52592621 10157062765054758 8030888785325588480 N

2005’den itibaren bugünlere kadar Musul Vilayeti konusuna yoğunlaştım. Bu çalışmalarım tabandan en üst düzeye olmak üzere, çalıştaylar veya saha görüşmeleri şeklinde gerçekleşti. Şu anda çok emek verdiğimiz “ Yüzyıllık Düğüm Musul Vilayeti” belgeseli prodüksiyon ve uluslararası 400 sayfalık akademik çalışma da editöryal aşamada sürmektedir.

Bu çabalarımızın önemli bir zincirini teşkil edecek Musul sempozyumunu gerçekleştirmek, bize belgeselimiz için de güç katacaktı. CİGA ( İslam ve Küresel ilişkiler merkezi) başkanı Sami Al Arayan beyin desteği ve ilişkileri bu sempozyumu gerçekleştirmemize büyük katkı sağladı.

Son yıllarda Musul ve çevresine ilişkin böyle bir uluslararası sempozyum gerçekleşmemişti. Toplantıya Musul’dan akademisyen Husam Botani, Süleymaniye Amerikan Üniversitesinden Alan Mümtaz, Kaliforniya, Santa Barbara Üniversitesinden Richard Falk, İşid’in Musul’u işgalinde vali olan eski Vali Nuceyfi, Kerkük’ten Othman Ali, Türkiye’den uluslararası diplomat Erşat Hürmüzlü ve YTÜ’den Prof. M. Akif Okur katıldılar. İzleyiciler arasında bizlerden , batılılardan ve Ortadoğu’dan eski- yeni diplomatlarda vardı.

Metinde, eski veya statüsü bugün tartışmalı Musul Vilayeti üzerine yanlış anlaşılmaya meydan vermemek için özel vurgu yapmadık. Sempozyumun başlığını “Musul ve Çevresi “ olarak koyduk. Ancak tartışma dolaylı da olsa bu konu etrafında odaklandı.

Odaklardan biri Musul sorununun uluslararasılaştırması üzerineydi. Yani Musul sorunu sadece Bağdat uhdesinde kalarak çözülebilecek bir sorun mu, yoksa uluslar arası yumuşak güç müdahalesi gerektiren bir sorun niteliğinde mi? Son Musul valisi Nuceyfi soruna ne kadar uluslararası hukuk karışırsa, bölgede hukuka dayalı düzen kurmak o kadar kolaylaşır diyordu. Prof. M. Akif Okur’da uluslar arası nitelikte olan Musul sorununda Türkiye’nin her zaman öncelikli söz söyleme hakkını vurguluyordu. Okur eşit koşullarda yapılmayan her türlü uluslararası anlaşmanın bugün tartışmaya açık olduğunu hatırlatıyor, Türkiye, İngiltere ve Kıbrıs garantörlük ilişkisine referans veriyordu. Dünya’da hukuk alanında otorite Richard Folk ise burada “Jeopolitik manüplasyon ve Jeopolitik suç” terimini kullanıyordu. Folk sorunun bölge STK’ları tarafından sıkça dünya platformlarında gündeme getirilmesinin uluslar arası hukuk gündeminde çözümü kolaylaştıracağını hatırlatıyordu.

Başta eski Musul valisi olmak üzere çoğunluk konuşmacılar, bölgedeki kaosun en belirgin nedeninin ABD müdahalesi ve önceki başbakanlardan Maliki’nin politikaları olduğunu savundular. Sorunun kökleri aslında öncelikle Britanya müdahalesi ve Avrupa modeli ulus devlet ve kolonyal sisteminin bu bölgeye dikte edilmesinden kaynaklandığı görüşü paylaşıldı. Avrupa model kolonyal baskının ancak kuvvet ile sağlanabilen bir istikrar düzeni olduğu hatırlatıldı. Churchill’den bu yana İngiliz ve ABD müdahalecileri hep küçük kendi güvenlik alanlarını yaratarak bölge halkını dışladılar bu da konunun bir diğer yüzünü teşkil ediyor. Ayrıca sürekli göz yumulan zorla göçler veya Arap- Kürt etkisi ile yer değiştirmeler, İran ve İsrail etkisi riskleri daha çok artırdı dendi. Saddam zamanında ve şimdiki hatalı yönetimlerle çok kimlikli bir yapı olan Irak coğrafyası Arap devletine dönüştürülmek istendi. Bölgedeki en büyük sorunsa devlet dışı aktörlerin ve milis ordularının varlığından bahsedildi.

Süleymaniyeli siyaset bilimci sosyolog Alan Mümtaz Noory , Irak’ın genelindeki etnik şiddete ilişkin farklı bir tezi var. Kendisine göre aşiret yapısı toprak mülkiyet sistemini Osmanlı vilayet sisteminde dengeli işliyordu. Ancak Britanya işgali kendi Avrupa normları dayatmaları, Irak krallığı 1932 kuruluşu ve ihtilal 1956 arası bu mülkiyet sistemi ve kayıtlar adaletsizce değiştirildi. İşler karmakarışık oldu. Aşiretler ve gruplar arası bu nedenle kan davaları oluştu. On yıllarca biriken husumet kendini etnik, mezhepsel ve ideolojik çatışmalar olarak kendini gösterdi. Husam Botani ise Musul’un kuzeyi ve Türkiye sınırı arası El Cezire çölünde İşid’in güçlendiğini ayrıca şehir içindeki hücrelerinin faaliyetinden bahsetti.

Irak anayasası 140. Madde yani tartışmalı bölgeler kanayan yara. Konuşmacılardan Irak anayasasının yeni baştan yazılmasını önerenlerde oldu. Tabi özellikle Arap konuşmacılarda, Türkiye’nin bölgeye olan ilgisi ve geçmiş haklarından bahsetmesinin tedirginlik yarattığını söyleyebiliriz. Ancak bu ilginin yıkıcı değil yapıcı bir anlamda destek olacağı anlatılınca ön yargılarından uzaklaştıklarını görebiliyorsunuz. Kürt Bölgesel Yönetiminin Irak bütününde en istikrarlı yapı olmasına da dikkat çekildi. Ayrıca Türkiye Bağdat’a baskı yaparak merkezin bölgedeki özel milislerini çekmesini sağlamalı görüşü de mevcut.

Falk geleceğe ilişkin dört farklı senaryo öngörüsünü ifade etti;

  • ABD’nin bölge ile ilişkisini tamamen çekmesi.
  • Bölgede yeni bir soğuk savaş modeli yapılanmanın oluşması.
  • Sünni mezhebine bağlı güçlerin kuvvetle bölgeye hakim olması.
  • Yeni bir model Arap baharının Ortadoğu’da oluşması.

Ayrıca Folk yeni Jeopolitik motivasyonun Irak’ı dış müdahalelere daha açık hale getireceğini ve Avrupa model bir devlet sisteminin Ortadoğu’da temel haklar ve özgürlüklere nasıl bir çözüm üreteceğinin belirsiz olduğunu ilave etti.

Othman Ali Ortadoğu’da büyük güçlerin kendilerine yakın gruplar üzerinden vekalet savaşı yapmalarının sorunu çözmediğini söyledi. Türkiye’nin Bağdat paktıyla sınırları kabul etmesi gerektiğini ve askeri müdahaleden kaçınması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin Musul Vilayetine Atatürk zamanından bu yana petrol değil güvenlik meselesi olarak değerlendirdiğini ilave etti. Özellikle Türkiye’nin bölgede gruplar arasında diyalog sürecini başlatarak barışa katkı sağlayacağı görüşünü ifade etti.

Yabancı konuşmacılar bu sempozyumun yapılmasından memnun kaldıklarını en kısa zamanda Türkiye’den “Uluslar arası Musul konferansı” organize etmesini beklediklerini ifade ettiler.

Kişisel görüşüm Musul Vilayeti konusunun tartışmalı bir konu olduğu, bu konu hakkında Lahey adalet divanı gibi bir makamın konuya daha fazla açıklık getireceği şeklindedir. Ancak Musul Vilayeti statüsünü ve Türkiye’nin tarihsel bağlarını askeri değil, insani ve bölgenin istikrarına katkı amacına yönelik değerlendirilebilirse, KYB, Bağdat ve ilgili Musul çevresi için oldukça yapıcı bir rol oynayabileceğine inanmaktayım.

 

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir