Erdoğan Diyarbakır

Çiçeği burnunda yeni Başbakanımız, Sayın Erdoğan’ın da manevi ve siyasi himayeleri ile başlangıç perspektifini Diyarbakır’dan koydu. Tabi ki öncelik, Sayın Cumhurbaşkanı’nın siyasi mesajlarınındı.

Kürt sorununa ilişkin Sivas’ın ötesi diye tabir edilen bölgeye geçebilen tek merkez partisi bilindiği gibi AK parti. Aynı zamanda Diyarbakır’da tek miting yapabilen parti de. Bu bir bakıma AK parti dışında ki merkez partilerin ilgili sorun hakkında ki söylemlerinin tutarlılığı hakkında ciddi bir soru işareti. Ancak AK partinin de, 2002 den itibaren kayıp ettiği oyların ne anlama geldiği de ayrı bir soru işareti. Bu konuya hizmet açısından bakıldığında, Cumhuriyet tarihinin görülmemiş yatırımları söz konusu. O zaman geriye parti tabanının temsili ve bölgede politikleşen yapı karşısında yetersiz siyaset üretme sorunu kalıyor. Tabi bu başka bir yazının konusu.

Bundan kısa bir süre önce müstafi Başbakanımız Diyarbakır’a gelmiş ve devlet politikalarına ilişkin mesajı, çatışmaların yaşandığı Sur’da, Cami ve bedestende vermeyi tercih etmişti. Sayın Cumhurbaşkanı da önceki mitingini İstasyon meydanında yapmıştı. Bu sefer güvenlik veya yoğun organizasyon gerekçesiyle miting alanı olarak, Vilayet önü tercih edilmiş.

Benzer değişimin özellikle Sayın Davutoğlu ve Yıldırımın da söylemlerine yansıdığı gözüküyor. Sayın Davutoğlu PKK’nın yıkıcı politikalarının onarılması hususunda öncelikle siyasi ve kültürel argümanlarını, çatışma alanından veriyordu. Sayın Yıldırım ise PKK’nın irrasyonel siyasi diline karşı, mevcut ve planlı hizmet-yatırım politikalarını Vilayetten vurguluyor. Mevcut bitirilen hava limanı, Erbil seferleri, bölünmüş yollar ve her şeyden önemlisi Silvan barajı. Zira Mezopotamya başlangıcının verimli ovasında su çok derinlerde Silvan barajı bu bakımdan hayati bir ehemmiyete sahip.

Çözüm dönemi haricinde ki devlet mitinglerinde genelde KCK, bölge esnafını kepenk kapatmaya ve sivil itaatsizliğe çağırırdı. Bu sefer böyle bir çağrının olmadığı söyleniyor. Ayrıca miting alanına katılımda da bir engelle karşılaşılmamış. Bunun böyle olmasını, artık örgüte, tepkisini korkmadan koyabilen esnaftan çekindiği yorumuna bağlayanlar çoğunlukta. Ancak oraya gerek Tayyip bey sevgisiyle gidenler, gerekse devletin caydırıcılık sonrası onarım politikalarından beklentileri olanlar, duymak istediklerini tam duyamadıklarını ifade ediyorlar.

Bilindiği gibi yaklaşık 500 bin kişi operasyonlar esnasında yerlerini terk etmek zorunda kaldı. Devlet imkanları ile, bu insanların ancak bir kısmına yetebildi. Kandil’in hendek ve Kürt gençlerini garantili ölüme gönderme siyaseti, bölge ortalamasında öfkeyi yükseltiyor. Ancak devlet burada, bu öfkenin yarın kendi aleyhine kullanılabileceği ihtimalini gözden kaçırmamalı.

Ortalama bölge insanının öncelikle tercihleri, huzur, can ve mal güvenliği. Siyasi tercih ikinci plana düşmüş. Bu saatten sonra, bu sıralamayı değiştirebilecek hatalardan kaçınmak gerekiyor.

Mevcut devlet politikaları, Kürt halkının demokratik bireysel haklarına saygı gösterdiği inancında. Bu 90’lı yıllarla mukayese edilerek hatırlatılıyor. Ancak silahlı mücadele, KCK hareketinin ayrılmaz bir parçası olmaya devam ettiği takdirde, başta PKK ve HDP’nin marjinalleştirilmesinin kaçınılmaz olduğu kararlılığı vurgulanıyor. Bu marjinalleştirmenin hangi oranda sağlanabileceğini bize sahanın gerçekliği ve zaman gösterecek.

Öyle gözüküyor ki dokunulmazlık kaldırılmasından sonraki aşama HDP’li belediyelerle ilgili olacak. Örgütün gelir kaynaklarıyla Belediyeler arasında dolaylı da olsa ilişkiler varsa, hukuki ve idari yaptırımlar uygulanacak. Sayın Yıldırım’ın ifadelerine bu yansıdı.

PKK ülkemizde gerilerken, Kuzey Suriye’de ki gelişmeler ve Süleymaniye’de ki ittifaklar üzerinden güneyde güçleniyor. Bilindiği gibi Demokratik Suriye güçleri çatısında ABD, PYD’nin Sünni Araplar ve Türkmenleri koordine etmesini istiyor. Bu yeni Suriye tasarımında kalıcı olabilir. Bu aynı zamanda PKK’nın Türkiye içinde ki politikalarını gözden geçirmesi sonucunu da doğurabilir. Direndiği bazı ilçelerden ilgili yapılarını şimdilik çekmesi gibi. Bu gelişmeler, önümüze daha farklı boyutta bir çatışma veya görüşme süreçlerini taşıyabilir.

İlgili Kürt siyaseti, PKK’nın tüm silahlı unsurlarını ön koşulsuz ülke dışına çekmesi fikrini gündemine almalıdır. Bu karar operasyonları kararlılıkla yürüten devlet karar vericilerine silahsız bir çözüm alanı açacağı gibi, ilgili Kürt siyasetinin de demokratik çıkarlarını gözetecektir. Bölge halkı da politik tercihlerine bakılmaksızın bu kararı özlemle beklemekte.

Zaten Sayın Erdoğan da son konuşmasında normalleşme şartı için silahlı mücadelenin geri dönüşsüz bir şekilde bırakılmasının ip uçlarını verdi. Bence bu ölümlerin sonlanması ve çözüm için hala bir gösterge.

 

 

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

This Post Has One Comment

  1. Esther

    That’s a smart answer to a tricky qusoiten

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir