Fetö

Yıllar önce İlker paşanın Genelkurmay Başkanlığı zamanında, Gülen ‘ışık evlerine’ bir komplo düzenleneceğini iddia etmiş ve bu durum kamuoyunun dikkatini çekmişti. Komplonun niteliği de ‘ETO’ Ergenekon terör örgütü tarafından evlere silah yerleştirilerek ‘gönüllüler’ hareketinin provoke edileceğine ilişkindi.

 

Kaderin ne garip tecellisidir ki, yıllar sonra bu ‘gönüllüler’ hareketinin asker kanadı, tanklar ve F 16‘lar eşliğinde Cumhuriyet tarihinin en kanlı terör kalkışmasını gerçekleştirdi. Bir başka ilginç ve dikkate alınması gereken husus da, bu hareketin kendini tamamen tolerans odaklı ve Osmanlı İslam’ının ılımlı versiyonu olarak tanımlamasıydı. Bugün dahi batı FETÖ’yü bu şekilde tanımlıyor ve Türkiye’deki darbe girişimindeki rolünü görmezden geliyor.

 

FETÖ yıllar boyunca Türk toplumunun içinde var olan yardımseverlik ve sosyal dayanışma duygularını istismar etti. Genç jenerasyonlara ulaşmada diğer tarikat ve cemaatlerin beceremediği iletişim becerileri sergiledi. Bu boyutuyla da toplumun ilgisini çekti, popülerleşti, adeta bir siyasi parti gibi, ticaret yapmak, sosyalleşmek, siyasete girmek isteyen veya bürokraside makam almak isteyen insanların ilgi odağı oldu. Siyasiler de bu potansiyelden bir şekilde faydalanmak istediler.

 

Trajik etkileri çıkana kadar kimse, bu grubu yönetenlerin tolerans,, Anadolu İslamı ve küresel diyalog çağrıları ardında acımasız bir oportünizm yattığını göremedi.

 

Teorik çatılarında ‘Yeniden Osmanlı ütopyası’ hedefine nasıl Makyavelist bir pragmatizm (hedefe gidilen her yol mubahtır) ile gidileceği çelişkisi mevcuttu. Bunu sorgulayacak vicdan ve akıldan yoksundular. Peygamber metodu ile Makyavelist metodun bir arada duramayacağını sorgulayamadılar. Radikal olmamalarına karşın, eylem içtihadında El Kaide’den farksız değildiler. ( biz kutsal hedefler için komplolar kuracağız, mağdur olanlarda sonradan sevaplarını alacaklar ) Batı’nın göremediği nokta da budur.

 

Bu hareket yıllarca kendine gönülden bağlı birçok insanla birlikte oldu. Bu insanların bir kısmı o kadar inandılar ki, bugün bile darbe komplosuna Gülen’in karıştığına inanmamaktalar.

 

Bu yapıyı bir piramide benzetirsek şüphesiz en alt tabanında masum müminler bulunmaktadır. Gülen, üst karar verici hiyerarşi, asker ve bürokrat kanadı, onları destekleyen iş adamları, STK’lar ve gönüllü insanlar Piramit’in yukarıdan aşağıya bileşenleridir.

 

Bu kesimleri:

 

  • Hükümeti devirmek amacını da taşıyan, terör dahil her türlü kanunsuzluğu mubah görenler,
  • Devleti ‘Allah rızası için’ ele geçirmek maksadıyla çalışanlar,
  • Masumane ibadet veya sosyalleşmek amacı ile burada bulunanlar şeklinde üçe de ayırabiliriz.

 

Son 1-2 yıldan sonra kandırıldıklarını görenler veya terörü- kanunsuzlukları kabul etmeyip (aşkın gözü kördür hesabı) bu durumları hala göremeyenler şeklinde de bir tasnif de yapabiliriz.

 

FETÖ ile hukuk içinde mücadele etmenin uzun vadeli toplumsal barış için kazanımları büyük olacaktır. Bunun en önemli yolu da yukarıda yapmaya çalıştığımız tasniflere dikkat edilmesinden geçmektedir. Devletin istihbarat birimlerinin ve hukukun dışında değerlendirmeler ölçü olmamalıdır. Bu yapıya bulaşan cari ‘hukuk’ dışına taşmamış insanlara, bulunduğumuz noktada içinde bulundukları hareketi ve arkadaşlarını sorgulama fırsatı verilmelidir. Onları ortak geleceğimiz için kazanmaya çalışmalıyız.

 

Bir kriz durumu veya tehdit karşısında ölçü anayasa ve kanunlarımız olmalıdır. Ergenekon ve Balyoz sürecinde birçok hukuksuzluklar yaşandı. Bundan dolayı mevcut tehdit de doğru tanımlanamadı. KCK’da kısmen benzer durumlara şahit olduk. Bugün nerdeyse herhangi bir tarikata veya başka bir amaca yakın derneğe üye olmak, yarın ‘terör kapsamına’ girebilir korkusuyla vatandaşlarımız açısından riskli duruma gelmektedir.

 

İspanya ve Yunanistan’ın, tarihsel koşulları farklı olmakla birlikte darbecilere karşı uyguladıkları politikalar ilginçtir. Silaha bulaşanları tavizsiz cezalandırıp, siyaseten destekleyenleri ise kademeli olarak tecrit edip sonradan topluma ve siyasete entegre etmişlerdi. Osmanlı tarihinde Babailer, Simav Kadısı ve Alevi Türkmenler vb. isyanlar bir siyasetçimizin dediği gibi taş üstünde taş, baş üstünde baş kalmayacak şekilde bastırılmıştı.

 

PKK saldırıları ve şehit haberleri gün geçtikçe yoğunlaşmakta. Radikal akımların terörüne her an muhatap olabiliriz. Artık sentetik ilave düşman yaratma lüksümüz olmamalı. Türkiye’nin toplumsal barış, yatırım güvenliği ve dış politika sorunlarının çözümü için normalleşmeye ihtiyacı var. Bu bakış açısı normalleşmeye hizmet etmeyecektir. Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımızın bu mücadelede hukukun içinde kalınacağının güvencesini vermeleri umutlanmamız için gerek şart olarak önümüzde duruyor.

 

Çözüm 14 Temmuz itibariyle, kapsamlı bir siyasi ve ekonomik affı içeren yeni demokratik anayasadan geçiyor. Bunun telaffuzu dahi gerilimleri azaltacaktır.

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir