Fay Kırık

Kabul etmemiz gerekir ki, 15 Temmuz darbe girişimi Cumhuriyet tarihimizin en büyük travmasıydı. Bunun uzun vadeli toplumsal, sosyal, siyasal ve psikolojik etkilerini bize zaman gösterecek. Özellikle psikolojik olarak, yaşanılan travmalardan, acılardan sonra kişiler gibi toplumların da yaslarını tutması gerekir. Bizler de belli yas reaksiyonları göstereceğiz, göstermeliyiz de. Halkımızın günlerdir süren ve darbe girişimini protesto eden akşam toplantılarının, yaslarının tutulması için iyi bir başlangıç olduğunu söyleyebiliriz.Her ne kadar politik arenada da -zorunlu koşulların dayattığı- umut verici bir uzlaşmayı görsek de, 15 Temmuz kalkışması, sürekli yazılarımda vurguladığım gibi ( http://faraszade.com/faylarda-gerilim-artarken/ ), yaşam tarzı ve siyasi bakış açılarımızın farklılıklarını temsil eden ilgili siyasi tabanlarımızın fay hatlarındaki gerilimleri de tetiklemiştir.

Politik gerçeklik içinde, tepedeki uzlaşmanın uzun vadede sürdürülebilmesi önemlidir. Ancak belirleyici olan tabandaki uzlaşma ve tahammüldür. Öncelikle bunun kavramsal ölçekte olmasını savunanlardanım. Kavramsal ölçekten kastettiğim “ Yaşam tarzı “ ve “ Ortak gelecek” kurgusunu oluşturan duyarlılıklardır.

Bu manada -geçişkenlikleri olmakla birlikte- iki temel fay hattı olarak sembolize ettiğimiz iki ayrı toplumsal bakış açımız var. Bunların hassasiyetlerini değerler ve kavramlar ölçüsünde, kelimeler ve cümleler ölçeğinde sıralamaya çalışalım.

Birinci Fay hattımıza göre;

 

  • Atatürk ve ilkeleriyle güvence altına alınan özgür, laik yaşam tarzımız kurucu felsefemizdir ve ideolojimizin temelini teşkil etmelidir.
  • Osmanlı’nın halifelik ve düzen koyucu iddiasından kurtulmalı ve asla geriye dönmemeliyiz. Ortadoğu bataklığına da saplanmamalıyız.
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan söylem ve tavırlarıyla bizi temsil etmiyor.
  • Kurumsal din dayatmacıdır ve inanç, özgür bireylerin kendi tercihindedir.
  • Bu kapsamda Ezanın hoparlör ile okunması ve Cami yaptırılması isteğe göre belirlenmeli.
  • II.Cumhuriyet diye bir şey olamaz.
  • TSK ve Yargı kurumları Atatürk’ün kurucu ilkelerinden taviz vermemelidir.
  • İslam hukuku ( Şeriat ) laik demokrasinin çok gerisindedir.
  • Bu ülkede yaşamak zorlaşmıştır.
  • Kürt siyasi hareketinin talepleri konusunda ve ulus devletin niteliğinden asla taviz verilmemelidir.

 

İkinci fay hattımıza göre;

 

  • Gazi Mustafa Kemal bir Osmanlı paşasıydı ve kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Osmanlının devamıydı; dönemi eleştirilebilir.
  • Kemalizm, Atatürk’ün vefatından sonra uygulanan Bonapartist bir modeldi. Bu modelle beraber halk ve dindarlar ötekileştirildi.
  • Kemal ile Kemalizm ayrı şeylerdir. Kemalist ideoloji bir yaşam tarzı dayatmasıdır, bu başka bir çoğunluğa kendi ideolojisini dayatma hakkını meşru kılabilir ve nihayetinde bu da yanlıştır.
  • Balkanlar ve Ortadoğu halkları Osmanlı adaletini özlüyor. Ve tarih bize bu sorumluluğu yüklüyor.
  • Asıl yaşam tarzına müdahale hala başörtüsüne duyulan antipatidir. Ak parti iktidarı süresince dindar olmayanların yaşam biçimlerine saygı gösterdi.
  • Erdoğan; Menderes, Demirel ve Özal’a bakıldığında en büyük yatırımcı, kalkınmacı liderdir. Batının dayatmalarına karşı çıkan yegane mazlum halkların sempatisini kazanmış bu lider neden kabul ve takdir edilmiyor?
  • İmam Hatipler ve din eğitimi yıllardır dışlanan öteki Anadolu’nun talebidir.
  • Cumhuriyet olağan üstü şartlarda bürokratik elitlerce kuruldu, bundan sonra “ Millet “ yani bizler yeniden yapılandıracağız.
  • TSK tamamen sivil otoritenin emrinde olmalıdır ve İmam hatipli Subay da olabilmelidir.
  • İslam hukukunun temel prensipleri değerler sistemimiz içindedir, dışlanamaz, Ezan bayrak gibi kutsaldır hoparlörle okunması da egemenliğimizin sembollerindendir.
  • Bu ülkeyi sevmeyen gidebilir.
  • Kürtleri Müslüman kardeşimiz olarak gördük, dertlerini dinledik ama PKK haddi aşan terörist bir harekettir.

İki fay hattının kavramlar ve değerlerde ortak yaklaşımları olduğu kadar uzlaşılması güç farklılıklarının da olduğu gözükmektedir. En önemlileri “ Yaşam tarzı özgürlüğü “ ve “ Ortak gelecek kaygısı “ dır. Her bir önerme veya kavram farklılıkları arasında bilimsel gerçeklikten ziyade psikolojik süreçler daha çok öne çıkmaktadır. Bu da taraflar arasında kullanılan politik dilin ve iletişim dilinin öneminin altını çizmektedir. Toplum psikologları bazen iki komşu grup arasında detay farklılıkların bile büyük çatışmalara neden olabileceğini söyler.

Doğal olarak bu kavramlar ve değerlerin farklı anlaşılması eğitim sistemimizden ve yetiştirilme tarzımızın iç çelişkilerinden de kaynaklanmaktadır. Pratikte bu farklılıkların tek düzeye indirilmesi mümkün gözükmemektedir. Yapmamız gereken ilk şey boyun eğme veya eğdirme kurgusunu gündemden kaldırmaktır. Ortak bir gelecek idealinin oluşması için farklı anlayışların hassasiyetlerinin kaygıya dönüşmemesini sağlamak siyasi karar vericilerimizin sorumluluğundadır. Tarihimizle yüzleşebilmek, eğitim sistemimizi iyileştirmek, eleştiriye sabır gösterebilmek birbirimize olan tahammül sınırlarımızı arttıracaktır. Böylece farklılıklarımızla beraber aydınlık bir ortak geleceği birlikte inşa edebiliriz.

 

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir