Guvenlik Insan

Fatih fermanı

“ İnsanlara; dinin ne? namazın var mı? gibi Allah’ın soracağı soruları sormayacaksınız. Kulun kula soracağı soruları sorun. Aç mısın, susuz musun, geçinebiliyor musun, evin var mı, hasta mısın, sağlıklı mısın, evinde hasta var mı?”

 

2017’e ilişkin 2016’dan daha iyi olur temennilerini gelen mesajlarda, yeni yılın ilk saatlerinde gözden geçirmeye başlıyordum ki Reina’da ki kanlı saldırının haberi alt yazılarda geçmeye başlamıştı.

Son bir kaç ayda yaşadığımız benzer nitelikli terör saldırıları o kadar ardı ardına geldi ki, gerek kayıpların acılarının yaslarını tutmaya ve gerekse de nedenlerini tartışmaya fırsat bile bulamadık. Televizyonlarda yorum yapan bizim gibi insanların çağrıldığımız programları için, en son hangi saldırının veya konunun tartışılacağı da belirsiz hale gelmekte. Metropollerde yaşayan bizler için artık bu tip ölümler sıradanlaşmaya başlamakta. Sadece Rus ruleti misali, siz veya tanıdıklarınızın, terör saldırısının zamanlamasına ve seçtiği yere yakalanmamanız gerekmekte.

Saldırılar sonrası benzer yetkili yüzlerin açıklamalarının, verilen mesajların iyi niyetlerini değil ama içeriklerinin ayrı bir tartışma konusu olduğunu bize gösteriyor. Bu mesajların gerçekçi siyasal içerikleri kadar duygusal psikolojik içerikleri de toplumsal bir önem arz ediyor. Kullanılan dil ve vurgulanan saldırıların vahameti, toplumsal birlik ve beraberliğin pekişmesine mi, yoksa yarınlarımıza yönelik kaygıların artmasını mı sağlıyor ?

Her saldırı sonrası paranoid bölünmelerimiz açığa çıkıyor. Fantazi dünyamızda birbirilerimizi suçlamaya başlıyoruz. Sosyal medya bu durumu bize açıklıyor.

Terörün ana hedefi malum “Güven” duygusunu rencide etmek. Yukarıda ifade ettiğimiz süreçlerin bu duyguyu onaramadığı, tam tersine geleceğe yönelik yaşamsal kaygıları dürttüğünü söyleyebiliriz.

Bugünlerde ‘Laik göç’ den söz ediliyor. Bir arkadaşım da Paris’ten Fransa’da T.C vatandaşı ve nitelikli beyinler için ayrıcalıklı göçmen ofislerinin kurulduğundan bahsediyordu. Bu göçün Laik niteliğini bilmem ama beyaz yakalı ve nitelikli beyinler olduğunu duyabiliyorum. Bunların sayısal azlığını değil ama entelektüel-niteliksel çarpan etkisinin kaygı verici olduğunu görebilmeliyiz.

Yenikapı ruhunun neden devam ettiremediğimizi sorgulamamız gerekmekte. Acaba Yenikapı ruhu baştan eksik mi kurgulanmıştı da bugün mayanın tutmadığını görebiliyoruz sorusunu kendimize sormalıyız. Muhtemel bölgesel veya küresel koşullardan kaynaklanan nedenlerden ülkemiz terör ile yaşamaya devam edecek. Ancak birbirimize ve yarınlarımıza güvenimizin artabilmesi için kısa vadede acil olarak yöneticilerimizin yapabileceği hususlar mevcut ;

  • Mevcut Anayasa değişikliği paketi dolaylı kuvvetler birliği ve icraatın kolaylığı felsefesi içermektedir. Toplumun yarısı destek verse de diğer kesimde temel güven duygusu kaygısını derinleştirmektedir. Mevcut teklifin geri çekilmesi tartışmaları sonlandıracaktır.
  • Tutuksuz yargılama bir an önce yaşama geçirilmeli, FETÖ mağduru bir yapının doğmasına izin verilmemeli, Aydın gazetecilerin durumu gözden geçirilmelidir.
  • Ülkemizin içeride ve Ortadoğu’da (PKK’nın özne olmadığı) Kürt çözümüne ihtiyacı vardır. Bu elimizi içeride ve dışarıda süper güçlere bağımlılığa karşı rahatlatacaktır.
  • Merkez Bankası ve ilgili özerk Ekonomi kurumlarımızın özerkliği ve çalışması husunda hiç bir tereddütte izin vermemeliyiz. Zira güvenliğin en bağlı değişkeni ekonomidir.

PKK’nın veya İŞİD’in bağlı örgütlerinin bu saldırılarda ki temel amaçlarından birinin siyasal tabanlarına mesaj verip, katılımcılarının potansiyelini arttırmak olduğunu görebiliyoruz. PKK burada nasıl potansiyel tabanını Kürt sosyolojisi ve radikal Türk solu olarak görüyorsa, İŞİD’in de Ak partinin dindar tabanını hedeflediğini anlayabiliyoruz.

Her ne kadar bugünlerde sosyal medyamızda “En tehlikeli insan tipi az anlayan, çok inanandır” Anton Çehov veya “ Kesin inançlılar” Eric Hoffer sözleri ve kitabı dolaşımda olsa da, İdeolojik yakınlıktan ziyade nefret ve öfkenin varlığının radikalleşmeyi daha kolaylaştırdığını fark edebiliyoruz.

PKK’nın varlığını anlayabilmek için nasıl Ortadoğu ve bölgemizde Kürt sorunu, komünist işçi-köylü devrimi veya Tarihte zorun rolü gibi konseptlerini doğru   anlamamız gerekiyorsa, İŞİD içinde Neo Selefilik, Ebu Musab es surinin “Küresel Cihat” kitabı veya Şii Muhammed Hüseyin Fadullah’ın intihar eylemine ilişkin fetvalarını doğru bir konseptte anlamamız gerekiyor.

Aslında Tarihsel veya bölgesel Kürt sorununun varlığı nasıl PKK eylemlerini haklı kılmıyorsa, Kuran’da Cihat’ın farz olması da İŞİD vahşetini haklı kılmıyor. İroniye devam edersek, tüm coğrafyamızda Kürt sorununun çözümü için şiddeti meşru görüp PKK’ya saldıran grupların varlığını görmüştük. Cihat’ı (ölmek veya öldürmek) benzer yorumlayan bir zihniyetin İŞİD ile savaşan özellikle Suriye’de önemli gruplar vardı. Ortak kavram ve metodlar üzerinden çatışan bu tip karşıt grupların kolayca PKK’ya veya İŞİD’e katıldıklarını da görmekteyiz.

Bugün ülkemizde farklı camialardan insanlarda radikalleşmenin emarelerini görebiliyorsunuz. Cihat farzdır ihmal edildi ve saldırı altındayız bizde teröristlere “Devlet”e rağmen/yanında siviller olarak cihat edelim, kaçınanları kınayalım gibi tartışmaları duyabiliyoruz. Türkiye’miz gibi Anadolu İslam anlayışının bulunduğu bir ülkede İŞİD taban bulamaz tezini savunanlar bu tespitler üzerine düşünmelidirler.

Yıllar önce Afganistan’da mücahitler işgalcilere karşı savaşırken savaşanların çoğu Anadolu’daki İslam anlayışına benzer olanlardı. İslam tarihinde mezhepler ve meşrepler arası radikal geçişlerin olduğunu göz ardı etmeyelim. Bugünün radikallerinin intihar eylemcilerinin ardında hızlı mutasyon süreçlerinin olduğunu ve bunun devam etmekte olduğunu unutmayalım.

Müslüman aydınların ve din adamlarımızın Kuran’da Cihat konusunu ve İslam-Demokrasi ilişkisini topluma doğru bir şekilde anlatmaları gerekiyor. Aksi takdirde dindar kitleleri ikna ve tekfir (kafirleştirecek) edecek radikal grupların eleman devşirme potansiyeli hep var olacaktır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir