Rojava

Bu bölge Osmanlı 1864 idari yapılanmasında Anadolu’nun içlerine kadar uzanan “ Halep “ vilayetinin bir parçasıydı. Bugünkü Afrin, Cerablus ve Kamışlı, Halep ve Urfa sancağına bağlı küçük birer yerleşim merkezleriydiler. Kobani ise Bağdat demiryolu inşaatı esnasında kurulan bir kasabaydı. O devirde Halep’ten Urfa’yı ayırt etmek pek mümkün değildi. Bu coğrafyada genellikle çoğunlukla göçer Kürt, Türkmen, Asuri ve Arap aşiretler yaşarlardı. Kürtlerin çoğunluğu sünni kalan kısmı Ezidi idi.
Kürt aşiretleri Yavuz Sultan Selim döneminden itibaren devletin merkezi ile dolaylı bir toplumsal sözleşme içindeydiler. Ancak Bizans’ın zayıflayan idari yapısı gibi Osmanlı’nın idari sistemi, yeteri adaleti ve dirayeti üretemeyince, 19.yüzyılın başından itibaren yerel isyanlar başladı. Özellikle Tanzimat’ın ilanıyla güçlendirilmeye başlanan merkez, yerel aşiretleri rahatsız etti. Önemli isyanlar başladı Babanzade Abdurrahim paşa, Mir Muhammed, Bedirhan ve Şeyh Ubeydullah isyanları gibi. Ancak bunlar o dönemdeki seküler Arnavut ulus isyanı niteliği taşımayan isyanlardı. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren bozulan mutakabat gerekçesiyle, nakşi Şeyh Said, bağımsızlık gerekçesiyle alevi Koçgiri ve seküler Nuri paşa isyanları ile bu süreç 80’lere PKK isyanına kadar sönümlenerek devam etti.
Yaklaşık 200 yıllık isyanların doğal sonucu göçler gerçekleşti. Rojava, söz konusu aşiretlerin bir bölümü ile Cemil paşa gibi muhalif değerli entellektüel ailelerine de mesken oldu. Rojava’nın bir diğer önemli özelliği de ilk kuruluşunu Türk Orta asyasında yapmış olan Nakşibendi tarikatının, üçüncü yenilenmesini yapan Kürt Şeyhi Mevlana Halid Bağdadi’nin halifelerini yetiştirdiği coğrafya olmasıdır. Şeyh Ahmet Haznevi dergahı Kamışlı civarındadır. Halifelerinin Türkiye ve bölgede milyonlarla ifade edilen müridi olduğu söylenmektedir. Maalesef Sykes Picot, Sevr ve Lozan benzerleri antlaşmalarla Emperyalizm bölge’nin sosyolojik doğal sınırlarını parçalamıştı. Ancak insanlar arasındaki akrabalık bağları, ortak ibadet-sosyal ritüeller ve ticaret gayri resmi olarak hep devam etmiştir.
Baasçı Suriye rejimi, benzer Irakta yaptığından farklı şeyler yapmadı Rojava’ya. Kimlik baskıları, etnik yer değiştirmeler gibi. Baba Esat ideolojik olarak Sol Filistin örgütlerini destekliyordu. Bu dönemde Filistin sürgünü Türk solu ve Kürt bileşenlerine de kendi çıkarları doğrultusunda göz yumdu. PKK hareketinin Lübnan Bekada var olması ve Öcalan’a gösterilen tolerans hep devam etti. PKK’nın Türkiye de ilk çıkış feodaller ve muhafazakar kitle gençleri arasında ki ilişkisinin evrimi, aynı şekilde Rojava da bu vesile ile yaşandı. Aşiretler, medreseler ve dergahlar dışında seküler bir arayışta olan batı eğitimi alan bu yeni jenerasyon üzerinde seküler nitelikte olan PKK ciddi taban kazandı.

Daha politikleşmiş ve kolay mobilize olabilen bu sempatizan kitle, PKK tarafından doktrine edildi, bir kısmı silahlandırıldı. Öcalan’nın yakalanması ve örgütün Kandile taşınması bu süreci aksatmadı. PKK her zamanki pragmatizmiyle Esat rejiminin şiddetini de kitlesinin konsolidasyonu ve hedefleri doğrultusunda bilinçlendirmede kullandı.
Baba Esat PKK yapısını her zaman Türkiye’ye karşı koz olarak kullanmaya çalıştı. Tabi Şam yönetimiyle sorun yaşamak istemeyen Rojava da sadece PKK değildi. Geleneksel muhafazakar yapı da buna dikkat etmeye çalıştı. Oğul Esat Arap baharı ve Türkiye ile olan iyi ilişkileri süresince bölgeye kısa bir yalancı bahar yaşattı. Rojava da siyasi yapı, Kuzey ve Orta da ki Kürt coğrafyası için benzerlikler taşımakta. Rojava da muhafazakar geleneksel taban üzerinde var olmuş KDP ( M.Barzani ) ve geleneksel yapıyı parçalamış Sol PYD ( PKK ) ‘nın gerginliği gibi.
Amerika’nın Irak müdahalesi ve Suriye iç savaşı Kürt siyasi uyanışına yeni Tarihsel ancak riskli fırsatlar sundu. KDP bunu Barzani liderliğinde ulus olmadan aşiret yapısı içinde devletleşmeye doğru dengeleri gözeterek götürmekte. Ancak bu süreçleri en iyi değerlendiren yapının KCK ( PKK ) yapısı olduğunu söyleyebiliriz. PKK Kandil’i askeri ve lojistik olarak kullanmaya devam etti. DAİŞ tehditti ve savaşını da iyi kullandı, PYD adı altında Batı’dan eğitim, lojistik ve askeri destek alarak gerilla düzeninden Ortadoğu da belki de ikinci bir Hizbullah milis gücü yapısına geçmeye çalışıyor.
Suriye iç savaşında gerek Esat, gerekse PKK kaynaklı suikastlarin işlenerek Şeyh Haznevi ve Temo gibi muhafazakar liderlerin tasfiye edildiği KDP tarafından iddia edilir. Rojava savunma savaşları esnasında, iktidar paylaşımı yüzünden yüzbinleri bulan muhalif muhafazakar ve diğer gruplar zorunlu sürgüne tabi tutulmuşlardır. En ilginç örneklerden biri de Türkiye de sürgün yaşayan Salih Müslim’in ağabeyi Prof. Mustafa Müslimdir. Hoşnutsuz bir diğer mağdur kesim de KDP’li sürgün kitledir.
Kobani ve Şengal’in kurtuluşu devletsiz seküler ulus inşaa sürecinde önemli bükülme noktalarındandır. KDP ise feodal gelenek içinde seküler ulusu inşaa etmeden devlete geçmek üzere PKK Kürt feodal yapısını parçalayıp, sosyalist köylü devrimi ve halk savaşı konseptiyle başlattığı seküler uluslaşma sürecini, bölgeselleşmeyle doğru noktada kesişebilmesi için uzun döneme yaymakta.. Bu amaçlar KCK sözleşmesinde, diğer halkları da kapsadığı ifade edilen “Demokratik Ulus İnşaası” ve bölge halklarının kantonal konfederasyonu gibi tezlerden anlaşılmaktadır. İşte bu açıdan Rojava bir KCK sözleşmesi uygulama alanı olarak PKK için çok önemlidir. Türkiye’nin Rojava’ya politik öncelik tanımayıp zaman, zaman kırmızı çizgi koyması PKK’nın Rojava’nın simetriğinde bulunan Cizre, Suruç vb Kuzey olarak adlandırılan yerlerdeki etnik siyasi mobilizasyonunu kolaylaştırmaktadır.
Rimelan, Süvediye ve Al Ghasba bölgelerinde önemli petrol ve doğal gaz rezervleri mevcuttur. Rojava iç savaş sonucu ileride muhtemel bölgesel yönetim statüsüne geçecektir. Afrin, Kobani veya Kamışlı gibi büyük merkezleri Mahmur kampı mantığı ile yönetme imkanı olmayacaktır. Serbest iç ve dış ticaret, üretim ve yabancı sermaye ihtiyacı ister istemez Rojava yönetimini ve toplumsal düzenini zorlayacaktır. Belki burada PKK-HDP-Belediyeler-Diyarbakır Ticaret Odası ilişkisi ile PKK-Kandil-PYD- Demokratik Çatı örgütleri benzeşimini kurabiliriz. Artık PKK ve HDP ilişkisinin nasıl değişime uğramakta olduğunu görüyorsak, PKK ve Demokratik Birlik Partisinin ( PYD ) de aynı sürece girebileceğini görebilmeliyiz.
Öcalan’nın teslimi sonrasında Türkiye bu sorunun çözümü konusunda düşük maliyetli fırsatı nasıl kaçırdıysa, bugün de Rojava’nın bize bu kadar bağlı olduğu dönemde benzer fırsatları kaçırmak üzeredir. Rojava dan bir çözüm ve barış modeli üretilebilir. Öncelikle tüm sürgün edilen unsurların geri dönmesi ve siyasete katılma imkanları sağlanmalıdır. Mevcut sosyal kontrat Türkiye’nin de katılımıyla uygulamada da demokratikleştirilmelidir. PYD ve HDP’nin benzer şekilde silahtan arındırılmış etkin demokratik bir siyasi parti olmaları desteklenebilir. Türkiye Rojava da koyabileceği siyasi modelle Kandil kadrolarının aşamalı silahsızlanma ve demokratik entegrasyon süreçlerine bir yol açabilir. Ülkemizin Rojava’ya vereceği ticari ve yapılanma desteği orada ki yabancı varlığını da anlamsız bıraktıracaktır. Aşme ruhunun canlanması , Başika kampı benzerinin oranın güvenliği için bulunması ve benzer politikalar sınırlarımız içinde yaşanan şiddet sarmalını da kaldıracaktır. Unutmayalım ki çözüm sürecinin tüm muhatapları Rojava da karşımızda durmaktadır, KDP, Muhafazakarlar da dahil olmak üzere.
Türkiye maalesef soğuk savaş dönemi sonrası izolasyonist politikalarla Güney Kürtlerine mesafeli durdu. Halepçe de katledilenlere kucak açtık, ancak kendi Kürdümüzü etnik uyandırmayalım diye onlara Kuzey Iraklı dedik. Şimdi ise onların devlet ilanlarını tanıma noktasındayız. Rojava da bölge dışı güçlerin çözümleri bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da bölge halklarının değil kendi çıkarları açısından şekillenecektir. Türkiye Rojava’yı bu güçlerle çözüm aramaya itmemelidir. Türkiye’nin Ortadoğu da ortak bir Pazar ve değerler sistemiyle ulus üstü bir bölgesel yapıyı örgütleyecek siyaseti ortaya koyması gerekmektedir.

A. Tarık Çelenk

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir