VLUU L100, M100  / Samsung L100, M100

Ankara’dan kitap fuarından karayolu ile dönüyordum Musa Serdar Çelebi beyden bir mesaj aldım. Uzun yıllar sonra Durmuş Hocaoğlu’nu anma toplantısı organize edilmişti. Bunun üzerine tüm yorgunluğuma rağmen bu toplantıya akşam gitmeye karar verdim. Merhumun vefatından 9 yıl geçmiş ancak bu nitelikte de bir etkinliğe de rastlamamıştım.

Yıllardır Türk sağı üzerine kafa yoruyorum. Bu anlamda dikkatleri çekmek için “Türk Sağının Düşünce Atlası” kitabını da çıkarmıştım. Hala yurt içi/dışı ilgi alanlarım, işim ve okumalarımla da bu gözlemleri yapmaya devam etmekteyim. Özellikle bu camianın genelleme de yapmadan, düşünce sistematiği, kritik düşünceye kapalılığı ve ötekiler hakkındaki vicdan sorunlarına sıkça dikkat çekmişimdir.

Durmuş Hocaoğlu’nu 1996’dan itibaren yakın tanıdım. Beraber çalışmalarımız da oldu. Ne yazık ki onun adına konuşma yapanların bir bölümünün onu anlamaktan uzak olduklarını orada tekrar müşahede ettim. Belki bu tip benzerliklere Erol Güngör’den, Muhsin Yazıcıoğlu’na veya Fuat Sezgin’e kadar şahit olmuşuzdur da.

Durmuş Hocaoğlu belki de Milliyetçi- Muhafazakar camianın son filozofu idi. Sağın sorgulayan, kritik düşünceye açık vicdanlı adamlarındandı. Çünkü biliyordu, cesaretliydi ve yüzleşmekten korkmuyordu. Sevenleri çok oldu. Değerinin bilinmemesinin nedenlerinden biri de kendisini anlayabilecek kapasitede çevresinde yeterli bir entelijansya olamamasıydı. Tabi ki burada istisna olarak bizim Ekopolitik, Türkiye Günlüğü ve birkaç milliyetçi vakfı bu genellemeden ayrı tutmak isterim.

1996’da subay iken, 28 Şubat hazırlıklarından olan bize dağıtılan el kitapçıklarını incelerken, merhumun Laiklik- Sekülarizm kitabını yanıma koyar defalarca altını çizerek okurdum. Orada aslında temel sorunun Müslüman zihnin dünyaya bakışının olduğunu görmüştüm. 28 Şubat döneminin sıcaklığında Anadolu sermayesine ilişkin yazdığı “Düşük şiddetli devrim” makalesi de beni o zamanlar etkilemişti. Bu makalede, oluşmaya çalışan yerli Anadolu değerlerine bağlı ama seküler küçük milli burjuvanın düşük şiddetli bir devrim gerçekleştirdiğini ancak bu kitlenin entelektüel önderleri ve fikirlerinin olmadığını vurgulayarak bugünlerimize de ışık tutmuştu.

Açılım ve çözüm süreci tartışmalarında birlikte konuşuyorduk. Kurucu unsur teorisi hep zihnimde yer tutmuştur. Çalışmalarımızda merhum Şerafettin Elçi dahil Kürt sorununa ilişkin düşüncelerini Kürt siyasi düşüncesini savunanlara dürüstçe hep açık söylemiş ve yazmıştır.

Yeni bir modernite ve iş ahlakı paradigması inşası konularında kısıtlı imkanlarımızla Ekopolitik’te okumalara, çalışmalara başlamıştık. Maalesef bizim imkanlarımız ve destekçilerimizin de inançları bu çalışmalara yetmedi. Yarım kaldı.

Durmuş Hocaoğlu’nun İTÜ’de matematik altyapısını alması, onu fiziğe transforme etmesi ve elektrik mühendisliğinde uygulamalarının vücut bulması, onu sosyal bilimlerde modelli ve derin düşünebilmesine katkı sağlamıştır.

Durmuş Hocaoğlu ortak katıldığımız platformlarda önce benim ve sonra da Ekopolitik adına manen ve madden hüsnü şahadette bulunurdu. Bende ona buradan irtihal olduğu ebedi aleme kendisi hakkında hüsnü şahadette bulunuyorum.

Nur içinde yatsın.

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir