çevremiz

Son terör operasyonlarının maddi ve manevi maliyeti, sonuçları ile birlikte toplumun büyük bir kesimi tarafından temkinli bir iyimserlikle kabul edilmiş gözüküyor. Yani bir yönüyle 90’lardaki gibi ortalama şehit sayımızın manevi bedeli, bu operasyonların gerekliliği karşısında toplum tarafından anlamlandırılabiliyor.

Çatışmalar şiddetini kaybetse de, düşük yoğunluklu bir dengeyle sürmekte. Bölge dışındaki Türkiye, operasyonları şehir ve ilçelerin temizlenmesi olarak görüyor. Bölgenin çoğunluğu ise PKK’nın milis güçlerinin çekilmek zorunda kalmasını aynı şekilde temkinli bir iyimserlikle karşılıyorlar. Devletin siyasi ve hizmet boşluğunu acilen doldurmasını sabırsızlıkla bekliyorlar ve güvenlik konseptinin olağanüstü ön plana çıktığı şehirlerden de pek hoşnut değiller.

Kamuoyunda PKK’nın tasfiye olabileceği veya devletimizin beklediği marjinal seviyeye çekilebileceğine dair umutlar artmış durumda. Özellikle bunu da PKK’nın operasyonlar sonucu yerelde ki paralel yönetim mekanizmasının geçicide olsa dumura uğratılması, PKK kamplarına yapılan yoğun hava operasyonları sonucu yönetim kısmının Süleymaniye ve Erbil gibi bölgelerde konuşlanması ve son yaptığımız İsrail- Rusya görüşmelerinin bahar havasına bağlayanlarımız çoğunlukta.

Bilindiği gibi PKK, Türkiye toprakları üzerinde, tarihimizde etnik yapısını bir tarafa bırakmazsak da taban bulabilmiş, sivil siyasette de yapılanabilmiş sıkça da terörü kullanan, adaptasyon yeteneği olan yegane sol ideolojik kökenli bir örgüttür.

PKK’nın taban bulabilmesinde ki önemli faktörlerden biri de, K. Iraktan ziyade K. Suriye gerçeğidir. Öncelikle sosyoloji ve sonra da Baas’ın sol ideolojik yakınlığı bu süreci hep destekledi. PYD veya Rojava’daki PKK varlığı sadece Suriye savaşının bir sonucu değil, bu anlaşılmalı.

Ancak Irak savaşı nasıl oradaki geleneksel Kürt mücadelesini bir devletçik olarak ABD’nin dolaylı desteği ile umutlandırıyorsa, burada da Suriye savaşı aynı şekilde PKK’nın da bir devletçik hayalini güçlendirmekte.

PKK’nın muhtemeldir ki uzun süredir örnek aldığı örgütlerin başında FKÖ ( Filistin Kurtuluş Örgütü ) gelmektedir. Marksist ve etnik hakları savunan bu örgüt zamanla sivil alanda yapılanarak bürokrasisini oluşturmaya çalışmıştı.

Görünen o ki, PKK otuz yılı aşan bölge tecrübesini silahlı ve sivil kadroları ile Rojava’ya odaklamış durumda. Bu örgüt Devletimizle giriştiği “Terör operasyonları” kapsamında, kent savaşlarını kayıp ettiğinin farkındadır. Bunu da umursamış görünmemeye çalışmaktadırlar. Şu anki tabanının diri tutabilmek adına kırsal ve kentlerdeki saldırıları, taktik anlamda anlaşılmalıdır. Ancak unutulmamalıdır ki Türkiye’deki silahlı milislerinin 5-6 katı Rojava’da bulunmaktadır. İnsan kaynağı sıkıntıları ve ideolojik motivasyon sorunları da şu anki ortamda yoktur. Hedefleri Batı ittifakının sürecek desteği ile İŞİD ve Suriye savaşı rüzgarının oluşturduğu imkanlar üzerinden sörf yaparak Rojava bölgesinde kent veya kent devletçiklerini oluşturabilmektedir.

Kürt coğrafyasının K. Irak kısmında da işler iyi gitmemektedir. Erbil ekonomik sorunlarını Bağdat üzerinden çözememektedir. Gelir dağılımı adaletsizliği ve hukuk sorunları sosyal istikrarı engellemektedir. Her ne kadar Barzani ailesi bağımsızlığı arzulasa da, Erbil ve Süleymaniye arasında uçurum giderek derinleşmektedir. Son günlerde Erbil ve Süleymaniye şehir devletçiklerinden bahsedenlerde olmaktadır.

Türkiye’mizin maalesef çok iyi ekonomik ve dostane ilişkiler içinde olduğu Erbil ve Süleymaniye hakkında da geleceğe yönelik bir politik tasarımı yoktur. Bu eksiklik PYD’nin etkinlik alanı ( Rojava ) ve terör operasyonları sonrası (kendi bölgemiz) içinde geçerli bir şeydir.

Batı siyaseti, 20-50 yıl içinde bölgede aceleye getirmeden sosyal ve siyasal değişimlerle Türkiye ve İran toprakları dahil ıslah edebileceği konfedere bir yapı arzuluyor görüntüsünü vermektedir. En azından İŞİD benzeri yapılarla mücadele ve Rusya ile rekabet devam ettikçe süreç buna doğru akacaktır.

İçeride ve dışarıda yeniden tanımlanmaya ihtiyacı olan kırmızı çizgilerimiz üzerinden, kısa vadeli güvenlik öncelikli rutin politikalarımızın taktik başarıları ülkemiz ve bölgemiz açısından artık yeterli değildir. Siyasetsizlik farklı maliyetler üretmektedir. Sykes Picot 100. Yılını doldurdu, hükmü kalmadı ve Sovyetler parçalandı. Artık Osmanlının mirası sorunlarımızı 90 yıllık kırmızı çizgilerimizle bağlayarak dondurucuda saklamak veya ertelemek zor görünüyor. Devletimizin burada sivil ortak akıl alanımızı değerlendirmesine ve siyaset üretmesine ihtiyacı vardır.

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir