1419944

Osmanlı Dönemi

 

Bugünkü Sağ seçmen tabanının köken olarak Sünni Osmanlı-Anadolu taşrasından-çevreden geldiğini ifade edebiliriz. Sınıf temelli bir analiz yapıldığında, günümüz Türkiye’sinde merkez ve çevre arasındaki çatışmaların temelinde son iki yüzyıldır taşrada olan ve merkezin imkânlarından dışlanmış olan kesimin birinci sınıf vatandaş olma, bir başka deyişle merkeze yerleşme mücadelesi vardır.

Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş döneminde, iktidarı paylaşmamak için Anadolu beylikleri ve aşiretleri merkezden uzaklaştırıldı. İktidar, akrabalık bağı olmayan, iktidara ortak olamayacak unsurlarla kuruldu. Böylece Doğru Roma-Bizans bürokrasinin devamı şeklinde bir Osmanlı bürokrasisi doğdu. Taşradaki nesep bağları ile Türkmenler, göçerler belli istisnalar dışında Osmanlı bürokrasisinde pek olamadılar. Taşra daha çok asker verdi, çiftçi oldu, İlmiye sınıfına kısmen girse bile, üst yönetici sınıflara çoğunlukla yükselemedi. Yönetenler; Balkanlar ve Kafkaslardaki Müslim ve gayri Müslim unsurlardan devşirilenler oldu.  .

O dönem kent-vilayet merkezleri İstanbul, Edirne, Bursa, Amasya, Diyarbakır, Erzurum ve Trabzon gibi şehirlerdi, taşra ise göçebe Yörüklerden ve diğer unsurlardan oluşmaktaydı. Taşrada yaşayan insanlar merkezde yer bulamazlardı. Örneğin başkent İstanbul’a Yörükler alınmazlardı. İstanbul’a girmek bir statü meselesiydi. İstanbul’da yaşayanlar gayri Müslimler ve Saray eşrafı idi, burada Yörüklerin istihdam edilmesi söz konusu değildi.

Yukarda belirtiğimiz üzere Türk Sağının bugününün anlaşılmasında, bu tabandaki göç olgusu ve merkeze yerleşerek birinci sınıf vatandaş olma gayesi önemli iki unsurdur. Demir yollarının, telgraf hatlarının, limanların, kara yolları ve hava limanlarının inşası bu anlamda Türk Sağ tabanının hafızasında önemli yer tutar. İlgili hikâyenin II. Abdülhamit dönemiyle başladığını ifade edebiliriz. Bu dönemde inşa edilen telgraf hatları, demiryolları taşranın merkeze olan talebini adeta yol olgusuyla karşılığını veriyordu. Yine benzer bir mantıkla halk nezdinde gavur padişah olarak tanımlanan II. Mahmut ve devamında Abdülmecit neden sevilmedi sorunun cevabı da önemlidir. II. Mahmut ve Abdülmecit dönemleri radikal batı reformları dönemleriydi. Bürokrasi merkezileştiriliyordu. Taşra feodalleri ve Müslüman halk bundan memnun değildi. Zira Tanzimat reformları, Müslümanları ve Gayri Müslimleri anayasal düzlemde eşit kılma gayesindeydi. Dönemin padişahlarından ziyade; Reşit, Fuat ve Ali Paşa gibi batıya dönük bürokratlar ön planda ve baskındılar. Bu paşalarında Müslüman halk tarafından sevildiği söylenemez. Mahmut başta Rüştiyeler olmak üzere bürokrasiye eleman yetiştiren pozitivist müfredatlı laik okullar kurdurmuştu. Kırım harbi ve Mısır savaşları toplumsal dokuda yaralar açmıştı. O dönemlerde Şeriat demek devlet, hukuk ve düzen demekti. Bu nedenle halk bir yönetimden memnun kalmadığı zaman “şeriat isteriz” diye sokağa çıkardı.

Abdülhamit tahta çıkarken hem Balkanlarda hem de Kafkasya’da 93 harbinin büyük yükünü taşıyordu. Bu yükün en önemli bileşeni göç olgusuydu. Türkler, Boşnaklar, Pomaklar, Çerkezler, Abhazlar gibi. Abdülhamit bu göçmenler ile ilgili siyaseti iyi yönetebildi. Abdülhamit geldiğinde imparatorluk toprakları son 30 yıl içinde %20 kayıp yaşamıştı. Kaybedilen toprakların kahır ekserisin Hristiyan ahaliden oluşuyordu. Kalan topraklardaki Müslüman ahali ve dünya konjonktürü göz önüne alındığında devletin Pan İslamist bir siyasete yönelmesi doğaldı. Bu Tanzimat reformları ile kafası karışmış Müslüman halkı memnun etti.

Abdülhamit döneminde Reşit ve Fuat paşalar gibi ön plana çıkabilen bürokratlar olmadı. Yetenekli olsalar da silik bürokratlarla çalıştı. Abdülhamit Harbiye müfredatına da eski Türk mitolojisinden parçalar koydurdu. Bir bakıma bu durum Türk ulusçuluğunun veya Türk-İslam sentezcilerinin başlangıç unsurlarından farz edilebilir. Diğer eğitim müfredatlarına tekrar Dini dersler ilave edildi. Galatasaray’a karşı Harbiye’ye de eleman geçirgenliği olan Aşiret mektepleri kuruldu. Darülfünunun kuruluşu başlatıldı. Bugünkü sağ seçmende var olan Abdülhamit sevgisinin Osmanlı’da taşra ile en çok ilgilenen kişinin Abdülhamit olmasının da rolü vardır. Onun döneminde gayri Müslim tüccarlar ile rekabet edebilecek bir Müslüman tüccar sınıfı oluşturulmaya çalışıldı, Kemal Karpat bu durumdan eserlerinde bahseder. Abdülhamit taşrada açtırdığı kız meslek ve sanayi nefise mektepleriyle yeni bir orta sınıf ve refah alanı yaratmaya çalıştı. Taşra kendisine değer verildiğini o dönem hissetti. Bu nedenle İttihat Terakki (İTC) Abdülhamit’i devirdiğinde kendisine karşı halkta bir antipati oluştu. Halk Abdülhamit’in devrilmesinden memnun değildi. Taşra kesimini temsil ettiğini söyleyebileceğimiz alaylı Avcı taburları vardı, o zaman ordu ikiye ayrılıyordu, birincisi Harbiye’den yetişen eğitimli subaylar; Mustafa Kemaller, Enverler… İkincisi ise orduda yetişen askerlikten gelme sonradan paşa olan çok ciddi bir alaylı grup mevcuttu. Abdülhamit eğitimin önünü açmasına rağmen özellikle yurtdışı görmüş bürokratların muhalefetinden hep rahatsız oldu. Bu nedenle orduda dışarıdan gelip sonradan yükselebilen alaylı subayların yanında oldu. 1908 devriminden sonra Alaylı grup şeriat isteriz diye isyan başlatınca Balkanlardaki eğitimli askerler, Harbiyeli grup, Harekât ordusu adı altında gelip kontrolü ele alıp isyanı çıkaran 150 kişi herkesin önünde astı. Abdülhamid tahtan indirilmişti.

İttihat Terakki yönetimde 1909’dan 1918’e kadar geçen süreçte Osmanlı Balkan savaşında hezimete uğramış, Edirne kaybetmiş, 1. Dünya savaşına mağlup safta girmiş ve yaşanan yenilgi sonrası Mondros mütarekesini imzalamıştı. Beş yıl boyunca Anadolu insanı askerde, bir kısmı Yemen’de, bir kısmı Filistin’de, bir kısmı Kafkaslarda ve gidenlerin büyük bir kısmının dönmediği bir süreç yaşandı. Bu nedenle İttihat Terakki, toplum için açlık, sefalet ve savaş anlamına geliyordu. Sağ seçmen İttihat Terakki’nin devamı olarak bugünkü CHP’yi gördüğünden bu partiye de aynı olumsuz tavır beslediğini söyleyebiliriz.

İTC ve Taşranın ilişkisi bugünü anlamada önemlidir. İTC iktidara geldiğinde bir söylem değişikliği yaptı, o güne kadar Osmanlı’da asli unsur olmanın koşulu Müslüman olmaktı. Öncesinde Tanzimat ile aslı unsur olmada Müslümanlığın etkisi azaltılmıştı. İTC bunu yeni bir aşamaya taşıyıp yeni bir Türklük tanımı ile sentezledi. Bu o zamanki ve şimdiki devlet ideolojisini oluşturdu.

 

Cumhuriyet Döneminde

 

Mustafa Kemal ile başlayan Kurtuluş mücadelesi ve kongrelerde Taşra ciddi bir rol oynuyor ve temsille özgüven kazanıyordu. O dönem kendi çağının ötesinde bir anayasa (1921) yapılıyordu. Savaş kazanıldıktan sonra İstasyon Komisyonu diye İTC’nin önemli isimlerinden Ziya Gökalp, Ahmet Ağaoğlu, Yusuf Akçura gibi düşünürler o komisyonda Mustafa Kemal’i merkeziyetçi-otoriter bir yapıya ikna edince, bununla uyumlu bir meclis için var olan meclis feshediliyordu. Yapılan seçimlerde Çevre tasfiye ediliyor. İTC’nin oluşturduğu bu ekip 1960’a kadar yönetimde etkili oluyordu. O dönemde Cumhuriyet devrimleri, devrim kanunları, şapka giymiyorlar diye Rize’nin topa tutulması gibi süreçler yaşanıyordu.  Arkasından gelen Kur’an kurslarının kapatılması, harf devrimi gibi gelişmeler ile Taşra merkezden iyice uzaklaşmış oluyordu. Devrimler toplumu dönüştürmekten ziyade tepkiye yol açıyordu. Bu aynı zamanda mahallede regresyon-zaman çökmesi veya Osmanlı ihtişamına duyulan özlemi canlandırıyordu. Yinelemek gerekirse o günkü çevre bugünkü mahallenin toplumsal zeminini oluşturuyordu. İTC’nin geleneğinin oluşturduğu aristokrat kesimin ise bugünkü seküler Türk solu ve CHP’yi oluşturduğunu görebilmekteyiz.

Atatürk örneğinde ise Atatürk devleti dış güçlerden koruyan ve düzeni sağlayan kurtarıcı rolündedir. Bu bakımdan Taşra öfkesini Atatürk ve ordu yerine İnönü ve CHP’ye yöneltti diyebiliriz. Mahalle devletten korktu ve benimsedi.

Bu kesimin merkeze gelmesi ve burada istihdamı, daha sonra Cumhuriyet zamanında olan göç politikaları ile gerçekleşti. Çevre Anadolu ancak 1950 demokratik devrimi ile merkezde kendilerine yer bulmaya başladılar. İlk olarak Demokrat Parti (DP) döneminde kasabalara ve şehirlere akış başladı. Daha sonra Adalet Partisi ile bu süreç şehirlerde tamamlandı. Özal döneminde ise bu kesim ticaretle yurtdışına açıldı, ticari ilişkiler kuruldu. 28 Şubat’ta merkezdeki güçler bu kesimin merkeze yerleşmesini ideolojik sebep göstererek frenlenmeye çalıştı, ancak Ak Parti dönemi ile bu grup merkeze yerleşti ve zamanla buradaki rant alanları el değiştirmeye başladı. Sağ seçmenin merkeze yerleşmesi ile kent merkezleri de dönüşmeye başladı. Hem şehir hem de köy-kasaba kültüründen oluşan melez bir kültür ortaya çıktı. Sonuç olarak siyaset vasıtası ile yeni bir birinci sınıf vatandaş tipolojisi ortaya çıktı.

 

Sonuç

 

Bu tarihsel analiz ışığında, Sağ seçmen için önemli olan; askeri vesayet, tüp kuyrukları, PKK terörü, başörtüsü ve ikna odaları, 28 Şubat süreci ve 15 Temmuz gibi temaları anlamamız kolaylaşacaktır. Askeri vesayete duyulan öfkenin altında İTC’nin Abdülhamid’i devirmesi, sonrasında Menderes’in ordu tarafından devrilmesi ve akabinde idamı, 1971 Muhtırası ve 28 Şubat süreci ve askeri yönetimde başörtülülere uygulanan muamele yatmaktadır. Tüp kuyruklarına yapılan atıfların nedeni CHP’nin İTC’den bu yana gelen aristokrat kadrosu, ekonomik refah yaratma ve idari anlamdaki beceriksizliği anlaşılmaktadır. Toplumsal hafızada yer edinen İnönü antipatisinin bir diğer sebebi de İkinci dünya savaşı dönemindeki zor şartlar ve o dönemde CHP yönetiminde uygulanan karne uygulamasıdır. PKK terörü ile ilgili olarak Türk sağının, PKK’yı Sevr ve ülkenin bölünmesi ile özdeştirdiğini de vurgulamak gerekir. Ayrıca HDP’ye duyulan nefretin ana unsurunun bu yapının kuruluşunda Türk Solunun etkisi ve özdeşimi dikkat çekicidir.

Türk sağı ile ilgili temel sorulardan biri, önceleri merkezi tercih eden, demokratik ve ılımlı eğilimleri olan AP ve ANAP Türk sağı seçmeni neden artık Cumhur ittifakı gibi radikal milliyetçi ve İslamcı beka söylemine ilgi gösterdiğidir. Bu soruların cevabını öncelikle muhafazakâr mahallenin tarihte devlet ile olan güven ilişkisinin sorgulamaya başlayarak aramamız gerekecektir. Devlet ile Türkçülük ve İslamcılığın arası, Sovyetler Birliğinin dağılma sürecine kadar hiç iyi olmadı. O dönemler Osmanlıyı övmek bile statükoyu rahatsız eden bir durumdu. Türkçülük ve İslamcılıkla bezenmiş eski Osmanlı nostaljisi resmi bir güvenlik sorunuydu. Cemaatleri, tarikatları ve Şeyhleri ile Muhafazakâr mahalle devletten ürkerdi. Gerek Erbakan ve Türkeş’e gerekse de 68 kuşağının heyecanlı Sağcı gençlerine çoğunluk taban pek destek vermezdi. Bugün ise artık Osmanlı nostaljisi devletin merkezini rahatsız etmemekte, yer yer bu nostalji desteklenmektedir. Mahalle artık Ak parti ile din ve milleti, devlet ile bir kabul etmiş ve ikna olmuş gözükmektedir.

1950’den itibaren DP, AP, ANAP ve AKP gibi Sağ partiler devamlı taşradan şehirlere göçü teşvik ettiler. Bunda hazine arazisi paylaşımı ve merkezdeki rant alanlarına dayalı siyasi politikaların rolü büyüktür. 1990’lı yılların sonunda artık karşımızda kent kültürü değil kasaba kentler ve taşra kültürü dinamizmi yer alıyordu. Bir bakıma eğitimli-görgülü orta sınıf yerini, dinamik ama görgü sorunlu kasaba göçerlerinde oluşmuş yeni bir sosyolojiye bırakıyordu. Bu yeni merkez popülist politikacıların işini kolaylaştırıyordu. Bu taşra merkezinin “sivil dininin”[1] “popüler yeni Osmanlıcılık veya Türk-İslam sentezi” olduğunu söyleyebiliriz.

İfade ettiğimiz gibi Türk Sağ seçmen tabanının anlaşılmasında göç, I. Sınıf vatandaşlık, devlet füzyonu, regresyon-zaman çökmesi ve çevre gibi kavramların açıklayıcı rollerinin olduğunu görmek gerekir.

Bugünkü Sağ seçmenin desteğini sadece aidiyet ve ekonomik çıkarlar ile anlayamayız. Bunun için kitlelerin geçmiş tarihsel travmalarını, liderleri ile kurdukları füzyonu ve duygusal bağın da nedenlerini anlamak gereklidir.

 

[1] Bellah’ın tanımı

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir