Ortak Gelecek Hayali

60’larda doğan kuşaklar iyi bilir; çoğumuz Tommiks, Teksas, Kaptan Swing veya Zagor okurduk. Amerikan propagandası içeren bu çizgi romanlar, buna rağmen oldukça masum ve hayal geliştiriciydi. O zamanlar öğretmenlerimiz, sporu yasakladıkları gibi bu çizgi romanların da yanımızda bulunmasını istemezlerdi.

Merhum babamın tavrını da hiç unutmam; bana karışmamakla birlikte şöyle bir eleştiri getirmişti: “Bizim tarihimiz o kadar zengin ki, göz attığında bile şu okuduklarına göre çok daha ilginç bulacaksın.” Bunu demekle kalmamış, tutup elimden 11 yaşımdayken Cağaloğlu’na kitapçılara götürmüştü. O gün Osmanlı tarihine ilişkin F. Fazıl Tülbentçi, A. Z. Kozanoğlu, E. B. Şapolyo gibi yazarların yaklaşık 50 kitabını almış ve özellikle romanları ilgiyle okumuştum. O günden sonra benim için babamın işyerine, Adliye Sarayı’na giderken Cağaloğlu kitapçılarının, sarnıçların, Ayasofya’nın önünden geçmek bir ayrıcalık haline gelmişti. Ne yazık ki tarihe olan olağanüstü ilgimin sonradan eğitim hayatımda bir karşılığı olmadı.

İlkokul 3. sınıfımızda öğretmenim hakkında müfredatı zayıf işlediğine dair eleştiriler getirildiğini hatırlıyorum. Özellikle matematik ve Türkçe alt yapımla ilgili bu sık dillendirilirdi. O yıllarda Apollo ile ilk insan aya ayak basmıştı. Merhume öğretmenimiz, en az 3 ayımızı bu konuya ayırmıştı. Evlerde annelerimiz bizlere astronot kıyafetleri hazırlar, bizler kartonlardan uzay gemileri yapar, oyunlarımız hep uzay üzerine olurdu. Amerika’da NASA odaklı yapılan bir araştırmada en çok yaratıcı beyinlerin olduğu kuşağın Apollo’nun Aya ayak bastığı dönemlerde çocukluğunu yaşayan kuşak olduğu bulunmuş. Bugün hala beynimde eksantrik düşünceler taşıyıp hayata biraz farklı bakabiliyorsam, bunda müfredat zayıflığı eleştirilerine rağmen ilkokul 3’te açılan pencerenin önemini idrak ediyor ve öğretmenimi saygıyla anıyorum.

Geçenlerde izlediğim TED konuşmasında da https://youtu.be/SAsC0zifeTU değerli akademisyen Selçuk Şirin kuşakların yaratıcı düşünebilmesinin ve “hayal kurabilmenin” önemini örneklerle anlatıyordu.

Günümüzde din veya seküler bir kutsalın davasıyla öldürme ve ölebilme sıradanlaştı. Sanal âlemde herhangi bir ideolojik gerekçeyle terör alt yapısına acemi eleman devşirmek de öyle. Sanal alemde yüksek çözünürlükle veya yüksek dozda alınan uyuşturucularla üretilen hayaller bu tür genç kuşakları artık tatmin etmiyor. Gençler hayallerini ve gerçeklerini intihar ederek öteki dünyada bulma telaşındalar.

Dünyada göçlerin ve iç çatışmaların yaşandığı bölgelere bakalım. Afganistan- Pakistan, Irak, Suriye, Afrika v.b. Bu süreçlerin çocuklarının yarına dair bir hayallerinin olamayacağı açık. El Kaide, İŞİD, Boko Haram, FHKO, PKK gibi organizasyonların hiç biri sebepsiz değil.

Hayallerini kaybeden çocuklar önce psikolojik olarak ailelerini kaybediyorlar. Sonra mekanlarını, oyun alanlarını, belki de en son umutlarını kayıp ediyorlar. Bu ailelerin farkına varmadan da olsa evlatlarına nasıl suçluluk aktarımı yaptıklarını bir yazımda http://faraszade.com/intihar-eylemciligi-uzerine/ anlatmaya çalışmıştım.

Belki de çözüme önce ebeveyninler, sonra da mekandan başlamak gerekebilir.

Tabii hayal kuramamanın tek nedeni siyasi ve sosyal travmatik olaylar değil. Bu ülkenin sosyal dokusu veya yanlış politikalarından da kaynaklanıyor olabilir.

Hiç düşündünüz mü, Osmanlı şehzadelerine neden hat, tezhip, müzik öğretilirdi? Şehzadelerin çoğunluğunun kendi mahlasları ile şiirleri, divanları ve besteleri vardı. Rivayet odur ki Fatih antik çağ İyon tarihini çok iyi bildiğinden, gemileri karadan yürütme düşüncesini oradaki bir uygulamadan almıştı. Bir başka konuda Fatih’in babası Murat’ın vizyonuydu. Tahtı oğluna bırakması, tekrar alması ve oğluna genç yaşta kazandırdığı özgüven ne kadar dikkat çekicidir!.

Osmanlıda duraklama ve gerileme dönemleri şehzadelerin korku ile dolu kapalı alanlarda yetişme koşullarından bağımsız düşünülmemeli.

Hülyalar sadece gençler için gerekli değil. Amerika 200 yıllık bir göçmen topluluğu ülkesi olmasına karşın ortak bir “American Dream” oluşturarak farklılıkları ortak bir ergime noktasında buluşturabildi. Düşünün, I. Dünya Savaşı acılarından, 6-7 Eylül olaylarından, Kıbrıs harekâtından, 90’lı yıllar travmasından, 28 Şubat’tan dolayı Amerika’ya, Kanada’ya giden Ermeni, Kürt, Rum ve Türk sırt sırta ortak bir vatandaşlığın onuru ve güvenini hissederek yaşayabiliyor.

Ülkemizin tün fertlerinin ortak yaşama azmi, tüm farklılıklarımıza rağmen ortak bir gelecek hayalinde yatmaktadır. Türkiye’mizin vatandaşı olmanın içerde ve dışarda onurunun yükseleceği ortak bir gelecek hülyasından birbirimizi esirgemememiz gerekiyor.

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir