Devlet Ve PKK

Son üç nevruzu karşılarken ülkemizin çözüm ve barış umudu bahar coşkusuyla adeta yenileniyordu. Bu nevruz ise kaygı ve endişelerimizle bahar coşkumuzu adeta frenlemekte. 30 yıllık devlet ve PKK ilişkisi dinamiğine bakıldığında çözüm beklentilerinin bu kadar yükseldiği, her türlü gelişmeye rağmen halen sürebildiği en dalgalı dönemi yaşamaktayız.

Çözüm süreci on yıllardır akut çatışma yaşayan bölge halkı için gelecek umudu ve kavuşulan huzur anlamını taşıyordu. Bu bölge refahını ve ticaretini direk etkiliyordu. Bu süreçte PKK’nın dolaylı olarak bölgeyi yönetmesi veya cephane yığması, halkın bir kısmı için; çözüm sürecinin sonlandırılmasını gerektirecek bir neden teşkil etmiyordu. Bunu, devlet zamanında veya sonrasında siyasetle çözebilmeliydi. Halk için aynı şekilde, PKK çatışmayı mahallelere taşımakla düşüncesizlik ve egoistlik yapmıştı. Zaten ilgili halkın kesimleri üzerlerine düşenleri yapıyor dağa gençlerini veriyorlardı. Halk HDP’yi beceriksiz kalmakla , kendilerini devlet ve PKK arasından kalmaktan kurtaracak gerekli politikayı üretememekle suçlamakta.

PKK kadroları ise açılım ve çözüm sürecine kadar bezginleşmişlerdi, özellikle Anadolu çocuklarından oluşan alt ve orta kademelerden birçok elemanı onurlu bir siyasi tahliye ve entegrasyonla ailelerine kavuşmayı umuyorlardı. Ama maalesef bu siyasi çözüm modelinin, üretilmesi gerçekleşemedi. PKK; HES’ler, kalekollar ve otoyollar gibi faaliyetleri gerekçe göstererek savaş senaryolarına odaklandı. Çözüm sürecinde devletin eylemsizliğini bölgede KCK alternatif devlet örgütlenmesi için kullandı. Özellikle alternatif mahkemeler ve vergi toplamalar egemen bir devlet için kabul edilemez şeylerdi. Çözüm süreci, adeta silahsız 33 erin şehit edilmesi ve Silvan karşılaşması gibi bir Ceylanpınar provokasyonuyla karşılıklı suçlamalarla bilindiği şekilde sonlandı. Aslında siyasi bir perspektif içermeyen bu sürecin iki taraf açısından da yürütülmesinin bir yük olduğu da gerçekti. Örgüt Kobani’de İŞİD’den kent savaşlarını öğrenmişti. Bölge ve dış dünyaya yönetmek istediği alanda egemenlik savaşı verdiğinin mesajını veriyordu. PKK burada, çatışmayı kayıp edeceğini veya alanı bırakacağını elbette biliyordu. Ancak öncelikle nasıl direndiğini ve niçin direndiğini gösterip ileriki yıllar için dinamik tabana yönelik yatırım yapıyordu. Muhtemeldir ki PKK baharda kendi bölgesi ve dış dünyaya yönelik kayıp etmediğini ispatlamak için gücünü göstermeyi planlamakta. Özellikle teröre bulaşma kapasitesi olan marjinal Türk solunu iştahlandıracak alanlar ( MLKP ) açmaya çalışmaktadır. Kobani de bu denendi. Hedef bu tecrübeyi Batıda ki terör eylemlerine taşıyabilmektir. Yaşanan kent savaşlarından öğrenen bir organizasyon olarak dersini çıkartacaktır. Örgüt için insan kaynağı kaybının ön planda tutulmadığını da anlamamız gerekiyor. Haziran ayına doğru baharın sonunda ve saklanma koşullarının kolaylaştığı dönemlerde yazın ilçe işgali, kışında kent savaşı taktiğine dönebilirler. Bu şekilde güvenlik güçlerinin belirli alanlara yoğunlaşmasını engellemek isteyeceklerdir. Rojava’yı da stratejik bir destek alanı olarak görmekteler. Her şey masada bir eşik atlayarak pazarlığa avantajlı başlayabilmek adına gelişmekte.

HDP bu aşamada Kandili , planladığı bahar savaşından vazgeçirmeye çalışmalıdır. Devletin ortaya koyamadığı silahsız demokratik siyaset perspektifini ortaya koyarak, İmralı’nın devreye girmesi ve Rojava ile diyalog için hükümeti ikna edebilmelidir. Belki bu sayede HDP tekrar siyasi öznel bir aktör kimliğine kavuşabilecektir.

Devlet bölgede çözüm sürecinde istemeden devrettiği egemenlik alanını, operasyonların gerçekleştiği bölgelerde tekrar ele geçirmiş gözükmekte. Bu uzun yıllardır belki de ilk defa başarılabildi. Operasyon alanlarında PKK sivil alanı artık eskisi gibi denetleyememektedir. Bu durumun kalıcılığını önümüzdeki aylar gösterecektir. İlçelerde genelde halka saygı gösterilirken maalesef çatışma alanlarındaki sivil kayıpları üzücü oldu. Ayrıca adeta PKK’nın Z kuşağı gibi Özel birimlerin kontrol edilemeyen yerel unsurlarının onurları incitici üzücü davranışları da hafızalarda yer etti.

Şu anda gözüken o ki, bölge halkının genç kesimi daha da radikalleşmiştir, orta yaş ve üstü ise örgüte soğumuştur ancak devletten de beklentileri yükselmiştir. Bölgede genç nüfusun % 75’i teşkil ettiğini ve PKK’nın ilgi alanı ile çakıştığını tekrar hatırlayalım.

Hükümet için PKK’yı Kürt’ün vicdanında hapis edebilmek veya dağa çıkma gerekçelerini ortadan kaldırabilecek önemli bir fırsat mevcuttur. Bu fırsat merhum Erbakan’ın ifade ettiği pansuman önlemleri ile değil, kapsayıcı bir siyasi perspektifi içeren yol haritası ile mümkün olabilecektir. Aksi takdirde radikalleşen genç kuşak yanında PKK ve HDP yılgını kitleler bizleri daha zorlu yarınlara taşıyabileceklerdir.

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

This Post Has One Comment

  1. Ladainian

    Cheers pal. I do apacirepte the writing.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir