Kemal Kilicdaroglu Fatma Bostan Ak Partililer JpgGDZYumcf

Geçenlerde tanınmış bir dergi, birer ay arayla ikinci defa benden CHP hakkında görüş istedi. Zannediyorum başlığı önceden belirlemişlerdi. Israrla sordukları iki soru bu başlığın altını doldurmaya yönelikti.

Üzerinde durulan iki soru, bu yürüyüşün dış teşvikle motive edilip, edilmediği ve hedefin yeni bir “Gezi” provokasyonunu tetiklemek olup olmadığı üzerineydi.

İki soruya da cevabım basitti.

Öncelikle, Ak Partililerin de katıldıkları “Adalet” yaramızın varlığının vurgulanması. İkinci olarak da Gezi ve Kobani gibi Toplumsal olayların plansız, hatta sol ve PKK kurgusundan bağımsız belirlenemeyen sosyal patlamalar olmalarıydı. Ki sonradan Türkiye’de belirli çevreler çok yeni Geziler ve PKK’da yeni Kobani olayları tetiklemek istemişler, ancak başarılı olamamışlardı.

Kemal Bey, gerek artan mahalle baskısı ve gerek de artan toplumsal talep üzerine bir şeyler yapmak zorundaydı. Berberoğlu tutuklaması bu talep baskısının, bardağı taşıran son damlası olmuştu

Adalet yürüyüşünün başlayabilmesi için bir CHP milletvekilinin mi tutuklanması gerekirdi veya milletvekili tutuklamalarının önünü açan kendileri değil miydi, bunlar ayrı sorular.

Kemal Bey ve arkadaşları her yol metaforunda olduğu gibi, hele bir yola düşelim sonu gelir niyetiyle bu işe koyuldular. Bu yürüyüşün Adalet konusunda vicdani duyarlılıkları uyandırıp toplumsal demokratik bir baskıyı tetiklemesi, tamamen yürüyüşün içerik ve görsel olarak taşıdığı anlam ve oluşturacağı güvene bağlı bir şey.

Hükümetin de özellikle Binali Bey’in mizah dolu yatıştırıcı üslubuyla, her türlü güvenlik ve lojistik desteği vermesi, demokratik takdire yönelik ayrı bir husus.

Gerek Ak Partiyi destekleyen ve gerekse muhalif duran medyanın yürüyüşün başarılı olması durumunda duyulan kaygı veya zafer duygusunun ötesinde, gözden kaçırılan bir gerçek var. O da yürüyüş başarılı olsa bile bu hamlenin CHP’nin bugünkü (yeni) Türkiye ile arasındaki var oluşsal sorunlarını çözemeyeceği gerçeğidir.

Aslında Kemal Bey ve yakın çevresi, CHP ve bugünkü Türkiye arasındaki rabıtanın gerçekleşmesi için azami dikkatle azımsanmayacak taktik hamleler yaptılar. Göründüğü kadarıyla kendileri de CHP’nin değişiminin başarılı olmasının gerek şartının öncelikle kendi tabanının iknasından geçtiğini ve bununda zor olduğunu görmekteler. İlaveten ‘başarısız’ değişim projelerinin mevcut tabanı ve imkanları da zayıflatacağı kaygısını taşımaktalar.

CHP Cumhuriyetin kurucu liberal olmayan kanadının partisi. Tüm kurguları soğuk savaş döneminin bitişine kadar, kurucu ideoloji ve kadrolar üzerine tasarlanmış. Demokratik hayata geçişimizden bu yana tek başlarına iktidara gelebildiklerini de göremiyoruz. Devlet refleksini taşıdıklarını, II. Dünya harbindeki soğuk kanlı tutumları , demokrasiye geçiş ve 1961 Anayasa yapımı dönemlerinden şahit olundu.

Soğuk savaş yıllarında devlet bürokrasisi ve ticaret elitleri belirliydi. Bunlar 60’lı yılların kentli sınıflarıydı. CHP bunların liberal olmayan kanatlarının, AP ise diğerleri ve taşranın temsilcileriydiler.

Özal reformlarından sonra Türkiye’de Taşra önce Kente sonra dünyaya açıldı. Kendi anladığı değerleri taşındığı yerlerde arabeskte olsa tanımlamaya çalıştı. Merkez Sağ tanımı AP’den AK Partiye tabana bağlı olarak kaydı ve değişti. CHP ise değişmedi.

AK parti tabanını dindar olarak tanımlamak da yanlış olabilir. MAK’ın yaptığı son araştırmada toplumda 5 vakit camiye gidenler ve benzer kriterler, hızla azalmaktadır. Siyasette muhafazakarlık tanımları ve popülizm ilişkileri hep mutasyona uğradı.

CHP bu hızlı değişim içinde ancak değişmeyen, dinamizmini kaybeden tabanının ve duyarlılıklarının temsilcisi olabildi. Toplumsal dokusu hızla evrilen bugünkü Türkiye karşısında CHP kendi değerleriyle kendisini tekrar konumlandırmak durumundadır.

CHP’nin en zorlandığı konu merkeze yerleşen muhafazakar taşranın hizmet ve dindar yaşam tarzının kamudaki talebine güven verici bir karşılık üretememesidir.

CHP’nin adı ve ilgili geçmişi bu kitle için her zaman mesafeli durmayı gerektiriyor. Bu handikapları aşacak, Türkiye’nin liberal, hizmet ve kurumları onarıcı öncelikli demokratik bir ana muhalefet partisine ihtiyacı vardır. Bunun CHP olup olmayacağı da CHP’lilerin verecekleri karara bağlı olacak gibi gözükmektedir.

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir