Taliban İntihar Eylemcisi Pakistan Kasım 2011

Yıllar önce öteki dünya inancı olan dinlerin ekstremistlerinin ( aşırılarının ) intihar eylemlerini az çok anlayabiliyordum. Ancak şehitlik anlayışı İslamda ki gibi net tanımlayamayan, tekrar diriliş inancı olmayan kültür veya ideolojilerin mensuplarının II. Dünya savaşı kamikazeleri dahil, intihar eylemlerini anlamak pek mümkün değildi.

Kendi küçük dünyamız bir yana, tarihe bakıldığında bireysel veya toplu intihar eylemleri, bugünkü tanımımızla siyasi-diplomatik terör yönteminin önemli bir parçası.

Emperyal Roma, Moğol ve Selçuklu devletlerine karşı ; Yahudi sikoriler,makabiler ve ismaili haşaşiler bu eylemleri etkili bir şekilde kullanmışlardır. Sonra dikkatimizi çektiği kadarıyla Japon ordusunun kamikazeleri, Filistin, Çeçen, Şii ve El kaide intihar eylemciler gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Ancak bu işlerin orta çağ dan sonra özellikle 20-21 yüzyıl içinde popülerleşmesi ve gündemimize girmesi bir anlaşılma ve mücadele etme sorununu da yanında taşımaktadır. Bu arada Cengiz hanın ölüm seremonisine katılan özel bir Moğol alayının işi bitince planlı bir toplu intihar eylemi yaptıklarını da hatırlatalım. İsterseniz bunu da bu işin terör olmayan kısmı olarak tanımlayalım.

Siyaset bilimi açısından büyük devletlerle asimetrik bir mücadeleye girişildiğinde veya üst düzey yöneticileri hedeflendiğinde, intihar terör eylemlerini ve hücresel organizasyonları tanımlamak mümkündür. Ancak iş bunların motivasyon unsurları ve psikolojisini anlamaya geldiğinde biraz daha zorlaşmaktadır. Belki de bu mücadelede anlaşılması gereken de bu husustur.

İntihar eylemcilerinde ister dini olsun, ister seküler temel motivasyon, ebedi canlı kalmak veya gönüllerde hep yaşamaktır. Burada farklı kültürlerde “ Kurban olma”, “ Şehitlik “ veya “ Fedailik “ kültleri ve kavramları karşımıza çıkmaktadır. Peki bu tip insanlar ergenlikte, kendilerini yeteri kadar yaşıyor veya canlı hissetmedikleri için mi bu tip eylemlere yöneliyor veya yöneltiliyorlar.

Psikologlar bunu genellikle ebeveynlerinin ve sosyal çevrelerinin kendileri ile kurdukları ilişkilerde arıyorlar. Travmatik bir aile ve çevre, çocukların yaşadıkları acıyı dışarıya yansıtmasına engel oluyor. Bu suçluluk ve değersizlik duygusunu pekiştiriyor. Belki de terörizmin acımasızlığı da bu yitik bir kendilik boşluğunun yansıtılmasından kaynaklanmaktadır. Bir eylemci ebeveynlerinden bulamadığı şefkati ideolojisinde veya örgütünde aramak isteyebilir. İçte yaşanan bu acı ve yas ileride bir şekilde yansıtılacaktır. Toplumsal travmaların kuşaktan kuşağa aktarıldığını da ön görebilmeliyiz.

Kendi canı ve başkalarının canına yönelik eylemlerin psikolojisini açmaya çalışırken büyük grup kimliğinden bahsetmeden geçemeyiz. Bir büyük grup özellikle dışarıdan kendine bir tehdit hissederse kimliğini pekiştirir. Bireysel kimliklerin önemi ne kadar azalırsa grup adına feda etme kültü o kadar önem kazanır. Belki de diğer paragrafta konuştuklarımızın hilafına, Bosna örneği normal bir insan bile grup kimliği adına öldürmeye başlayabilir. Ancak tabi ki bireysel kimliğinde sorunları olan ve iç dünyalarını denetleme sorunu çekenler öncelik alırlar.

Bağdat, Peşaver veya 90’lı yılların Cizre’sinde yetişen bir genç zaten canlı bir ortamda yetişmiyor, patolojik yasını ileride nasıl yansıtacaktır ? Daralan sosyal mekanda oyun oynayamayan gençler polis panzerlerine taş atıyor, birkaç yıl sonra hendek kazıyor Kobani ve Sur’a   gönüllü ölmeye gidiyor belki bir sonraki aşamada kendi sosyal kimliğini “dağda gerilla olmak” da buluyor .

Aslında, mekanların sıkıştığı, travmatik ve patolojik bir yas yükü yüklenmiş Ortadoğuda gençlerin bir kısmının, yaşamanın neden kendileri için bir utanç kaynağı haline geldiği de bir açıdan anlaşılabilir bir şeydir.

Sonuç olarak bölgemiz ve ülkemizin maruz bulunduğu intihar ve toplu terör saldırılarını orta ve uzun vadeleri düşünerek önlem alabilmeliyiz. Özellikle analardan, ailelerden ve mekanlardan başlayıp gençleri suçluluk duygusu ve öfkeden uzak tutabilecek siyaseti üretebilmeliyiz. Hiç unutmayalım ki büyük grup kimliklerinin öngörmekten kaçındığımız travmaları, içindeki normal insanları da terörist adayı yapabilmektedir.

 

 

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir