CE4E4C83 F7CA 4B88 BBFF 494F2BA907A8

TARIK ÇELENK : Bu savaşla ve bir düzen oluşuyor, Türkiye’yi de dâhil edebilir miyiz buna?

AHMET DAVUTOĞLU : Tabi, ben şöyle, şimdiki zaten Ukrayna savaşının arka planında bu var bunun oluşturduğu yeni güçler dengesi ortaya çıkacak, 91’de söylemiştim bunu. Güçler dengesinden sonra da medeniyet ekseni değişecek.

19. yüzyılda Avrupa merkezli bir medeniyet vardı, 20. yüzyılda Atlantik merkezli, 21. yüzyılın ilk yarısında Asya ve Doğu Asya, ikinci yarısında Afrika’yı da içine alan ve artık bir merkezin olmadığı polar bir dünyanın oluşumunu göreceğiz.

TARIK ÇELENK : Rusya ne yapmak istiyor genişlemeye devam edecek mi ?

AHMET DAVUTOĞLU : Soğuk savaş bittiğinde Bir piramit düşünün, tepede iki tane güç var, Amerika Birleşik Devletleri-Sovyetler Birliği. Altında büyük güçler var. Süper güç-büyük güç. Bu ayrımı vardı o zaman. Rusya tekrar bunu çıkarmaya çalışıyor. İngiltere, Almanya, Fransa, Çin, Japonya bunlar büyük güçlerdi.

Bir de bölgesel güçler var. Kendi hinterlandı kuvvetli ve geçmişte böyle bir hinterlanda sahip olan ve bunu uyandırma imkânı bulunan, manevra alanı genişleyecek ülkeler vardı. Türkiye, İran, Mısır, Hindistan özellikle bu kontekst içinde, Brezilya gibi Güney Afrika. Yani bir hamle yaparak bölgesel güç olmaktan büyük güç olamaya geçebilecek ülkeler var.

TARIK ÇELENK : Rusya ne yapmak istiyor?

AHMET DAVUTOĞLU : Soğuk savaş bittiğinde Sovyetler Birliği kayıpları oldu Bunların biri Sovyetler Birliği merkez ülkesi olarak süper güç konumunu kaybetti. Afganistan savaşının etkisiyle başlayan ama esas Berlin Duvarının yıkılmasına giden Afganistan savaşıyla sarsıldı. Şu anda Afganistan’a müdahalesinden ders alıp almadığına bakacağız. Rusya, Sovyetlere Afgan müdahalesinin bugünkü simülasyonunu yapıyor. Rusya süper güç statüsünden Rusya ekonomik olarak ve politik olarak büyük güce dönüştü. Yani süper güç değil, büyük güç ve büyük güçlerin içinde de ekonomik olarak dünyanın ilk 5-7 ülkesinin arasında bile değil. Böyle o zamanki itibariyle ilk 10’da bile değil. Dolayısıyla ekonomik gücüyle nükleer ve askeri gücü arasına bir uçurum oluştu.

Rusya üç aşamada kayıp yaşadı. Birincisi Varşova Paktının daralmasıyla yani Rus İmparatorluk geleneği 16.-17. yüzyılda, bir Osmanlı güneyde ve Almanya bir mekanik mekanizma var. Dikkat ederseniz Putin’in 2007 Münih konferansı konuşması, 2014 Vandam Formu konferansı, 2014 Kırım’ın ilhakı için yaptığı konuşmasında ve son konuşmasında 2021’in yazında yaptığı konuşma da önemli en çarpıcısı ilginç, Rus

İmparatorluk geleneğini anlatması bakımından ve tarihi referanslarının bugünkü politiğe yansıması bakımından çok önemli. Kırım’ı ilhak konuşmasında Kiev Prensi Vladimir’e atıfta bulunarak, onun Kırım’da Sivastopol yakınındaki antik bir kentte vaftiz edilmesine atıfta bulundu. Şimdi de iddia ettiği kadarıyla dikkat ederseniz Ruslar ve Ukraynalılar tek bir ırk duruyor. Bunu da Vladimir’e atıfla yapıyor ve Kırım’ın ilhakını da Kırım’daki tarihi iddiasını da 10. yüzyıla dayandırdı.

Yani küresel çağdayız ama referansı 10. yüzyıl. Biz 19. yüzyıla atıf yapsak yine Osmanlıcı oluyoruz. Bu bütün tarihi argümanlarını o bu zemine dayandırdı bizim Lozan’da belirtilen belli haklarımız da var.

Balkanlar’da Boşnakları, Arnavutları korumaya kalksanız haklarını, insan hakları bağlamında Osmanlıcılık mı deniyor?

Reel güçler kendi tarihi referanslarını oluşturmaya başladı bugün.

Bu çok tehlikeli, dikkate alınması gereken bir şey Putin, bir revizyon yapmaya çalışıyor Fukuyama’nın tezini çökertiyor tarihte bu reel güçler varken bu teknolojik değişmeler varken tabiki bir değişim var ama güç rekabeti değişmez. Önemli olan bu güç rekabetini aşacak bir ilkeler bütününde insanlığın anlaşması.

TARIK ÇELENK : Evrensel insan hakları evrensel beyannamesi ya da Wilson doktrini bu ilkeleri bu süreç içinde bir anlam ifade ediyor mu sizce yani?

AHMET DAVUTOĞLU : Yeniden tanımlanması lazım. İnsan hakları beyannamesinin ilan edildiği dönemde. New York’ta bunun da Ruzvelt’in eşi Elon Ruzvelt’in de içinde bulundu yani Amerikan sisteminin iddiasıyla kabul edildi ama aynı günlerde yıllarda Amerika’da zenciler ve köpekler giremez diye yazılar vardı. İnsan hakları evrensel beyannamesi insan tanımını önce açması lazım.

İnsan, Vast mı, White Anglosakson Protestan insan mı, Avrupalı insan mı? Şimdi bile Ukrayna da bir mülteci sorunu olduğunda hepimiz tepki göstermeliyiz, halk bombalandığında, herkes büyük bir feveran ediyor ama Doğu Got’ta Şam’da kimyasal silah kullanıldığında aynı tepki gösterildi mi?

Ya Arakan’daki Cenosi’deki soykırıma aynı tepki gösterildi mi?

Hepimizi içinde barındıran kuşatıcı bir tanıma oturursa İnsan hakları evrensel beyannamesi anlam kazanır.

Avrupa’da olan bu kriz, insanlık krizi, Suriye’de veya Arakan’da, Filistin’de yaşana bir husus insanlık krizi değil oradaki insanların doğal kaderiymiş gibi görülürse olmaz.

Rusya’nın soğuk savaş sonrasındaki savaş stratejisine gelelim.

Rus İmparatorluk yaklaşımı yani Rusya’nın imparatorluk haline dönüşmesi, o Vladimir’den itibaren, aslında dört denize erişimle sağlandı. Birisi Vladimir’in 980’de Sivastopol yakınındaki vaftizine kadar götürülen Karadeniz’in inmesi güneye doğru. Baltık ekseni ki Sen Petersburg’un Petro tarafından inşasının sebebi budur.

Medeniyetler ve Şehirle kitabımda şehirlerin dünya düzeni üzerindeki etkisini anlatırken Amsterdam’ı örnek alınarak kurulan iki şehir var birisi New York diğeri ise Sen Petersburg’dur Baltık diğer tarafta Karadeniz, üçüncü eksen denize ulaşım Hazar, dördüncü ulaşım ise Pasifik. Dolayısıyla Rus Devletinin stratejik zihni oluşurken 92’de yazdığım bir makalede Avrasya değil de Avrusya diye yazmıştım. Ruslar için Avrasya yoktur, Avrusya vardır.

Rusya’nın ulaşmak istediği nihai hedef ise Akdeniz. Akdeniz’e de ulaşmak haklılaşması halinde artık bir süper güç olacağını düşündü. Şimdi soğuk savaş bu bütün bu denklemdeki en kritik kuşak Kırım, Tuna, Tuna-Dinyaper arasındaki bölgeden bir tarata Tuna Bakın, Dinyester değil bakın, Dinyaper arasındaki bölgeden Vistün-Baltık arasındaki bölge Osmanlı Rus Alman yani Rus Kutsal Roma Germen’in kritik denge kuşağıdır Osmanlı’nın Lehistan politikası buna dayanır. Yani şuanda Ukrayna’nın Polonya, İsveç, Finlandiya, Estonya vb. Baltık cumhuriyetleri tarafından desteklenmesinin arkasında bu var ve Polonya atasözü vardır. Türk halkları Vistül’den su içtiğinde Polonya kurtulacak diye çünkü Polonya’da Vistül tam ortada. Polonya haritası eğer Ruslar güçlüyse Vistül’ün batısına kayıyor, Almanlar güçlüyse doğusuna kayıyor. Osmanlı güçlüyse dengeyi sağlıyor.

Polonya kendini savunamıyor maalesef. Osmanlı’da Ortodoks Katolik dengesi açısından da dini denge bu hakkı kullandı ve Fener Patriğinin İstanbul’daki mevcudiyeti de Osmanlı’ya bir şey denge sağladı. Yani devlet, Osmanlı sultanlarının Kayser Rum unvanlarını kullanmaya devam etmesi de Rusların aynı dönemde Çar unvanını yine Kayser unvanı dikkat edin Osmanlı Kayser Rum diyor, Ruslar Çar Kayserden gelir, Almanlar da Kayzer diyor. Dikkat edin Romaİmparatorluğunun üçü de diyor ki Roma İmparatorluğunun mirası bende diyor. Osmanlı ise aktif olarak bunu değerlendirmiştir. Onun mevcudiyetini Roma’dan beri intikal eden mirasın devamı olarak görmüştür. Yani nihayetinde bakın, üçünün idarecisi aynı unvanı kullanıyor, Kayser unvanını kullanıyor.

Halife de demiş, Halife-i Ruhi Zemin de demiş, Kayser de demiş, Hakan da demiş Türk geleneğinin devamı, Şah, Padişah gibi İran da kullanmışlar. Yani Osmanlı’nın iddiası şu, İran’da bende bitti, Roma’da bende Türk hakanlığı da bende İslam halifesi de bende.

TARIK ÇELENK : Bir Katolik dünya hariç hepsi Osmanlı’da zaten.

AHMET DAVUTOĞLU : Ortodokslar da onda, evet. Böyle bir kuşatıcılıklığı da var. Osmanlı’yı yaşatan da bu kuşatıcılığı Çok kültürlülüğü. Ermeni patriğinin Patrikhanesini İstanbul’da fetihle birlikte kurmak Fatih Sultan Mehmet’in vizyoner bakışının eseridir ve aynı anda şah seman da Osmanlı medresesi İslam medresesini Fatih kurdu.

TARIK ÇELENK : Rusya’ya tekrar dönelim. Evet.

AHMET DAVUTOĞLU : Ne oldu biliyor musunuz? Şimdi bu kuşak, aynen devam ediyor. Sovyetler Birliği ikinci dünya savaşından sonra Rus İmparatorluğunun en geniş sınırlarına ulaştığı bu çizgide içinde. Nereye kadar geldi? Berlin’e kadar. Alman İmparatorluğu da en geri hatlara çekildi bir Rus İmparator merkezi kuşağı var. Moskova, Sen Petersburg, Karadeniz, Hazar hattında oluşan bir Sibirya’dan o Avrupa içlerine kadar giden bir de periferisi var. Şimdi soğuk savaş bitince Rus İmparatorluğunun en geniş yayılmacı kuşağı çatladı. Hatta bu yayılmacı kuşağın son adımı ikinci dünya savaşından sonra bizim Kars ve Ardahan’ı almak ve boğazları alarak Akdeniz hattının şeyini çekmekti. Kars’la Ardahan’da Basra’ya inecek bir kuşak olarak görülmüştür. Şimdi iki üç kere kırıldı bu. Birinci kırılması Varşova Paktı dağılınca Tuna’yla Vistül arasında Dinyasper’e giden kuşağı kaybetti. Yani Baltık’tan Dinyasper kuşağına inin, bunlar kayboldu yani Çek Cumhuriyeti, Polonya, Slovakya, efendim Romanya, Moldovya, bugünkü Romanya, bunlar ilk anda koptular ve kuşak Dinyasper’e doğru geriledi Tuna’dan ve hat Dinyasper’le Kallingrat arasına doğru geriledi. İkinci aşama ise 91 yılında bu sefer Sovyetler Birliği dağıldı. Sovyetler Birliği dağılınca Estonya, Letonya, Latvia, Moldova, Ukrayna bunlar da bağımsız olunca bu sefer ikinci bir gerilemeyle şimdi savaşın cereyan ettiği Dinyasper Don arasına çekildi Rusya.

Şöyle bir yay çizin o coğrafyada Tuna, Moldava’nın hemen güneyinde Dinyasper, Sonra Dinyeper, sonra Don, sonra Volga. Şimdi bu, bu da Tuna’dan bir anlamda Akdeniz’den ta Hazar Denizine kadar giden bir yay. Önce Tuna Dinyeper arasını kaybetti, Dinyasper arasını kaybetti, sonra Dinyeper arasını kaybetti ve Rus jeopolitik hattı Dinyeper Don arasına geriledi. Dinyeper

Don arası demek şimdiki Azak Denizi. ve ikinci, bu Rusya açısından tarihi bir gerilemeydi. Sonra üçüncüsü Çeçen savaşı ve bu arada da güney Kafkasya kaybedildi.

TARIK ÇELENK :Size bir ara soru soracağım müsaadenizle. Rusya’nın başında Putin değil de Putin’in bir muhalifi, çok demokratik, demokrat birisi, Beyaz Ruslardan pek liberal manada çıktığını görmedim de politikacı, o mahalde birisi olsaydı aynı iddiaları Rus Devleti yapabilir miydi?

AHMET DAVUTOĞLU : Farklı şekillerde yapardı. Mesela ekonomik alanda. Bu kuşağı niye Rusya Ukrayna’yı, Avrupa Birliğine almayın diyor. Çünkü o tarihi kuşakta Almanya ilerleme kaydetti. Almanya derken Avrupa Birliği ama Avrupa Birliğinin ekonomik gücü nihayetinde Almanya. O yıllarda yazdığım makalede Rus tanklarını Alman Hitler’in tanklarının girdiği her yere Alman markı girdi demiştim. Almanya ekonomik gücünü kullanırken, Avrupa Birliği, Almanya-Fransa eksenli olarak tarihi ortak ta 9. yüzyıldaki Şarlman döneminin birleşmesi üzerine Verdum civarında Rusya’ya karşı ciddi bir mesafe aldı.

TARIK ÇELENK : Şöyle bakabilir miyiz, affedersiniz, aklımda bir şey parladı yani şimdi otokrat ve tek tipçi bir devlet anlayışıyla bu hayat alanını askeri ve anti demokratik müdahaleler oluşturuyor ama aynı şey olsa demokratik bir lider ve bir kültürle olsa bu yumuşaklık meselesidir.

AHMET DAVUTOĞLU : Yani bu ülkemiz için de geçerli. Ben hiçbir zaman sınır böyle Türkiye girsin demedim Hiçbir zaman kullanmadım ama şunu söyledim, ekonomik karşıt bağımlılıkla bir düzen kurna görevi Türkiye’nindir ve barışı ihdas etmek, bir düzen kurmak için üç şey gerekli.

Ortak bir kültür, kültürden kastım kimlik anlamında değil, aidiyet bilinci.
Ortak bir ekonomik alan ve bunları koruyacak olan bir ortak Güvenlik veya Siyasal düzen.

TARIK ÇELENK : Rusya o zaman bu alanını ekonomik ve demokratik beceremediği için askeri ve zorlan yaptığı zaman mı devam edeceğini mi ilan etti yani?

AHMET DAVUTOĞLU : Açık söylemek gerekirse kültüründe bu yok. Şimdi sistemik deprem kitabında bahsettiğim dört depremde Rusya’nın tavrı şu oldu, 4 depremde, nedir bu?

Yani bu mevzileri kaybetti Rusya. Çeçen savaşı Rus travmasını oluşturdu ki Kafkaslardan da koptu yani Hazar Denizinden de kopuyor. Kopmaz ama Hazar Denizinden de şimdi Karadeniz öyle bir durum oldu ki tam Rus sahifesinde açılan yaşanan tramvayı anlatmak için Karadeniz

eskiden Sovyetler Birliği döneminde yani soğuk savaş döneminde yani soğuk savaşta bir tek Türkiye NATO üyesiydi. Bulgaristan’dan ta Gürcistan, Batum Varna’dan şeye kadar Batum’a kadar Rus kontrolündeydi fiilen Karadeniz’de aslında Türkiye dışında bir Rus denizi haline dönüşmüştü. Hazar Denizi İran dışında bir Rus deniziydi, güneyde küçük İran hattı dışında Şimdi öyle bir değişim yaşandı ki Karadeniz’de Rusya Novorossisk limanının etrafında liman şartları çok zor olan bir alana sıkıştı. Niye şimdi Sivastopol’a Odesa’ya yöneliyor, niye Abhazya’nın Suhubi limanını etkiledi? Sebep bu. Kendisini sıkışmış hissetti bölgeye Volga’da, Hazar’da da kuzeydeki Dağıstan hariç, Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan da oluşunca böyle bir sıkışmışlık hissi Rusya’da doğdu. Yetsin dönemi bir travma oluşturdu demokrasiyle gelişme veya bir eski Sovyet sisteminin dağılmasının Rusya’yı parçaladığı, hatta o dönemde Rusya’nın beşe bölüneceği tezleri vardı. Putin tipik Rus sahifesini uyandırdı, ancak bir şekilde iktidara geldi.

91’den 2001’e kadar Sovyetler Birliğinin hattından Rusya geriye çekildi ve nihai çekilme gerileme geldiği kanaati uyandı. Bu dönemde kaybetti Rusya. 4 deprem yaşanmıştı bu depremler;

Jeopolitik deprem 91, 2001 güvenlik depremi, 2008 küresel ekonomik deprem, 2011 Arap Baharının getirdiği yapısal deprem. Şimdi Rusya’nın tepkisine baktığımızda birinci depremde kaybettiğini hissetti. Bosna savaşında, Kosova’da hep geri çekildi. 2001’de 11 Eylül Rusya’ya büyük bir avantaj sağladı 91’le 2001 arasında dünyanın ve Amerika’nın söylemi demokrasi ve özgürlük ağırlıktaydı. 11 Eylül ‘le birlikte Amerika güvenliğe kaydı. Güvenliğe kayması demek aslında Rusya’nın kendi güvenliğini anlatabileceği veya kendi güvenlik ihtiyaçlarını meşru kılabileceği bir zemin oluşturdu. Çeçenistan müdahalesi ve şunu dedi senin 11 Eylül’de senin El Kaide’n varsa benim için de Çeçenler teröristtir ya da şunlar teröristtir ve Rusya 90-2001’den itibaren restorasyona başladı.

Önce Kafkasya’yı kontrol etti yani kendi Kafkasya’sını yani Çeçenistan, Dağıstan o hattı, Kuzey Kafkasya’yı kontrol etti. Bu arada Irak ve Afganistan müdahalesi NATO’nun onun dışında kaldı ve bir anlamda tarihi dürtülerle ortaya çıkabilecek Rus karşıtlığından uzak kaldı. Amerika hem Afganistan’da yıprandı hem Irak’ta yıprandı. Karşıda Amerika’nın ciddi bir yıpranma yaşaması Rusya’nın hareket alanını açmaya başladı. Amerika’nın yıpranması da şundan, düşünün 2000 yılından bugüne kadar Putin Rusya’da tek bir stratejiyi takip ediyor, Amerika’da ise birbiriyle çelişkili başkanlar arka arkaya geldi.

Bush, tek taraflı müdahale.

Obama ve pasifist bir uluslararasıcılık.
Arkasından Trump’ın tamamıyla fevri ve izolasyonist Amerika politikası.

Ben buna “Sistemik Deprem” kitabımda Amerikan stratejik süreksizliği diyorum. Rus statik sürekliliğiyle aynı dönemde yaşandı. 2001’den 2007’ye kadar altı yıl içinde Amerika yıpranıp çekildikçe ve Guantanamo gibi hukuk dış rezaletler yaşandıkça, Amerika veya Avrupa Rusya’ya dönüp Çeçenistan’da ne yapıyorsun sorusunu sorma meşruiyetini kaybetti.

Tarık Çelenk : Amerika iç kamuoyundaki demokratik tepkiler ile Amerika askerlerini çekti ya da çekiyor, Rusya kamuoyunun tepkileri ile bu durum mümkün olabilir mi ?

AHMET DAVUTOĞLU : Maalesef Rusya gibi Asyatik toplumlarda böyle bir kamuoyu oluşumu yok, bunu görmemiz lazım. Kontrol edilebilir bir kamuoyu var. Putin’in 2007’deki Münih güvenlik konferansında yaptığı konuşma aslında bugünün işaretlerini veriyordu. O konuşmada ilk kez Putin çok net bir şekilde Amerikan tek taraflı müdahalelerine karşı durdu ve yeni bir güçler dengesi kavramı ortaya çıktı. Putin’in konuşması Rusya’nın inşa edilmekte olan özgüvenini yansıtması dışında bir anlamda süper güç olarak sahneye tekrar çıkma çabasının ilk yansımasıdır. O konuşmayı bir akademisyen olarak 1993’te yazdığım “AvRusya” makalesinin bir devamı gibi okudum ve o zaman da değerlendirmeler yaptım. Bir taraftan da Rusya’yla ilişkilerimiz gelişti.

TARIK ÇELENK : Rusya’nın şimdiki mantığıyla, muhtemel güç alanlarını askeri hamleler ile kapatacağı ihtimalini mi öngörüyorsunuz?

AHMET DAVUTOĞLU : Ekonomik gücü de var, şimdi ona geleceğim. Üçüncü deprem, küresel ekonomik krizdi ve Rusya’ya büyük avantaj sağladı. Çünkü Avrupa’yı sarstı. Amerika’nın enerjisi Afganistan ve Irak’a yoğunlaşırken, Avrupa’nın enerjisi ekonomik krizde olan Yunanistan ve İspanya’ya yoğunlaştı. Rusya bu dönemde emtia ülkesi olduğu, yani doğalgaz ve petrol rezervi elinde olduğu için ve o dönemde bu alanda fiyatlarda yükselme yaşandığı için büyük bir ekonomik güç elde etmeye başladı. 2011 Arap depremiyle birlikte ulus devletler çatlayınca, doğalgaz ve petrol fiyatları da o dönemde zirveyi bulunca Rusya, ekonomik gücü, eski Sovyetler’den intikal eden nükleer güç ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliğini birleştirerek tekrar büyük güç statüsünden süper güç statüsüne geçme çabası içine girdi. Bunun ilk adımı ise 2008 Gürcistan savaşıydı. Gürcistan’la savaşında şunu

göstermeye çalıştı: Ben Kafkaslardan kopmam ve bir ayağım daima Güney Kafkaslar’da olacak.

TARIK ÇELENK :Zannediyorum Ukrayna’da da Gürcistan performansını göstereceğini düşündüler, inandılar ama öyle olmadı.

AHMET DAVUTOĞLU : Evet, Putin’in bu gücü konsolide ettiği yer ise Suriye ile Ukrayna krizini çok iyi yönetmesi. 2013’te batının en büyük zaafı da buradaydı. Başkan Obama ile, o zaman Başkan Yardımcısı olan Biden’ın ile de Dışişleri Bakanı olan Kery ile de her görüşmemizde özellikle Kery ile olan görüşmemizde hep şunu söyledim ben, Rusya’yı tahrik etmemek lazım ama aynı ölçüde de Rusya’nın sınırlarını çok net çizmek lazım. Rusya’yı provoke edip, sınırlarını çizmezseniz yani herhangi bir angajman ile durdurmazsanız kontrol edilemez sonuçlar doğar. 2008’de biz bunu yaptık. 2008 Gürcistan savaşı olduğunda tam da AK Parti’nin kapatılma davasının bittiği günlerdi, bir anda bu krizle karşı karşıya geldiğimizde sayın Erdoğan ile Tiflis ve Moskova’ya gittik. Uçakta beş maddelik bir eylem planı açıkladık. Bir güney Kafkasya barış paktı ilan ettik. Aynı günlerde Rus Deniz Kuvvetleri Komutanıyla bizim Deniz Kuvvetleri Komutanımız Karadeniz’in ortasında buluştu. Biz kendilerine boğazlarda kesin Montrö’yü uygulayacağımızı ama Gürcistan’daki pozisyonumuzun da Gürcistan toprak bütünlüğü olduğunu söyledik. Yani ilkenizi koyacaksınız, kurallarınızı koyacaksınız Rusya’yla ilişkinin doğal seyri budur. 2013 yazında Suriye’de kimyasal silah kullanıldığında Obama dedi ki: “Suriye’ye müeyyide uygulayacağız. Kimyasal silah kullandı, binlerce insan yandı.” Fakat Rusya devreye girdi ve Amerika Rusya’nın aracılığıyla kimyasal silahların Suriye’den çıkması karşılığı Suriye’ye hiçbir müeyyide uygulamadı. Bu Rusya’da şu kanaati uyandırdı: “Amerika, Irak ve Afganistan tecrübelerinden sonra herhangi bir yeremüdahale etme iradesine sahip değil. Dolayısıyla ben karşı hamleler yapabilirim.” Ukrayna krizi aynı günlerde patlak verdi. Sen Petersburg’da G-20 zirvesi vardı. Putin’in en kırılgan olduğu dönemdi o dönem. Fakat G-20 zirvesinden hemen sonra bu kimyasal silahlarda Amerika irade göstermeyince, Rusya için Ukrayna krizinde dirençli bir tavır sergiledi ve arkasından Suriye’de gösterilen zaaf, Ukrayna’da Rusya’nın alanını açtı ve Rusya fiilen girdi, Kırım’ı ilhak etti, Mart 2014. Biz o zaman bir hareketlenme olmasın demiştik çünkü bir denge vardı Ukrayna’da, Yanukoviç Rus yanlısı, Ruboşenkov daha batı yanlısıydı. Bir denge vardı. O hassas dengeyi bozmamak lazımdı. O hassas denge olaylarla bozulunca ve Rusya Kırım’a girip, Batı sessiz kalınca, o zaman da tam tersi bir duruma gitti. Yani turuncu devrimlerle bu sefer Rusya’nın ilhakına neredeyse sessiz kalındı. O zaman John Kery ile görüştüğümüzde, Kırım bu kadar önemli mi diye sormuştu ve hayretler içinde kalmıştım. Çünkü demin söylediğim

Karadeniz’deki makul liman alanı Kırım’la Odessa arasındadır. Putin, 2014’teki Kırım konuşmasında da son zamanlarda yaptığı konuşmalarda da diyor ki: “1954’te Sovyetler Ukrayna’ya Kırım’ı ve Odessa’yı vermekle büyük bir hata yaptı. Buralar tarihi Rus halkının alanlarıydı.” 94’te Ukrayna’nın nükleer silahlardan arındırılması karşılığı Amerika, Rusya, İngiltere, Ukrayna arasındaki dörtlü centilmenlik anlaşması bozulmuş oldu. Arkasından Rusya, Suriye’ye müdahale etti 2015’ten itibaren ve Lazkiye’yi neredeyse bir Rus limanı haline dönüştürdü.

TARIK ÇELENK : Peki, Türkiye orda niye Rusya’ya karşı değildi? Siz de vardınız o dönem. O zaman niye bir tavır uygulanmadı Suriye’deki etkinleşmesine karşı?

AHMET DAVUTOĞLU : Elbette tavır koyuldu. Ancak Halep’in düşmesi, benim başbakanlığı bırakmamdan sonradır. Esas olarak Putin’in bugün bu kadar kendine aşırı özgüveninin arka planı Ukrayna krizinde Batı’nın müdahale etmeyeceğini anlaması. Kendi kontrolü altına tekrar girerse, Vladimir’e, yani 10. yüzyıla kadar giden o tarihi kuşak yeniden Rusya’nın egemenliğine geçecek. Sovyetlerin Afganistan müdahalesi aslında yayılmacı bir müdahaledir ama bir taraftan da defansifti. Gücünü kaybetmeye başlayan bir imparatorluğun bir hamleyle jeopolitik dengeleri değiştirme çabasıydı. İlginç bir şekilde Amerika’nın 1991 Körfez müdahalesi de bir defansif nitelik taşıyordu gücünü kontrol etmek bakımından. Şimdi defansla ofansın yani bir yayılmayla savunmanın iç içe geçtiği bir şey oluştu Rusya’da. Eğer Ukrayna’yı kaybedersem, NATO’ya geçerse, artık o tarihi Batı-Doğu dengesi ta Dinyeper’e kadar gelmiş olacaktı ve Don’a doğru gerileyecekti Rusya. Donbas bölgesi onun için kritik. İmparatorluk burada doğmuştu. Ancak diğer taraftan da eğer Ukrayna’yı elde ederse ofansa geçecek. Yani nedir ofans? Açık söyleyeyim, Moldova ve Rus azınlığın olduğu özerk bir bölge ve Dinyeper’in denize indiği yer olan Transnistria bölgesi. Bizim için önemi nedir oranın? Gagavuz Türklerinin olduğu yerdir. Gagavuz Türkleriyle Transnistria’daki Ruslar yan yana yaşar ve hatta Moldova hükümetiyle Gagavuz Türklerinin ilişkilerini Türkiye tanzim ederdi. Hristiyan Türklerdir Gagavuz Türkleri. Bir ara ben Dışişleri Bakanı olarak Gagavuz bölgesine gittiğimde şimdi Rus ayrılıkçı bölgeyle Moldova ve Gagavuz Türkleri arasındaki ilişkiler için ara buluculuk girişiminde de bulunmuştum.

TARIK ÇELENK : Evet. Yani ona gelecek diyorsunuz?

AHMET DAVUTOĞLU : Tabi, orası hareketlenecek eğer Ukrayna’yı alabilmiş olsaydı. Şu anda Rusya, savunmayla saldırı arasında bir ince kuşak üzerinde gidiyor.

TARIK ÇELENK : Peki, arkasından sıra Baltık’a ve Polonya’ya gelir mi?

AHMET DAVUTOĞLU :Şimdi oraya geleceğim. Önceki aşama, Sovyetler Birliği’nin dağılması aşamasındaki bölgeleri önce düşünülür. Polonya’ya gelmez. Öncelik Gürcistan’dır tekrar, yani Abhazya Osetya bölgesinin tahkim edilmesi ve Gürcistan’da bir yönetim değişikliği.

TARIK ÇELENK : Azerbaycan’da bir risk olur mu?

AHMET DAVUTOĞLU: Kesin gördüğüm risk şudur, ben geçen sene Kasım ayında yani Karabağ savaşının olduğu dönemlerde özellikle ulaşabildiğim arkadaşlara -arkadaşlara demeyeyim, artık bizimle görüşmekten kaçıyor herkes de.- şunu ilettim. Azerbaycan’ın Karabağ etrafını da kurtarması büyük bir başarıdır ve Türkiye doğru yapmıştır. Hiç tereddütsüz. Fakat vahim hata Karabağ bölgesine Rus askerlerinin girmesidir. Karabağ’da hiç Rus askeri yoktu. Yani Rus askeri Ermenistan’daydı, Karabağ’da yoktu. AGİT gözlemci heyeti gibi bir heyet içinde Rus askeri ve bizim askerlerimiz de olsa ayrı bir şeydir. Ama Rus askerinin girdiği yerde, bizim askerimiz de girmezse, bir ay sonraki aşamada çıkabilecek bir krizde Laçin koridorundan Karabağ’a ulaşmak çok zor değil. Dolayısıyla şu anda Türk Rus ilişkilerinde olabilecek herhangi bir sarsıntı, Azeri Rus ilişkilerinde olabilecek herhangi bir sarsıntı ki olabilir.

TARIK ÇELENK : Özellikle Azerbaycan Rusya ilişkilerinde bizden bağımsız olarak ne tür bir seyre girebilir bu savaş?

AHMET DAVUTOĞLU: Onun bir dengesi var, bir kültürü var, bir arka planı var. Ama Türkiye ve Kafkasya için ben hep şunu söylerim, Stratejik Derinlik’te de yazdım, Türkiye bir kartalsa, iki kanadı varsa, birisi Hazar’da Azerbaycan’dır, birisi Adriyatik’te Arnavutluk ve Bosna Hersek’tir. Bu iki hattın düşmesi veya bu iki hattın kopması durumunda Türkiye tekrar bölgesel güç iddiasını kaybeden bir Anadolu devletine dönüşür. Azerbaycan bizim ne şartta olursa olsun Güney Kafkasya’daki zeminimizdir. Bir de şimdi sadece jeopolitik değil jeoekonomik olarak da önemli. Niye? Türkiye’nin zaten doğalgazı %32,7 oranında Rusya’ya bağımlı, bir de Azerbaycan’dan gelen tarafın ve Bakü Tiflis Ceyhan’ın petrol ve doğalgazında tamamen Rus denetimine geçmesi açık söyleyeyim Türkiye’yi enerji bakımından tamamen Rusya’ya bağlar. Burada Rusya ile ilişkileri bozmadan ve Rusya’nın makul tercihleri konusunda Rusya’yla NATO arasında gerektiğinde arabuluculuk yaparak dengeyi sağlamak gerekir. Ama tarihi unutmadan. Neden Sokullu Mehmet Paşa Don’la Volga arasına kanal açmaya çalışıyordu. İşte bu sebepten. O zamanki mücadele devam ediyor ama yönetimde olanlar tarih arka planına sahip değillerse, cahilce kişisel bir yönetim sergilemeye çalışıyorlarsa

şimdi olduğu gibi Putin’in kapısında dakikalarca bekletilirler. Şimdi de sayın Erdoğan bir taraftan NATO gereğini yapsın diyor ama gereğini yapsın demek saldırması anlamına gelir. Ama Ukrayna üzerinde No Fly Zone, uçuşa yasaklı bölge.

Bir gün, bir gün NATO’ya hitap ediyor bir gün Rusya’ya. Rusya’ya hitap edemediğini anlayınca da bir iş adamını yolsuzluklarla serpilmiş ve arkaik bir maocu düşünceyi temsil eden bir grupla birlikte Moskova’ya gönderiyor ve Rusya’yla ilişkileri bunların düzeltmesini bekliyor. Böyle bir şey olmaz. Şimdi yeni soğuk savaş başlıyor. Tam da benim Sistemik Deprem dediğim şey bu. Aslında okunursa Rusya’yla ilgili, Ukrayna’yla ilgili bu günleri işaret ettim.

TARIK ÇELENK : Ben de onu soracağım. Bir nükleer savaş, üçüncü dünya savaşı riski görüyor musunuz, öncelikle yeni düzenden önce?

AHMET DAVUTOĞLU: Nükleer savaş dediğiniz şey iradeyle ortaya çıkmaz, çıkması için bütün aklını kaybetmesi lazım ama olaylar öyle bir gelişir ki biri düğmeye basmaya başlar, bir tane kendisini kaybetmiş bir liderin bir grubun bir düğmeye basmasıyla insanlığın kaderi değişir. İşte geçen gün hemen Azak’ın kuzeyinde bir nükleer tesise Ruslar girerken de çatışmalar yaşandı.

TARIK ÇELENK : Peki nükleer başlıklı füzeler de böyle bir riski taşımaz mı?

AHMET DAVUTOĞLU: Kesinlikle taşıyor. Burada zaten Sovyetler Birliği’nden Rusya’ya geçişte şu beş şeyi koruduğu için Rusya bugün bir süper güç durumunda. Bir, nükleer silah kapasitesi ve bilimsel arka planı. İki, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi. Üç, eskiden etkide bulunduğu hinterlanttaki istihbarat ve güvenlik ağları yani etki hinterlandı. Dört, Putin’in de içinden çıktığı istihbarat ve güvenlik sisteminin devam ediyor olması. Ve beş, enerji ve doğal kaynaklar. Bugün de Rusya’nın bu kapasitesi var. Ama şunu ifade edeyim, ekonomik olarak süper güç konumuna gelmeden jeopolitik olarak süper güç konumuna gelmeye çalışması bazı maceracı eğilimler dışında bir sonuç doğurmaz.

TARIK ÇELENK : Bunu sürdürebilir mi?

AHMET DAVUTOĞLU: Sürdüremez. Zaten yine kitapta bunun üzerinde durdum, sürdürmesi çok zor. Bakın ne yaptı, bu Arap Baharı döneminde ilginç bir şekilde önce kenarda bekledi. Çünkü Arap Baharı Rusya’ya yarıyordu. Ben kitapta Rusya kısmında vurguladığım hususlardan biri şu, Rusya, krizle düzen arasında gidip gelen bir ülkedir. Dünyada bir barış düzeni kurulsa bu Rusya’nın aleyhinedir. Neden? Çünkü petrol ve doğalgaz fiyatları düşüyor.Rus ekonomisi

emtia ekonomisi şeklinde kaldıkça yani sanayi ekonomisine dönüşmedikçe böyle devam edecektir. Emtia ekonomilerinin karakteristiği, dünya piyasalarındaki emtia iniş çıkışlarına göre o ülke güç kazanır ya da kaybeder. Libya savaşı devam ederken 2011’in Mart’ı, bir görüşmemizde o zaman Rusya, Libya’yla ilgili bir kararı veto edecek mi etmeyecek mi sorusu gündemdeydi. Rus Heyeti Başkanı Medvedev’di. Veto edecek misin sorusuna şu cevap gelmişti. Çok düşünmüyoruz, zaten orada süren gerilimin sürdüğü her an petrol fiyatları yükseliyor. Rusya’nın düzensizlikten kazancı emtia ekonomisindeki petrol ve doğalgaz gelirinin artmasıdır. Şu anda petrol fiyatları 100 doları geçti. Ancak düzen olmadan da Rusya İmparatorluğunun o muazzam coğrafyasını, bugünkü Rusya’yı korumak kolay değil. Mesela bizi doğrudan ilgilendirmesine rağmen kimse fark etmedi, Rusya geçtiğimiz yıllarda Tataristan Cumhuriyetinin Cumhuriyet unvanını kaldırdı ve Cumhurbaşkanının Cumhurbaşkanlığı unvanını da kaldırdı. Kazakistan yani Kazan’daki Tataristan, Kırım’ı kastetmiyorum. Merkezileştirdi her şeyi ve masallar kurdu Kadirov gibi liderler getirerek. Yani ekonomiyi oligarklarla, çeperdeki siyaseti de Kadirov benzeri o kültürle. Şimdi bu kadar büyük bir coğrafyada aynı anda demokratik dönüşümün beklenmesi çok zor. Nihayet Rusya’nın kalbi Sen Petersburg, Moskova ve Don’a kadar inen hat. Bu hattaki değişim önemli. Diğerleri buna bağlı olacak. Bizi ilgilendiren yönüyle, Kazakistan’daki gelişmelerle Ukrayna’daki gelişmeler de hayati. Türkiye, Ankara’daki yöneticiler, maalesef bunların çoğunu doğru okuyamadı,

TARIK ÇELENK : Türkiye önündeki ciddi riskler ya da avantajlar nedir somut olarak?

AHMET DAVUTOĞLU: Türkiye coğrafyasında bir ülkenin önemi hiç kaybolmaz, her zaman önemi vardır. Şu anda da dünya çoklu güçler dengesine dayalı yeni bir soğuk savaş yani eskiden olduğu gibi İngiltere ve diğerleri gibi değil. Her bölgede, Balkanlar’da, Orta Asya’da, Afrika’da ayrı bir güçler dengesi. Çoklu güçler dengesi içinde dünya yeni bir düzene geçmek zorunda ama önce çoklu güçler dengesinin dinamiklerini yaşayacak, Sistemik Deprem’den kastettiğim bu.

TARIK ÇELENK :Bunu birileri kurmayacak değil mi, kendiliğinden oluşacak bu?

AHMET DAVUTOĞLU: Tabi. Türkiye bu konuda düzen kurucu bir rol üstlenebilir. Düzene katkı veren bir ülke rolü üstlenebilir. Benim bütün komşularla sıfır sorun ilkesinden bölgesel etki alanlarını pozitif yönde kullanmaya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliğine kadar giden çabalarımda hep Türkiye’yi önce içerde demokrasi ile taçlanmış bir istikrarlı yönetim, sonra çevresinde komşularla iyi ilişkiler ve Kafkasya’da, Balkanlarda, Ortadoğu’da ve Orta Asya’da düzen kurucu pozitif arabuluculuk ve diğer faaliyetler. Biz yaptık bunu. Türkiye-

Bosna-Hersek-Sırbistan, Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan, Türkiye-İran-Azerbaycan, Türkiye- Afganistan-Pakistan, Türkiye-Suriye-Irak. Bütün bu mekanizmaları kurduk biz vaktinde. Tekrar kurulabilir. Büyük bir avantaj var açık söyleyeyim. Şu anda en geniş hareket alanına sahip ülkelerden biri Türkiye’dir. Ama en büyük risklerle muhatap olan ülkelerden biri de Türkiye’dir.

TARIK ÇELENK : Risklerimiz nelerdir?

AHMET DAVUTOĞLU: Riskler de şu, Amerika’yla Rusya arasında, Amerika’yla Çin arasında, Avrupa Birliği ile Rusya arasında güvenilir bir partner, güvenilir bir taraf olma niteliğini kaybederseniz kesinlikle büyük bir risk var. Şu anda Türkiye hiç kimse tarafından güvenli bir partner olarak gözükmüyor. Beni kaygılandıran bu. Yani 2008’de biz Rusya’ya gittiğimizde Putin bizi ciddiye alıp dinliyordu çünkü NATO içindeki gücümüzden emindi. Ama şimdi aynı Putin Moskova’da oturduğunda şunu görüyor, NATO’da Ukrayna konusunda yapılan zirvelere Türkiye davet edilmiyor. Kimler gidiyor? Üç büyük zirve yapıldı savaş öncesinde zoom üzerinden. Amerika, Avrupa Birliği, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Polonya, sonuncusuna Romanya katıldı. Yani Romanya’nın bile katıldığı zirvelere Türkiye davet edilmedi. Putin’le haftada bir görüştü Erdoğan doğru, birçoğu da kendi talebiyle. Zelenskiy’le görüştü ama Biden’la bir kez görüşmedi. Bu demektir ki Rusya, NATO’yla ilişkileri soğumuş, dışlanan bir ülke olarak gördüğü anda Türkiye’ye verdiği önemi kaybeder. Washington’da oturan bir Amerikalı da Türkiye Rusya’yla gerilim yaşıyor dediğinde önemini kaybeder. Türkiye Rusya’yla iyi komşuluk ilişkilerine sahip, ekonomik ilişkileri üst düzeye çıkmış konumu korur ve siyasal ilişkileri de zirve düzeyinde tutarsa, NATO’da da aynı ölçüde aktif olduğunda iki taraf nezdinde de itibarı artar.

TARIK ÇELENK :Müsaadenizle zaman bayağı azaldı. Ben iki şeyi de sormadan geçmeyeyim. Tabi öncelikle sözü de sizden alalım mesela demin ifade ettiniz ki bir imparatorluğun dağılmasının kaygısı o topraklarda yaşayan insanların üzerinde ya da devlet üzerinde bir travmatik etki yaratıyor. Siyasetin üzerinden de sörf yapıyorlar. Yani başka bir programımızda sizden bu imparatorluğun dağılmasının oluşturduğu etki ve bu etki üzerine kullanılabilecek barış konsolidasyonunu da konuşmak isterim.

AHMET DAVUTOĞLU: Memnuniyetle.

TARIK ÇELENK : İkicisi de Almanya da bu arada silahlanmaya başladı. Onu nasıl okumak lazım?

AHMET DAVUTOĞLU: Aslında Putin fark etmeden ve istemeden NATO’yu canlandırdı. NATO’ya bir hayat öpücüğü oluşturdu. Bütün NATO zirvelerine katılırız yıllardır, hep NATO kendisine soğuk savaş sonrası bir anlam yüklemeye çalıştı. Biz de bu konularda katkılarda bulunduk. NATO’nun üstlenmesi gereken rol ama ilkesel rol. Mesela Bosna Hersek’in NATO üyeliğini savunurken ben bunu ısrarla söyledim ve NATO’nun bu anlamda ülkelerin üzerinde bir güven oluşturucu şemsiye olması ama asla ülkelerin içişlerine müdahil olmaması gerektiği konularında çok konuştuk. NATO anlamını büyük ölçüde kaybetmişti. 2001’de 2002’de Afganistan müdahalesiyle teröre karşı müdahale gibi bir anlam biçti kendisine. Yetmez. Şimdi ilk evre Trump döneminde Amerika Birleşik Devletleri’yle Avrupa Birliği arasında büyük bir uçurum oluşmuştu. Trump açık bir şekilde Avrupalıları istiskal etti. Para vermiyorsunuz NATO’ya, NATO önemini kaybetmiştir dedi ve NATO tarihinin en kötü dönemini Trump döneminde yaşadı. Şu olaylar NATO’nun bir güvenlik şemsiyesi olarak taşıdığı önemi ortaya koydu. Bu sebeple de Biden yönetimi Trump yönetiminin aksine Avrupa’ya şu mesajı verdi: “Bakın biz yoksak, Baltıklarda Avrupa Birliğinin barınabilmesi de çok zor. Polonya, Romanya, Bulgaristan bu hatta da gerilim yaşanır. Hep beraber elimizi taşın altına koyacağız.” Amerikan Başkanı’nın elimizi taşın altına koyacağız demesi Avrupa’ya paranı ortaya koy, kendi savunmanı, Avrupa savuma sistemini kur, ben de sana destek olayım demektir. Şu anki Alman başbakanı tanırım Hamburg Belediye Başkanı iken görüşmüştük. SPD’dendir. Sosyal demokrattır. Dolayısıyla Sholts yani Alman Başbakanı görevinin ilk yıllarında canlandırma misyonu gibi bir misyonla karşılaştı. Koalisyon ortaklarıyla da bunu yapmasında da zorluklar var. Alman siyasetinin iç denklemi Ukrayna krizi ile ortaya çıkan denkleme çok uygun değil. Onun için başlarda tereddütle davrandı. Almanya tereddütteyse Avrupa Birliği tereddüttedir. – İngiltere, Avrupa Birliğinin dışında olduğu için.- Karar almak zorlaşır. Macron gibi diplomasi tecrübesine sahip olmayan biri de Fransa’da olunca Avrupa’nın ne refleks vereceği konusunda bir tereddüt yaşandı. Şu anda açık söyleyeyim, en büyük kaygım dünya liderleri arasında yeni ulusal dünya düzeni fikrini benimseyecek, bunun felsefi, insani arka planını gözeterek kurumsal bir birleşiminden kurumsal bir beraberlik sağlayacak bir liderlik görmüyorum, bu büyük bir risk.

TARIK ÇELENK : Tabi. Bu aynı zamanda fikir liderliği de gerektiriyor.

AHMET DAVUTOĞLU: Tabi. Düşünün Cemiyet-i Akvam oluşurken ikinci dünya savaşı sonrasında, böyle kötü tecrübeler yaşamış, o tecrübelerden ders çıkarmış bir liderler topluluğu vardı. Birleşmiş Milletler böyle doğdu ama aynı Birleşmiş Milletler şu anda uluslararası barışın önünde engel çünkü o günkü dengelere dayalı Birleşmiş Milletler Güvelik Konseyi yapılanması

karar almayı imkansızlaştırıyor. Bakın ilginç bir şey söyleyeyim size. Birleşmiş Milletler sistemi nasıl yenilenir diye bir kitapta anlatırım. İki çelişkiyi zikredeyim. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri hep Güvenlik Konseyi’nin gücünü korumaya çalışır. Çünkü kendi güçleri de oradan gelir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun gücü de zayıflatılır. Biz bunu gördüğümüzde, 29 Kasım 2012’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Filistin devlet olarak tanınmayınca, biz bunu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na götürdük, yani 192 ülkenin bulunduğu kurula. Ve oradan galiba 120 oyla Filistin’i devlet olarak tanıtan kararı çıkardık.

Ve o kararı o gün çıkartan salonda Mahmud Abbas dışında Filistin’i savunan tek Dışişleri Bakanı bendim, çıktım konuşma yaptım. -Bir de Endonezya Dışişleri Bakanı vardı.- Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nu kullandık. Amerika genelde buna karşı çıkar. Çünkü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde İsrail karşıtı Amerika karşıtı bir karar çıkmayacağı için, bloke edeceği için genellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kullanılır. Ama bu sefer Rusya bunu bloke edeceği için Birleşmiş Miletler Genel Kurulu’nu Amerika devreye soktu. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nu aktif hale getirmek lazım. Birleşmiş Milletler Genel Kurul’unda bütün ülkelerin birlikte aldığı kararlar Birleşmiş Milletler Güvelik Konseyi kararını aşabilmeli. Aksi takdirde beş ülke Birleşmiş Milletler sisteminin oligarkları olur.

Ama son olarak şu mesajı vereceğim, Türkiye gibi bir ülkenin önemi hiç eksilmez. Yeter ki Ankara’dakiler bu önemi kavrayabilsinler ve bu önemin gereği olan stratejik aklı devreye sokabilsinler. Bugünkü yönetim bunu yapamadığı için Türkiye ciddi sıkıntılarla karşılaşabilir ama bunu yapacak stratejik aklı biz üreteceğiz.

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir