TempImageWeYuDs

Birkaç hafta önce zapping yaparken Cnntürk’te Hande Fırat’ın programında Ukrayna işgali üzerine konuşmalara denk gelmiştim. Ulusalcı Sol gelenekten gelen duayen bir gazetecinin devlet başkanı Zelenski hakkında yorumlarını işitince hayretler içinde kalarak onu dinlemeye başladım ve o kanalda takılı kaldım. Beyefendi Zelenski’nin Kiev’de olmadığını güvenilir bir batı ülkesinden stüdyo dekoru içinde yayınlarını yaptığını, işgal altında Ukrayna’nın algı yönetimi gerçekleştirdiğini ve savaşın ana sorumlusunun batı olduğunu ifade ediyordu. İşin ilginç yönü tüm katılımcılar, modaratör ve sosyal medya bu görüşleri ciddiye alıyorlar ve itiraz da etmiyorlardı.

Bu yazıyı yazarken başlığı Türk Sağı ve Komplo olarak tasarladığımda yakın çevremden Türk Sağına artık haksızlık yaptığıma ve yorduğuma dair eleştiriler alıyordum. Şaka bir yana Komplo ve Antisemit bakışı tamamen Türk Sağının güçlü bir tarafına yıkarsak yukarıdaki örnekten de anlaşılacağı gibi Türk Sağına haksızlık da yapmış olacağız. Zira ülkemizde Sağ düşünce hayatı kadar yerli Sol ulusalcılık veya Radikal Kürt siyasetinin de komplo bakışına ne kadar yatkın ve düşkün oldukları da örnekleriyle bilinmekte.

Herhangi bir düşünce veya inanca komplo virüsü girmeye görsün. Komplo virüsünün en hafif tahribatı akli ve vicdani melekeleri etki altına almasıdır. Tarihte çoğu zaman kitleler ve bireyler komplolara ajitatif inandırılarak maniple edilmişlerdir. İnsanlık bunların bedelini kanlı devrimler içinde, totaliter ideolojilerin yol açtığı II. Dünya savaşı veya din savaşları gibi olaylarda ödemişlerdir.

İçerde ve dışarıda yaşanan yüksek yoğunluklu popülizmin, bir komplo kültürü altyapısından kolayca beslenebildiğini görebiliyoruz. Bilindiği gibi komplo düşüncesinin ana unsurları Michael Barkun’un ifade ettiği gibi hiç birşeyin tesadüf olamayacağı, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğu ve bunlara ilişkin çarpışan iyi ve kötü güçlerin varlığına ilişkin hususlardır.

George Soros’un hocası Karl Poper Komplo teorileri modern dünyanın tanrılarıdır ancak kötülcül ve herşeye muktedir tanrılar diyor.[1] Komplo teorileri İnsan iradesini önemsizleştir ve insanın iradesini yok sayar. Bu yaklaşım zamanla paranoid şizofreni haline de dönüşebilme riski de taşır. Komplonun Tarihsel kaynağı düalizm ve okültizm-(pagan gizemciliği) den de beslenmiştir. Bu tür yaklaşımlar özellikle başta İslam olmak üzere İbrahimi dinlerin ontolojik aksiyolojilerine de tezat teşkil etmektedir. Kadiri- mutlak tek Tanrı iradesi ve insanın bireysel sorumluluğunda olan bir evren işleyişinde, geçmiş ve geleceği belirlediği var sayılan gizemli ideolojiler ve örgütlerin rolleri ne olabilir ki?

Bunları söylerken Tarih’te ve günümüzde komplo ve gizli yapıların olmadığını kastetmiyoruz. Sadece dün ve gelecekte bu yapıların hiçbir zaman belirleyici iradeler olamayacağını ifade etmek istemekteyiz. Tabi ki Yunanlı veya Sırp fanatiklerin vb. megalo ideaları olacaktır. Benzer şekilde büyük İsrail veya büyük Kürdistan benzeri fanteziler her zaman hayallerde mevcut olacaktır. Ancak önemli olan da devlet ve siyasetçilerin de gerçek ve fantezi ayırımında ne kadar sağduyulu davranacaklarına ilişkin sonuçlardır. Burada özellikle sebep-sonuç ilişkisi veya determinal-bilimsel düşünceden kopmanın getirdiği trajik maliyetleri kastetmekteyiz.

Ülkemizde Türk Sağı, Solu ve Kürt siyasetinin ortak değişmez komploları vardır. Derin devlet, Siyonist, ABD, İngiliz ve İran komploları gibi. Sorun bunların olayların seyrini kısmen etkilediklerine değil kadiri mutlak belirleyici olduklarının kabulüne dairdir.

Osmanlı’da komplo kültürü var mı diye sorulduğunda buna kesinlikle Meşrutiyet dönemlerine kadar pek yoktu diyebiliyoruz. Avrupa’da özellikle Ortaçağ’da Engizisyon dönemlerinde Yahudilere yapılan katliamlarda komplo düşüncesinin etkisini görebiliyoruz. II. Bayezit’in Yahudilere sahip çıkıp ilticalarını kabul etmesinden ise Osmanlının komplo bakışına uzaklığını anlayabiliyoruz.

Tanzimat dönemi başlangıcında devlet batıdan bu komplo kültürünü henüz almamıştı. Ancak bu kültür Jön Türkleri özellikle Fransa kaynaklı Yüzbaşı Dreyfus davasının da tetiklemesiyle etkilemişti. Bu komplo kültürünün ana unsurları Antisemitik Yahudi düşmanlığı ve Mason komplosuydu.[2] Bu süreci başlatan “Siyon Önderleri Protokollerinin” Türkçeye basımı olduğunu söyleyebiliriz. Bilindiği gibi protokolleri ilk derleyen Rus gizemcisi Sergei Nilus, Protokoller’iThe Great in the Small: The Coming of the Anti-Christ and the Rule of Satan on Earth. (Küçükteki Büyük: Hıristiyan Karşıtlarının Gelişi ve Yeryüzünde Şeytan Yönetimi) adlı kitabına ek olarak aldı. 1917 itibarıyla, Nilus Rusya’da Protokoller’in 4 baskısını yayınlamıştı.

Üstte ifade edildiği üzere Türkiye’ye Yahudi komplosunun ilk ciddi giriş tarihini ‘Tasvir-i Efkâr Gazetesi’nin sahibi Ebüzziya Tevfik’in Antisemit çizgi olarak itibaren başlattığı 1909 tarihi denilebilir[3]. Burada belirtildiği gibi Fransa’daki Yüzbaşı Dreyfus davasının bir şekilde ülkemize etkisinden de bahsedilebilir[4].

Özelde de Türk Sağına Yahudi komplosunun girişini ise Almanya’da da eğitim görmüş [5]emekli Tümgeneral Sami Sabit Karaman’ın “Siyon Önderlerin Protokolleri” kitabını Roger Lambelin’in Fransızca’dan çevirisi ile başlatabiliriz. Yine bundan referans alarak yayınlanan emekli Albay Ziya Uygur’un “Tarih Boyunca İhtilaller, İnkilaplar ve Siyonizm” -1968- kitabını da benzer nitelikte sayabiliriz. Özellikle merhum emekli asker Ziya Uygur’un Yeniden Millî Mücadele gençlik hareketi ve yayınları üzerindeki özel etkisi bu anlamda önem arz etmektedir.

Yukarıda ifade edildiği üzere Türk Sağ aydınlarının o dönem Hitler hayranlıkları ve ilişkin antisemit tavırları ön plandaydı. Hatta emekli asker ve gazi Cevat Rıfat Atilhan gibileri ise o dönem Almanya’sına gidip geliyorlardı da. Hitler hayranı aydınlara başta Cevat Rıfat, Nihal Atsız, Peyami Safa, Necip Fazıl ve Nurettin Topçu’yu örnek verebiliriz. Emekli başarılı asker Cevat Rıfat bey Filistin cephesinde Yahudi milis örgütü Nili’ye karşı büyük mücadele vermişti sonradan atıldığı ticari sivil hayatında da Yahudi tüccarlara karşı acı tecrübeler yaşamıştı. Cevat beyin Antisemit ideolojiye ilgi duymasında zamanın ruhu kadar bu acı tecrübelerin de rol oynadığı söylenebilir. Cevat Rıfat zamanla Türkçü çizgiden İslamcı politik çizgiye evirilmiştir. Ancak antisemit bakışı değişmemiştir. Necmettin Erbakan’ın öğrenciyken Cevat Rıfat beyi tanıdığı ifade edilir. Cevat Rıfat ve çevresi o dönem genç muhafazakâr aydın ve öğrenciler üzerinde fikirleri ile etkiliydiler. Öyle ki Sebatayist olarak bilinen Ahmet Emin Yalman’ın kurşunlanmasında azmettirici olarak da kendisine yargı süreci de işlemişti. (1952-53)

Sultan Galiyev, Akçura ve Gaspıralı ile başlayan emperyal Turancılık ve Türkçülük anlayışı, Hitler etkisiyle başta Nihal Atsız ve Atilhan olmak üzere farklı bir yoruma (Irkçı) kısmen geçici Türk Sağında evirilmişti.

Dünya’da yaşanan acı savaşlar ve totaliter deneyimin ardından komplo düşüncesinin sosyal disiplinlerle anlaşılması ve araştırılmasına yönelik çalışmalar yapılmıştır. Adorno’nun Frankfurt okulu bünyesinde açtığı Sosyal Araştırmalar merkezi bu açıdan dikkat çekicidir. Konunun analitik psikoloji ve diğer yönleriyle de Michael Butter, Jeff Cubit, Karen Douglas, Joe Shinsky, Mark Fenster gibi akademisyenler yayınlar yapmışlardır. Ne yazık ki ülkemiz düşünce hayatında totaliter deneyimler ve komplo kültürü ilişkisi üzerine yeterli çalışmalar yapılamamıştır. Gönül bir Nurettin Topçu veya Cevat Rıfat’ın bu öz eleştiriyi yapmasını beklerdi. Bu yapılabilseydi en azından cari Türk Sağı hareketlerinden antisemit ve komplo kültürü arındırılmış olabilirdi.

Lenin’in “Emperyalizm teorisi” ve benzer katı ideolojik yaklaşımlar bugün ve tarihteki örnekleriyle hep Sol’da da komplo düşüncesine açık olmuşlardır. Komplo bakış açısının tarihsel oküllt-gizemci ve katı ideolojik kökenleri olayların ardında sebep sonuç ilişkilerinin ötesinde hep ideolojik veya bilinmezci sebepler üretmeye kendini teşvik etmiştir. Ne yazık ki 20. ve 21. Yüzyıllar modern ve post modern dönemler, hakikat-gerçek ötesi ve algısal özellikleriyle dünyamızda hep komplo bakış açısına açık olmuşlardır.

Tarihçi Bernard Lewis yazılarında Osmanlı’nın gerileme sebebi olarak Osmanlı ulemasının gece namazlarına kalkmanın terk edilmesinin gösterilmesini ciddi bir zafiyet olarak nitelendirmekte.

Son yüzyıllarda batı Kant ve Hegel örneğindeki gibi düşünce metodolojinin felsefi alt yapısını kurumsallaştırdı. Bilgi mimarisi- epistemoloji, diyalektik ve sentez bu anlamda düşünme yöntemi olarak bu filozoflar tarafından kazandırılan önemli kavramlardı. Son 300 yılda benzer bir düşünce yöntemi, felsefi bakış açısı üretemeyen, kavramları kodifiye edemeyen, yüzleşemeyen medeniyetimiz ve düşünce hayatımızın komplo düşüncesinin etkilerine açık olması çok doğal karşılanmalıdır.

Yıllar önce yeni kurulan partilerimizden birinin kurucularından ülkücü hareketin mümtaz simalarından bir beyefendi bana Ekopolitik STK’sı için sizi anlayamadım siz ya CIA’ya ya da bizim Genel Kurmaya çalışıyorsunuz siz kimsiniz demişti. Zira bu bakışa göre muhafazakâr bir STK muhakkak ya bir cemaate ya bir kanaat önderine ya da bir devlet kurumuna bağlı olmalıydı. Katı İdeolojik zihin yapıları hep kategorik düşünceyi örgütler. Bu dünyada hep siyahlar, beyazlar veyahut hain ve kahramanlar vardır. Her bir insan veya topluluk bu kategorinin içinde konuşlanmışlardır. Travmatize edilen ve hep kaygı yükü taşıyan insan ve toplumlar için de bu durum geçerlidir.

Toplum olarak Osmanlının dağılmasına ilişkin acıları ve yasları henüz yaşayıp sindiremedik. Art arda gelen darbeler ve anti demokrat uygulamalar, acımasız popülist siyaset, sosyal medyanın kolaycılığı tarihimizi ve bugünü okumada bizi sıkça komplo kolaycılığına iteledi. Bunların etkisini sıkça Türk Sağında “Siyonist”, Türk Solu ve Kürt siyasetinde, “Kadiri mutlak Derin Devlet” ve Ulusalcılarda ise genelde “Batı” komplosu olarak fark ettik.

Kutsal Kitapta ilk komplonun Şeytan tarafından Âdem ve Havva’ya kurulduğundan bahseder. İlk komplo ikisinin de bir anlık irade zayıflığından başarılı olmuş ancak sonuçta Âdem ve Havva’nın iradesi ve af dilemeleriyle boşa çıkmıştır diye geçer. Ayrıca İblis’e verilen komplo yapma özgürlüğünün de ancak zayıf iradeli olanları etkileyeceği de belirtilmekte.[6]

33 yıl önce, 28 Mayıs 1987 ‘de Batı Alman amatör pilot Mathias Rust, 18 yaşında idi. PPL pilot lisansını almıştı 50 saat uçuş deneyimine sahipti. Korunaklı hava sahalarından radarlara yakalanmadan 750 kilometrelik mesafeyi katederek Cessna 172 uçağı ile Moskova’nın göbeğindeki Kızıl Meydan’a inmişti. Bunun üzerine Sovyet savunma bakanı görevden alınıp sürgüne yollanmıştı. Moskova’nın merkezine yapılan bu yasa dışı uçuş Sovyetler Birliğinin dağılmasının ilk başlangıcıydı. Komplo bakış açısından kurtulamayanlar bu ve benzeri olaylar örneğindeki gibi hiçbir zaman tarihe bazen irrasyonel insan ve lider davranışlarının yön verebildiğini anlamayacaklardır.

Megalo idealar, gizli cemiyetler ve komplo planları arkalarına maddi ve manevi kötülükleri alarak hep olacaklardır. Süreçlere etki edecekler ancak hiçbir zaman belirleyici olamayacaklardır. Tabi ki ve ancak İnsan iradesi var oldukça. Var olan bizim düşünce hayatımız ise belirttiğimiz nedenlerle kendine güven ve yüzleşme sorununu aşamadıkça her yönüyle komplo rüzgarlarından etkilenmeye devam edecektir.

[1] https://birikimdergisi.com/guncel/10073/komplo-teorisinin-baska-bir-dunya-arzusu-ve-edebi-komplolar

[2] İşin ilginç yanı Türk Sağında mason komplosu çok kilidi açar ama Alman kökenli Gül-Haç kardeşliği benzer ezoterik örgüte pek dokunulmaz.

[3] https://www.salom.com.tr/arsiv/haber/92393/turkiye-cumhuriyetinde-antisemitizm-1

[4]Hannah Arendt Totalitarizmin kaynakları-I Antisemitizm İletişim yayınları 1997

[5] http://www.rifatbali.com/images/stories/dokumanlar/toplumsal_tarih_eylul_1995.pdf

[6] Isra 17/64-65 “Sen onlardan gücünün yettiği kimseleri sesinle oynat. Suvari ve piyadelerinle üzerlerine yaygarayı bas. Mal ve evlatlarına ortak ol. Onlara yalan va’dler yap. Fakat şeytan onlara batıldan başka bir şey vaad etmez. Doğrusu benim halis kullarım var ya! Senin onların üzerinde hiçbir hükmün yoktur. Rabb’in ise vekil olarak yeter.”87

 

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası, Yüzyıllık Düğüm Musul Vilayeti, Öteki ile uzlaşmanın yolculuğu-Ekopolitik ve Türk Sağı; Mahalle, Kriz ve Kritik kitablarını yayınladı. kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir