Osmanlı

Tarihi anlayabilmek için genellikle yaşadığımız şartlara göre okumadan ziyade o dönemin şartlarının anlaşılması esas alınır.Dönemleri de daha çok periyotlara ayırabiliriz.Burada belirleyici olan üretim ilişkilerinin şekillendirdiği ekonomik ve sosyolojik yapıdır.Romayı barbarlar ve kavimler göçü üzerine kurduğu idari ve askeri yapısını sarstı ve kendisi ile birlikte bir çağı bitirdi, Osmanlı çağını ise Aydınlanma fikirleri arkasından gelen Sanayi devrimi yeni fikirler ve ticaretin değişen şekli parçaladı gibi. Bu şekilde bakarsak Osmanlı, halkların sosyolojisine saygılı ( çoğu imparatorluk gibi ) bir yönetim sergilemesine rağmen. devrimin temel dinamiği enerji kaynaklarını bulunduran Ortadoğuda sınırların acımasızca değiştiğini söyleyebiliriz.

Sanayi devrimi imparatorlukları parçaladı, nasyonalist ve sosyalist fikirleri temelleyen ulus devletleri kurdu.Teknoloji devrimi Küreselleşmeyi endükleyerek Sovyetlerin parçalanması,yeni devlet dışı aktörlerin çıkmasına neden oldu.Hızla süren biyoenformatik ve genetik devrim İnsan ilişkilerinin parçalanması new age dinlerine,bireysel radikalleşmeye ve terörizmin yeni yüzüne bizleri şahit etti.Tüm bu gelişmelerin arka planında Aydınlanmacı insanı merkez alan, profan( la dini ) paradigmayı esas alırsak son 200 yıllık yaşadığımız değişimler zincirinin paydası ortaktır diyebiliriz.
Sovyetlerin dağılması ve yeni Rusya,Ukraynanın durumu,ortadoğuda skyes picot’un sonlanması,Bosna savaşları vs bize Osmanlının kaderinin henüz tamamlanmadığını gösteriyor.
Güncel siyasi tartışmalar ışığında bu periyotta İslamın politik rolünü nasıl anlamalıyız gibi Türk Milliyetçiliğini nasıl anlamalıyız sorusunun doğru cevabı da izafi olacaktır.
Ancak en basit ifadesi ile bu tanım Türk milletnin ( Oğuz kökenli Türkik halkların ) tarihsel pozitif ahlak ve yönetin değerlerini, insanlığın istifadesine açık tutabilmek, ortak vatan ülküsünü devam ettirebilmekse, bunun akılcı şartlarına riayet edebiliyor rmuyuz diye kendimizi sorgulamamız gerekir. Bu sorgulamanın en nesnel referansı olarak da Kürt sorunu karşımızda durmaktadır.
Biz Türkler ve kardeş Turan halkları yaşadığımız coğrafyalar itibarı ile göçebe ve savaşçı özelliği olan uyumlu halklardık.Tarih bize Çinliler,Farslar ve özellikle Doğu Romalılarla yapılan temaslar ardından da İslamiyeti seçmemiz sonucu kurumsal bir devlet geleneğini oluşturmamızı ve Medeniyet taşıyıcı olma özelliğimizi kazandırdı. Bu arka planda Türklerin kurucu unsur olduğu Selçuklu,Osmanlı,Timuroğulları ve hatta Cengiz imparatorluğuna baktığımızda yöneticileri bugünkü politik dilin anladığı Türk Milliyetçiliği ile davransalardı acaba bu kadar büyük coğrafyaları farklı kavimleri,dinleri bu kadar uzun sürede uyumlu olarak yönetebilirler miydi?Gözüken o ki bu politik dille bırakın cihan şümul devlet yönetmeyi Türkiye’nin Kürt sorununu bile yönetmek mümkün gözükmemekte.
Cumhuriyetimizi kuran kadroların içinde bulunduğu Osmanlı aydınlarının devletin dağılmaması için geliştirdikleri Osmanlıcılık belki İslamcılık veya Turancılık karşısında en gerçekçi olanıydı.
Seküler, zorla veya gönüllü asimilasyon kimlik projesi, Osmanlının son bütün bakiyesi Türkiyemizde tutabilirdi.Ne yazık ki biz Ortadoğu coğrafyasındaydık İmparatorluk dağılırken bizi bir şekilde terk etmeyen Kürtlerin coğrafi ve nüfus çoğunluğu sykes picotta bizde, akrabaları da dışarıda kalmıştı.
Türk milliyetçiliğini Osmanlının son Vatan parçasının dağılmaması ve ülkenin etkinliği açısından yorumlayanlar artık Kürt sorununun gerçekleri ile 19-21.yüzyıla retroperspektif yaparak yüzleşmek zorundadırlar.Aksi takdirde Londra veya D.C merkezli dayatmalara uymak zorunda kalmaktayız.Kürt sorunu bölgesel bir 19.yüzyıl kolonyalistlerin tanımıdır.Oryantalistler burada niyetlerini belirtmişler yarayı da doğru tanımlamışlardır.
Sykes Picotu fırsat gören, Türklere hiçbir zaman güvenilemeyeceğini ifade eden Kürt devletini savunan Osmanlı Kürt aydınlarının sayısı da az değildir.M.Kemal Atatürk’ün Harbiye arkadaşı İhsan Nuri paşa ( Ağrı isyanı lideri / Kurtuluş ve Çanakkalede savaşmıştır ),Cemil paşa ( Sarıkamışta ağır yaralanmıştır ) Şeyh Ubeydullah’ın oğlu Seyit Abdulkadir gibi.Bu tip aydınlar İngiliz istihbaratından Bnb Noel gibilerden çok teşvik bulsalarda, özellikle M.Kemalin istihbarata karşı koyma ,caydırıcı politikaları ve düveli muazamanın genel politika değişiklikleri sonucu istedikleri sonucu alamamışlardır.
Bu dönemde Kürdistan kırallığını ilan eden Süleymaniyeli Şeyh Mahmut’un İngiliz sömürgecilerine karşı verdiği bağımsızlık mücadelesini ve Ankara hükümeti ile işbirliği arayışlarını da unutmamak gerekir.
Bugün Skyes picotun anlamsızlaştığı coğrafya da Kürt coğrafyası aydınları benzer arayışlar içerisindedirler.Kendi başlarına bu günkü Düveli muazama Amerika-İsrail ekseninde dolaylı bir meşruiyet ile konfederal bir bağımsızlığa mı gideceklerdir yoksa Türklerle işbirliği içinde birlikte bir çözüm ( Musul Vilayet vb ) mü geliştireceklerdir.Türk milliyetçiliğini savunan aydınların burada sorumluluk almaları gerekiyordu maalesef geciktiler.Var olan birşeyi yok saymak veya eksik tanımlamak vebaldir.
Kürt sorunu sadece KCK yapılanması,Rojava ve Hizbullahtan müteşekkil değil.Tarihsel Musul vilayetinde yaşayan Barzani ,Talabani ( Yekidi ),Goran siyasetleri ve güney coğrafyayı da içine katmadan anlaşılamaz.Güney Kürt coğrafyasında sykes picotun anlamsızlaştığından bu yana başta K.Irak bölgesi hakkında oluşan ön yargılarımızı K.Suriye bölgesinde tekrarlamamalıyız.Sonuç, orada yaşayan halk misakı -millinin ayrılmaz bir parçası ve vatandaşlarımızın akrabalarıdır.
60 lı yılların sosyalist ulusal kurtuluş hareketleri Ankarada okuyan Kürt gençleri açısından isyan adına farklı modeller oluşturdu PKK buradan çıktı.Devrimci şiddet adına karşılıklı tarifsiz acılar yaşandı.Parti’nin dönüşüm yeteneği ve kurucu kadrolarının Ankara da okumuş olmaları Ankara merkezli çözümlere kapıyı hep açık bıraktı.Öcalan’nın Engels’in ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı tarihsel yanılgıdır tezi,Devletlerin sınırlarına saygılı Kantonal yönetim ( ! ) ve son HDP başarısı bunlardan birkaçı.
Reformların yavaş sürmesi sorunun uluslararasılaştırılmasına yardım edecektir.Sert yaptırımlar fırsat kollayan uluslararası yapının teşviğini almayı umut eden Kürt aydınlarında artık otonomi,federasyon veya tam bağımsızlık düşüncesini vaz geçilmez kılacaktır.Maalesef 70’li yılların Sağ geleneği ile içinde İslamcılık ve yerel milliyetçilik dahil Kürt sorununa bakmak sorunu eksik tanımlatıyor, günlük taktik ve pratiklere yönlendiriyor bizleri.Bölgede Kamu otoritesinin zaafa uğraması ve KCK yapılanmasının etkin olması bizi tarihsel gerçekleri görmekten alı koymamalı.
Osmanlının son parçası Misakı millinin korunmasında, Kürt sorunu şifresini çözmek kadar,İmparatorluğun gösterdiği içte ve dışta tolerans ( Bektaşi meşrep ),sarsılmaz güvenilirlik ( ordunun bölgesel caydırıcılığı,Türk Lirası ),ekonomik ve sosyal ( demokratik ) yumuşak güçte önem kazanmaktadır.
Belki de Tarih, Kürt sorunuyla. ilgili coğrafyada son Osmanlı yüzyılında misak-ı milli’nin parçalanma veya toparlanma süreci olarak bizi tekrar test ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir