilişkileri ve Kürt halkı ayrı şeyler ayrımını yapmıyor. Benzer yaklaşımların, Kürt onurunu incittiğini düşünülüyor. Halbuki aynı kamuoyu, bir şekilde Sayın Erdoğan’ın Kürt sorununu kabul etmesi ve bu konuda önceden yapmaya çalıştığı şeyleri de hatırlatmayı ihmal etmiyor. Belki bu konuda hala bir şeyler yapmak gerekmekte.

Erbil’de konsolosumuzun olmasına karşın, Süleymaniye’de olmaması ciddi bir eksiklik. Süleymaniye’de Türkiye etkisini ancak küçük ve büyük ölçekteki Türkiyeli yatırımcıların varlığında görebiliyorsunuz. İran burada bu boşluğu iyi doldurmakta.

Maalesef burada, Erbil’deki gibi Türkçe bilen pek yok. Türkçeye ilgi de yok. Akrabadan bir kaç gençle tanıştım, onlar da Türkçeyi Fetö okullarında öğrenmişler. Bu okullar görünürde yönetime devir edilmiş. Maaşlar ödenmediği için onlar da diğerleri gibi kapalıymış. Ancak, ilgili yapının bölgede hala etkin olduğu da ifade edilmekte. Buraların gençleri de kurtlar vadisi dizisini artık seyredemedikleri için de şikayet ediyorlar!

Bölgenin aşiret liderleri ve kanaat önderlerinin eskisi gibi özgüvenleri kalmamış. Geleceğe ilişkin belirsizlikler, yolsuzluklar ve yönetim şekli, huzurlarını kaçırmış durumda. Okumuş gençler ve hali vakti yerinde orta sınıfın hayali, Almanya veya Kanada da olabilmek. Türkiye’de yaşananlar burayı etkilemekte. Türkmen kardeşlerimizin de durumu pek farklı değil. Onlarda kaygı ve çekingenlik daha fazla. Asimile de oluyorlar.

Musul operasyonuna, Ekopolitik çalışmalarına katılan bir kaç aşirette katılacakmış. Bu aşiretler önceden de DAİŞ’le savaşlarında kayıplar vermişler. Bölge aydınları Musul’da hala Erbil yönetiminin Bağdat yönetiminden ziyade daha fazla etkisinin olduğunu düşünüyor. Bölgede yabancı kaynaklı olduğu söylenen DAİŞ sonrası yeni Suriye haritaları dolaşıyor. Avrupa ve Amerika’da etkili yapıların, Kürt devletinin kaçınılmaz olduğu düşüncelerinin söylentilerini ilgili çevrelerden duyabiliyorsunuz.

Hangi koşullarda olursa olsun Türkiye buradaki gelişmelere kayıtsız kalamaz. Kalmıyor da. 1920’lerin başında TBMM’de Musul görüşmeleri yapılırken, Musul ile Türkiye’nin iç istikrarı ve Kürt sorunu arasında ki etkileşime dikkat çekilmişti. Bu tespit bu günde geçerliliğini korumaktadır. Kürt sorununun tarihsel ve bölgesel boyutunu inkar etmenin ülkemiz için yararı gözükmemektedir.

Ölçümüz sınırlara saygı, tarihsel bağlarımızı canlandırmak ve haklarımızı korumak olmalı. Bunun yolu da, tartışılmaz olarak , öncelikle kendi iç barışımızın sağlanmasından geçiyor.

Henry Kissinger’a atıf yapılan bu ifade gibi “ bizler tarihsel olarak doğru olanı yapmalıyız, sınırları değiştirmemeliyiz. Sınırların değişimini zamanın akışına bırakmalıyız”

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

This Post Has One Comment

  1. Semih Soylu

    Değerli kardeşim; Öncelikle sana helal olsun ki böyle bir zamanda böyle bir yere, hiç bir bedelle kimsenin gidemeyeceği yere sırf vatan ve millet uğruna, bir yarar sağlamak uğruna gönüllü olarak gittin..

    En isabetli ve gerçek bilgileri bizzat yerinde, güncel ve son dakika bilgileri, objektif şekilde sunmuşsun. Tabiri caizse Fotoğrafı dengeleri gözler önüne sermiş ve önümüzdeki günleri, adımları hem devletimize hem milletimize aydınlatmış proaktif imkan sağlamışsın.

    Tabii ki oradaki kardeşlerimize de yanlarında olduğumuz mesajını ve moral vermişsin.

    Gerisi yetkililere ve vicdanlara kalmış..

    Allah (c.c) razı olsun fedakar,değerli dostum.

    Sevgi ve Saygılarımla,

    Semih SOYLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir