Genc Muslumanlar Dan Sisi Yi Protesto–demokrasiye Reddiye

 

 

Hıristiyan bir arkadaşım sormuştu, Kuran’da Tanrı bu kadar merhametli ve şefkatli tanımlanmışken peki neden bugünkü İslam dünyası bu kadar acımasız ? Bugün dünyamızda bireysel buhranlardan çıkış yolu “ İslam” ı seçmektir dediğimizde insan için bir anlam ifade edebilir. Ancak insanlık düzeni için İslam gelmelidir dediğimizde ise başta ki soru gibi şu anda pek bir karşılığı olmayacaktır.

Çağımız insanının mistik eğilimleri güçlü, ancak kurumsal din ile de pek arası iyi değil. Allah’ın son Kitabı Yahudilik gibi güçlü kurumsal önerileri içeriyor. Son Peygamber’in yaşamına da bu yansımıştı. Kısaca özde ilahi dinler ve Kitaplarının kurumsal karşılıklarını (bu dinlerin) Şeriatları temsil ediyordu. Yani bütün semâvî dinlerde tümel kurallar olarak kabul edilmiş olan; Din baskısının, İnsan Öldürmenin, Sarhoşluk Verici ve Uyuşturucu maddeleri kullanmanın, Zinanın ve Faizin yasaklanması; Din (İnanç), Nefis (Can), Akıl, Nesil ve Mal güvenliğinin sağlanması için gerekiyor..

Hz. Peygamber’in ( A.S ) vefatından hemen sonra başlayan iktidar mücadeleleri , bir insan ömrünü aşacak kadar sürdü. Sonuçlarında itikadi ( teolojik ) ve politik ayrılıklar, mezhepler doğdu. Bu mezhepler arasındaki ihtilaflar günümüzde de din uğruna yapılan acımasız savaşların temelini teşkil etmekte. Zihinlere de “hangi İslam ?” sorusunu sıkça getirmekte.

İslam’ın serüveninin gerçeğini anlamak için, bu bakış açısı tabi ki pek vicdani ve yeterli olmayacaktır. Halbuki İnsanlık tarihinin en iddialı medeniyetlerinden biri de, güzel örnekleriyle bu dönemlerde yaşandı.

İslam dünyasının ve medeniyetinin üstünlüğü dönemi , Aydınlanma çağı ile son buldu. Aydınlanma fikri yeni bir şey değildi. Kökleri eski Mısır ve Yunan’a dayanıyordu. İnsanın evrendeki konumu ve amacını farklı tanımlıyordu. Sanayi devrimi, sömürgecilik ve son olarak küreselleşme ile bizi tanıştırdı. Bu yeni dönem tartışmasız ABD, Britanya veya Avrupa’nın küreselleşen dünyayı yönettiği bir dönem oldu.

İslam Dünyası Osmanlı’nın yıkılışı ile sahipsiz kaldı. Batılı değerleri sözde savunan veya onlardan emir alabilen baskıcı yönetimlerle devam etmeye çalıştı. Kaynaklarını bu yöneticiler üzerinden, hep yeni sömürgecilere kullandırdı. Halklar ise değer ve geleneklerini avami düzeyde korudular. Batıya karşı çıkan geleneksel ve entelektüel yapılar, batılı kavram ve değerleri aşan bir paradigma ( bakış açısı ) üretemediler. Radikalizme, konformizm ( uyduculuk ), içe kapanmacılığa, defansizme ( savunmacılık )veya oportünizme ( çıkarcılık ) yöneldiler.

Sovyetlerin Afganistan hezimeti ve dağılması İslam dünyası için yeni bir evre oldu. Irak müdahalesi ve Arap ayaklanmalarından sonra İslam dünyasında eski dönem tarzı yöneticiler değişmeye başladı. Ortadoğu’da batı müdahalesine öfke, küresel ölçeğe yayılan büyük bir radikalizmi tetikledi. Malezya, Mısır ve Endonezya gibi ülkelerde iktidara gelen İslam’ı savunan siyasetçiler adalet ve yolsuzluk sınavından geçemediler. İslam’ı savunmak, bir kalkınma ideolojisine ve güç mücadelesine dönüştü. Bu nedenle köktendinci yaklaşımlar daha da meşruiyet kazandı.

Bugün İslam dünyasında, dünya ortalamasının üstünde büyük bir genç nüfus vardır. Savaşlar ve göçlerle büyük yer değiştirmeler yaşanmaktadır. İnsanlar refahtan önce, güvenliği ve adaleti özlemektedirler. Bunu da kaçınılmaz, katılımcı demokrasinin kayıtsız şartsız yaşandığı batı ülkelerinde olduğunu görmektedirler. Oralarda göç ederek yaşamak, bu kitleler için bir rüya/ amaç haline geldi. Türkiye dahi, bu kadar demokrasi sorunlarına rağmen, bu dünyanın tek yaşanabilir önemli bir ülkesi konumunda.

İslam dünyası halklarının hukukun üstünlüğü, güvenlik, ibadet özgürlükleri ve ilahiyat eğitimleri gibi konularda ihtiyaçlarını, bugün ancak batılı gelişmiş demokrasiler sağlayabiliyor.

Geleneksel ulemadan bir kısımı demokrasiyi küfürle bir tutuyorlar, ama anti tez üretmeme kolaycılığını seçiyorlar. Bir Hoca efendinin, demokrasi yüzmüş, yüzmüş ama İslam’ın kıyısına bile gelememiş ifadesi kulağımı hala çınlatmaktadır.

İslam medeniyetinin değerlerinin tekrar canlanmasına, tüm dünyanın ihtiyacı var. Bu bugünkü İslam dünyasıyla mümkün gözükmüyor. Bu nedenle demokrasiye karşı olmayı bir itikat ( inanç sistematiği ) meselesi haline pratikte getirmemek gerekiyor. En azından şimdilik.

Şeriatın başta ifade ettiğimiz ana unsurlarının- temel prensiplerinin, demokrasi ve insan hakları kavramlarıyla çelişmeyeceğini kabullenme durumundayız . İslam dünyasının bugünkü ahlak ve entelektüel yapısıyla haddini bilmesi zorunluluktur. Bu uğurda politika yapanların, İslamı getiremeyeceklerini ancak İslam’ın değerlerine hizmet etmeleri gerektiğini idrak etmeleri gerekiyor.

 

 

 

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

This Post Has One Comment

  1. Keyla

    Lot of smarts in that poitsng!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir