Meral Aksener

Ülkemizde demokrasinin seçimler dışında kurumlarında sorunları olduğu öteden beri iddia edilir ( Liberal olamayan demokrasi ) . Bu konu Anayasa tartışmalarının da bir parçasıdır. Parti içi demokrasi sorunumuz nerdeyse Cumhuriyet tarihimizle özleşmektedir. Celal Bayar ve ekibinin CHP’den, Erbakan’nın AP’den, Yazıcıoğlu’nun MHP’den, Erdoğan ve arkadaşlarının RP’den kopuşları gibi. Bu benzer süreçlerde kopuş yaşanmadan gerçekleşen tek başarı hikayesi Ecevit’in İnönü’ye rağmen CHP genel başkanlığına seçilmesidir. Her şeye rağmen burada tarihsel kişiliği ile de İnönü’nün olgunluğundan da bahsetmek gerekebilir.

Siyasi tarihimizde kopuş hikayelerinin Ak parti gibi maalesef pek azı başarı ile sonuçlanabilmiştir. Serbest Fırka hareketinde ki Fethi Okyar’a gösterilen teveccüh maalesef sonlanamamıştı. DP bunu çok sonralarda başarabilmişti.

DP ve Ak parti gibi başarı hikayelerinin arkasında, genelde tıkanan siyaset ve toplumsal talebin önünün kapanması gibi temel nedenler vardı. Başarılı olamayan bir başka kopuş hikayesi kahramanı merhum Yazıcıoğlu ise maalesef hiç bir zaman gönüllerinin birinci partisi olup da, aklın ve pragmatizmin birinci partisi olmaya yol arayamadı .

MHP fikirleri ile yüz yılı geçkin bir süredir vardı. Merhum Türkeş tarafından kurumsallaştırıldıktan sonra iktidara gelemese de, kadroları ve fikirleri ile hep devlet ile oldu. Muhtemelen de Prof Özdağ’ın dediği gibi MHP’nin misyonu, fikirleri ve hassasiyetleri Türkiye Cumhuriyeti var olduğu sürece var olacaktır.

Sayın Bahçeli’nin varlığı Başbuğ’un vefatından sonra bu manada hep anlam kazandı. İktidar ve yönetmek hedefinden ziyade, Bahçeli döneminde MHP, adeta İttihat ve Terakki’nin son kadrolarının ülkemizi toparlamak üzere koydukları kırmızı çizgilerin sağ duyu ile hep sigortasıydı. Aynı zamanda toplumun adrenalin direncinin de başlangıcıydı.

Bu anlamda MHP parti kadroları kalkınmacı ve büyümeci ekonomik modelleri önceliğe almadılar. Kırmızı çizgilerin ötesinde ki gerçeklerle yüzleşmeyi tercih etmediler. Bulundukları konum ile iktifa ettiler.

Türkiye de şu an siyaseti Sayın Erdoğan dışında üreten bir aktör kalmamış durumda. Bu nedenle de MHP seçmeni ve muhalif seçmenler arayış içindedir. MHP tabanının artık mevcut durumla yetinmeyeceği aşikardır. MHP seçmeni Ak parti veya yeni MHP yönetim kadrosu ( mümkünse ) arasında tercih yapacaktır.

Anadolu ve Ankara’dan gördüğüm kadarı ile Milliyetçi tabanda 2000’lerde ki Erdoğan rüzgarının yerel biçimi ile Akşener rüzgarı esmeye başlamış durumda.

Meral hanımı hafızalar 28 Şubatta ki yüksek siciliyle tanıdı. Demirel, Çiller ve Yılmaz dahil merkez sağ ile hep ilişki içinde kaldı. Tayyip bey ile Ak parti’nin kuruluş aşamasında bilindiği gibi hep dirsek temasındaydı. Meral hanım MHP ile fikirleri ve meşrebinin gerçek durağını bulduğuna inandı ve devam etti. Burada eski siyasi tecrübesini değerlendirerek güven ve umut verdi. Şu an gözüktüğü kadarı ile yasal sorunlar engel çıkarmazsa MHP için şansı çok yüksek, ancak bir aksilik olursa ekip arkadaşları ve muhtemel tabanı ile yeni bir partiyle yoluna devam edecek.

Anladığım kadarı ile Meral hanım merkez Sağ’dan gelen popülizm tecrübesine güvenmekte. Yani Tayyip bey veya Demirel gibi sahaya rahat inip toplumsal vasat ile iletişim kurabilmek. Belki de bu vasatı belirleyebilmek. Muhtemel bu Meral hanıma siyasi mücadelesinde kısmi bir başarı da sağlayacaktır. Ancak devletimizin maruz kaldığı sistem krizine karşı da bu şekilde çözüm üretemeyecektir.

Prof. Kemal Üçüncü beyin de alıntı yaptığı gibi, Rahmetli Durmuş Hocaoğlu bunu son derece çarpıcı bir biçimde ifade etmiştir. “Siyâsî milliyetçiliğin iktidar problemi, öyle, belirli bir par­tinin yönetimindeki “kötü adamlar”ın “iyi adamlar” ile değiş­tirilmesi gibi iyi niyetli ama naif düşüncelerle halledilebilecek türden değil; cidden çok ağır, halletmesi gereken çok fazla mes’ele, üstesinden gelinmesi gereken çok fazla yük var.

Meral hanım veya MHP bundan sonra kırmızı çizgilerin adrenalini üzerinden değil de değerleri üzerinden kitlelere nasıl bir gelecek önerebilir ? Tartışılması gereken nokta bu gibi gözüküyor. Bu gelecek tasarımında ötekiler nerede bunları da inkar değil beyin takımıyla tanımlaması gerekiyor. Tayyip bey ve Ak partiye 2000’li yılların başından itibaren farklı demeden Türkiye’nin aydınları-birikimi akmıştı. Meral hanım ve ekibi böyle bir vasatı oluşturabilecekler mi ?

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

This Post Has One Comment

  1. Tish

    I do agree with all the ideas you have presented in your post. They are really cocinnivng and will certainly work. Still, the posts are very short for starters. Could you please extend them a bit from next time? Thanks for the post.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir