Muhsin Sur

                                   “ Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun“

 

Ali Imran 104

 

 

Muhsin Sanay ile son görüşmemizde 25 yıl önce İstanbul Boğaz Komutanlığı Lumbara ağzında nöbet tutuyorduk. O zaman ben üsteğmendim o da askerliğini yapıyordu. Çoğu Kürt genci gibi emanet ehli ve güven vericiydi. Şimdi ise bizi Diyarbakır da eski bir dost ve Suriçi Ziya Gökalp Mahallesi muhtarı olarak karşılıyordu. Muhsin Bey bizi karşıladığı gibi bundan sonra birlikte yolculuk edeceğimiz Cemşid Bey’in yanına götürdü. Cemşid Bey’in bölgede ki çoğu Kürt aydını gibi 12 yıllık hapishane deneyimi var. BDP’nin kurucularından ve halen geçerli Kürt siyaset mutfağının önemli akillerinden. Ama bence en önemlisi her halükarda fikri ve vicdanı özgür bir insan. Kendisi medrese-tarikat geleneğinden gelen bir ailenin ferdi. Medrese eğitimini de tamamlamış.

 

Cemşid Bey bizi kendi mekanında fikir alabileceğimiz geçlerle tanıştırdı. Bir tanesinin kuzeni sempatizan olarak Sur’daki çatışmalara girmiş, vurulmuş müdahale gecikince kan kaybından hayatını kaybetmiş. Bir diğeri Almanya’da büyümüş, master yapmış ve dış ticaret ile ilgileniyor. Diğerlerinden Sur’da ticaret yapan İstanbul’da 10 yıl yaşayıp geri dönen arkadaşlarda vardı. Bölgede ki 7’den 70’e kadar herkes gibi aşırı politikleşmişlerdi. Muhtemel ki aralarında namaz kılanlar da vardı. Olaylara orada ki çoğunluk gibi “hendeğin” diğer tarafından bakıyorlardı. Savaşın artık PKK- Devlet güvenlik güçleri savaşı olduğunu değil, Türklerin devleti ile Kürtlerin savaşı olduğunu algıladıklarını ifade ediyorlardı. Bu kanıya varmalarını neden olan en önemli faktörün hendek müdahaleleri değil Türkiye’nin diğer bölgelerinde yaşayan insanların yaşananlara karşı olan duygusuzluğunu ve ilgisizliğini gösteriyorlardı. Artık beraber yaşama arzularının kalmadığını, kendilerini anayasal vatandaşlığın da kesmeyeceğini ve batı Kürtlerinin doğuya gelmelerini arzuladıklarını da ilave ediyorlardı. Hendekleri tutuklamalara karşı korunma ve Kobani tecrübesinden ilham alma olarak tanımlıyorlardı. Bir ara Eşme ruhunu neden canlandırmadınız diye sitem ettiler. Yani Süleyman Şah türbesini PYD’lilerin katılımıyla taşınmasının sağlanması. Bundan bir yıl sonra statü için başka şeyleri konuşacağımızı, göreceğimizi iddia ediyorlardı. Anlattıklarına göre YDG-H yapılanmasını Kobani olayları tetiklemiş. Ama her şeye rağmen benim ve Metin beyin, sizleri dinlemeye ve dertleşmeye geldik mesajı da onları mutlu etmiş görünüyordu.

 

Arkadaşlarımla hava kararmadan Sur’a; Ziya Gökalp’e gitmeye karar verdik. Sur kale kapısından ilk girişte polis aramasında bana yabancısınız ne işiniz var diye soruldu bende Muhtar Bey’den bahsettim. Genç polis, yanlış zaman dedi. Ben de Allah’a emanet olunuz deyince gülerek buyurun geçiniz dedi.

Sarı Saltuk türbesi yürürken bizi karşıladı. Son olarak burayı ülkücü dostlarla UKİD çatısı altında iki yaz önce ziyaret etmiştik. Ziya Gökalp’e kadar 500 m yürüdük. Cadde çok geniş kepenkler kapalı ama insanlar toplanmadan dolaşmaya çalışıyorlardı. Adeta Kocaeli deprem sonrası görüntüleri mevcuttu. Asıl çatışma bölgesi ileride ki hendeklerdeymiş. Arada bir Kalaşnikov ve ürkütücü top sesleri geliyordu. Arkadaşlar bize hızlı yürümeyin ve foto çekmeyin; ilaveten asker kökenli olduğunuzu söylemeyin, Akil gruptan olduğunuzu söyleyin uyarısında bulundular.

 

Muhtarlığa ulaştık Muhsin; muhafazakâr çok sevilen bir halk adamı idi. Oraya bölge aileleri ve esnafından bir kaç kişiyi çağırdı. Sohbet etmeye başladık. Bir kısmı orada esnaf, eski DYP gençlik il başkanı bir diğeri de ev hanımı idi. Ev hanımı 29-30 yaşlarında sade ve modern tesettürlü idi. Zamanında Ak partiye de yakın olan bu insanların hızla radikalleştiklerini ve hendeğin iç tarafından baktıklarını görebiliyordunuz. Muhsin Bey’in tespitlerine göre medya söylenenin aksine Sur da göç oranı % 40’lar seviyesinde kalmış. Bu arada top seslerinin yanında dışarıda kısa makineli tüfek seslerine benzer sesler geldiğinde bana bunun gaz bombası olduğunu söylediler. Zaten Muhsin Bey bir ara dışarı çıkmıştı ve gözlerini tutarak koşarak içeri girdi. Anladığım kadarı ile cadde de kalabalık gruplar oluşması, tanımlanamayan bir sniper ateşi ve verilebilecek şehitler nedeniyle istenmiyormuş. Maalesef benzer hadiseler yaşanmış da. Bu insanlar özellikle “Türkiye’nin Türklerine” olan kırgınlıklarını ve Konya da ki milli maç esnasındaki ıslıklamaları sıkça dile getiriyorlardı. Hatta aralarında güvenlik kuvvetlerinden öte bizim can güvenliğimizi YDG-H sağlıyor diyenler ve verilecek terör tazminatını reddedeceğini söyleyenler de vardı. Bizim tanıştığımız Batı’dan gelen Türkler hep bürokrat ve eli silah tutanlar. Neden diğerleri misafirimiz olmuyor diye sitem ediyorlar. Ancak diğer gençler kadar radikal değillerdi. Hava karardığında ve çat pat sesleri yoğunlaşmaya başladığında çıkmaya karar verdik. Tesettürlü hanım çıkarken bana sizin bize söyleyeceğiniz söz nedir dedi. Bende fitne öyle bir ateşdir ki kontrollü bir ateşle bile söndüremeyiz bunu ancak su ile yapabiliriz dedim. Başını ikna olmuş bir şekilde sallayarak haklısınız Allah’a emanet olunuz dedi.

 

Akşam dostlardan müsaade isteyerek bölgenin tanınmış bir camii imamı; PKK’nın dost listesinde olmayan kadim bir dostumla köklü bir medreseyi ziyarete gittik. Medrese çok temiz mamur güzel bir yapıydı. 30 adet genç talebeleri varmış. Seydası bizi misafir etti. Oturmuş kişilikleri ile bir cemaat topluluğu da dinleyici idi. Seyda’yı Sayın Cumhurbaşkanımız da dinlemek için davet etmiş. Kendilerinin gerçek Kürt asalet geleneğini temsil ettiklerini ve Cumhuriyet dönemi ihmallerinin bedellerini PKK ile Kürtlerin ve devletin ödediğini; bu yüzden halkın PKK’ya sempatisinin oluştuğunu ilave etti. Asıl farklılığın Marksist sol siyasetle, ona göre PKK’nın derdi ideolojik, geleneksel dindar asil Kürt yapısı olduğu ve bunun örneğinin eğer HDP seçimde olmazsa CHP’nin oylarının artabileceğini vererek savundu. Devletin bu bölgeyi terk etmesi durumunda kanlı bir hesaplaşma yaşanabileceği konusunda uyardı. Kürtlerin tarihsel-kültürel kimliklerini, her türlü radikal siyasi taleplerini ancak kendi misyonları ile gerçekleştirebileceğini söyledi. Ak Parti’nin performansının yeteri kadar olamamasını; şu ana kadar bölge için kurduğu, tepeden tabana kadar kadroların şu anki bölge istişare heyeti de dahil, danışılmadan seçilmesine bağladı. Kobani’de 30 000 Kürt’ün kendilerinden olmadığı için sürüldüğünü şu an inşaat sürecinde camileri önceliklere almadıklarını, henüz de ezanın sesli okunmadığını ve Salih Müslim Bey’in Molla olan Şanlı Urfa’da yaşayan ağabeyi ile kendilerinin ilgilendiklerini belirtti. Geleceklerinin PKK’nın öz yönetimine bırakılmasından duydukları kaygıyı ifade etti. Ak partili bazı yöneticilerin yolsuzlukla anılmasından çok üzgün olduklarını ifade etmelerine karşın, Tayyip Bey’in 13 yıldır samimiyetle çabaladığını, bölgenin silah deposu haline gelmesi hakkında ki rahatsızlıklarını ilgili bakana ilettiklerini, insanların HDP’ye savaş bitsin diye oy verdiklerini, kendilerine şans verildiği takdirde HDP kitlesinin üçte birini rahat etkileyebileceklerini de ilave etti. Seyda Hüdapar’ın dindar Kürtler için savunmamakla birlikte sadece bir siyasal örgütlenme örneği olduğunu, Sol’un zamanında dini özgürlükleri savunmadığı için kendilerine yeteri güveni vermediğini de belirtti. PKK Varto da vaz geçti Batman da başaramadığını da hatırlattı..

Medrese dönüşü Sevgili Nevzat Çiçek ve üst düzey güvenlik bürokratı bir dostla karşılaştık izlenimlerimizi paylaştık. Ertesi gün dostlarla Silvan yoluna koyulduk. Silvan Mervani Kırallığı’nın ve Türklerle dostça ilk temasın sağlandığı kadim bir şehir. PKK’nın ilk çıkışında buraya tarihsel önem atfediliyor. Hizbullah ve faili meçhul hesaplaşmalarını yoğun yaşamış bir kent. Hendek savaşları kısa ve acımasız başlayıp uzlaşmayla bitmiş. Yaralar devletinde desteği ile sarılmaya çalışılıyor. Halktaki radikalleşmeyi PKK’ya tamamen bağlamak burada yanlış olur tarihsel bir sürecin safhası olarak bakmamız doğru olur. Sokakları dolaştık, kahvelerde oturduk. Politize ve entelektüelize etmeden insanca duygularımızı paylaşmaya çalıştık. Bir kısmı YDG-H buradan çekildi ancak kısa sürede toparlanabilirler, bu           PKK’nın başka bölgeler stratejisinin parçası da olabilir dediler. Duvarlarda üç hilal benzeri işaretler var. Halk iki ayrı Z kuşağı öfke ateşi arasında kalmışa benziyor. Öğlen namazını kadim Selahaddin Eyyubi camiinde kıldık. Merhum Erbakan burayı çok severmiş. Camii çıkışında Sevgili Metin Gürcan gençlere sarıldı, kollarına girdi ve sohbete başladı. Olgun, nur yüzlü zevat ile bir dengbej yanıma geldi. Güzelleme yaptı konuşmaya başladık. Kuşatma esnasında 11 gün lahana yiyerek ayakta kalabilmiş. Bir güzellemesi yüzünden soruşturma geçirmiş, kaçabilir diye yurt dışı yasağı konmuş! Silvan’dan ayrılırken dağa çıkmadan olmazdı. Tabi antik Hasuni mağaralarına. Yüksek rakımdan bu kadim, peygamberlerin yaşadığı Mezopotamya ovaları o kadar derin, hüzünlendirici ve düşündürücü geliyordu ki. Bu toprakların barış ne zaman kaderi olacak diye düşündüm ve Allah’tan topraklarda yatan peygamberler yüzü suyu hürmetine selamet diledim.

 

Diyarbakır’a dönüşü Dicle Kent üzerinden yaptık. Burası yeni bölge burjuvazisinin cazibe merkezi idi. Neredeyse İstanbul bir Alaşehirlinin dahi özeneceği görüntüler vardı. Düşündüm de acaba buraya hendek kazılabilir mi veya öz yönetim ilan edilebilir mi? Bir de KCK’nın refah seviyesi artmış siyasilerinin de buralarda yaşadığını hatırladım. HDP’ye de yüksek oy çıktığını hatırlayınca Katalonya aklıma geldi. Örgütün zarar verdiği sanayici dostları ziyaret ettik. Onlarda tasfiyeci değil dönüştürücü siyaseti beklediklerini, çözüm sürecinin sonlanmasının sosyal ve ekonomik bedellerini birlikte yaşadığımızı, bunun PKK’nın gençler ve çocuklardan bir ordu yaratmasına sebep olabileceğini söylediler ve bu gidişin Türkiye’nin batısını da ciddi etkileyeceğinden kaygı duyduklarını, operasyonların bir an önce sonuçlandırıp bitirilmesini ilave ettiler.

 

Başta Silvan olmak üzere ister muhafazakâr ister KCK sempatizanı olsun genellikle PKK ve PYD çizgisinde televizyonların izlendiğini müşahede ettim.

Ne dersek diyelim bölgede 30 yıldır iniş çıkışlar seyreden; ama son dönemlerde belirgin bir PKK sempatisi ve sahiplenmesi var. Eski köy boşaltmalar, kentte sağlıksız kaynaşmalar ve Rojava çarpanının etkisiyle de uluslaşma bilincine katkı sundu. Devlet ise Kürtlük bilincine saygı duyarak PKK’nın etkinliğini halktan ayrıştırıp demokratik, muhafazakâr yeni muhataplarla yola devam etmek istiyor. Medreseler ve diğer dini cemaatlerin aralarında ciddi uzlaşma sorunları var. Hüdapar dışında eğitimli gençlikte karşılıkları yok. Rojava sorununda yaşadıkları travmalar Ankara’yı Rojava’sız bir çözüm konusunda ikna edebilir. Ankara’nın ( Muhafazakar kanaat önderleri + Demokratik kitle örgütleri – KCK + tüm kültürel ve siyasi haklar – Rojava ) formülü başta cazip gelebilir. İmkansız olmakla beraber başarılabildiğinde gençliği ve dinamik unsurları genelde elinde tutan PKK’ya dönüşüme uğratmadan kalenin anahtarının elden verilmesine sebep olabilecektir. Çözüm bu formülde KCK’nın ve Rojava’nın da önüne + işaretini koyabilmektir.

 

Rojava’daki muhtemel gelişmeler, İran ve Rusya siyasi dinamiklerinde ki etkisizleştirilmeye umut bağlamamalıyız. Kürt uluslaşmasının demokratik bir birey kimliğine dönüştürebilecek siyaseti sivil alanın önü açıldığında üretebilecek birikime ortak aklımız ve vicdanımız sahiptir.

 

Önümüzde muhtemel iki kritik eşik var. Birisi devlet operasyonları’nın seyri bir diğeri de uluslararası gelişmelerinde etkisiyle PKK ‘nın direnişi cephe gerisi diye adlandırdığı batı illerine yayıp yaymayacağıdır. İkinci senaryo sorunu daha da karmaşıklaştıracaktır. Uluslararası hukuk’un ve aktörlerin devreye girmesine sebep teşkil etmemeli ve izin vermemeliyiz. Öcalan’ı oyuna zamanında sokmamak riskini taşımamalıyız.

 

Yakın geçmişte Halep ve Kobani gerçeğini bu coğrafya yaşadı. Sur’un, Cizre’nin benzer ilçelerin Halep mi yoksa bir Dicle kent, Adıyaman veya Gaziantep mi olacağının sorumluluğunu hep birlikte taşıyoruz.

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir