IMG 3775

Tam 13 yıl sonra tekrar ABD’ye gitmek nasip oldu. Yıllar önce bu ülkenin tarihini ve hegemonya kılan özelliklerini anlamak istemiştim. Üniversiteleri, düşünce kuruluşları ve sosyal hayatı ilgi alanımdaydı. Bu seferde gidişime Dicle Toplumsal Araştırma Merkezi ( DİTAM ) vesile oldu. DİTAM bağımsız ve liberal eğilimli bir Diyarbakır düşünce kuruluşu. NDI ( National Democratic Insititute ) koordinesiyle Washington DC de ziyaretler düzenlemiş. Yerel bakış açısı ve bölgesel sorunlar hakkında çalışmalarını tanıtıyor ve iddialı olmak istiyor. Ben de kendilerine farklı bir göz ve misafirleri olarak katıldım.

Eski deneyimim üzerine bu sefer kafamdaki ABD imajı daha da oturdu. NY hava limanına indiğinizde ve W DC’den gittiğinizde sistemin tıkırında işlediğini gözlemleyebiliyorsunuz. Amerikalılar; bizim hilafımıza, tam bir görünmeyen, ancak hissedilebilen disiplin, kural ve sistem toplumu.

Bu ülkede niteliğinin kaybolmasına bakılmaksızın her şey, sadeleştirilmiş ve anlaşılır hale getirilmiş. Amerikan fikirlerini, giyeceklerini ve yiyeceklerini de böyle değerlendirebilirsiniz.

Beyaz saray ve yönetim merkezi adeta bir çayırın ortasında. Kazlar özgürce gezebiliyor. Görünmeyen ama kaçağı olmayan bir güvenlik sistemini her yer de hissedebiliyorsunuz. 11 Eylüle baktığınızda Amerikan sistemi açısından ne kadar derinlikli bir anlam ifade ettiğinin bu kapsamda anlayabilirsiniz. Ayrıca 11 Eylül’ü komplo teorilerini ciddiye alsaydım kesin Amerika’nın Uzaylı rakipleri tarafından yapıldı diyebilirdim. Mevcut sistemde öncelikle güven esas. Kurumlarına ve değerlerine Trumpt gelse bile güveniyorlar.

Amerikan sadeliği ve işlevselliği Amerikan dış politikasında Amerikan yüzeyselliğine dönüşüyor. Başkentlerinde birçok Think Tank olmasına karşın teorik ve sosyal bir analizle karşılaşamıyorsunuz. Yani merhum Hocaoğlu’nun tabiri ile “Ontolojik ve Aksiyolojik “ analizler yapmıyorlar. Türkiye hakkında çalışan düşünce kuruluşlarında birkaç Türk öğrenci ve Türk asıllı dışında Türkçe bilen kimseye rastlamadım.

Davranışlarında ki pragmatizm basit bir çıkarcılığa dönüşüveriyor. Değerlerini devre dışı bırakıveriyor. Ancak sürdürülebilir küresel etkinliklerini de hatalarından ders almalarına bağlıyorlar. Mimari ve şehircilik dahil, hayatlarında yeniden inşa yok. Hep renovasyon veya restorasyon var.

Amerika artık, değer/ demokrasi ihracı ve ısrarından vaz geçmiş. Üç veya altı aylık hesaplar muvahacesinde ilişkilerini değerlendiriyor. Ortadoğu veya Dünyaya hep böyle bakıyor.

Amerikan karar alma sistemi ; düşünce kuruluşları, Dışişleri, Savunma bakanlığı ve Beyaz Saray arasında gelişiyor. Ancak son zamanlarda özellikle bu kurumlar arasında koordinasyonsuzluklar da yaşanabiliyor.

Demokrasi kendi sistemlerinin olmazsa olmazı. Bu kadar farklılığı veya sürdürülebilir bir refah zincirini bir arada yönetemeyeceklerine demokrasi ile karar vermişler. Müslümanlara ve her türlü ibadet özgürlüklerine zaman mekan fark etmeden tartışmasız imkanlar sağlıyorlar.

Yıllar önce geldiğimde çoğu insan ülkemizin yerini bile bilmiyorlardı. Şimdi ise Türkiye’yi ilginç bir şekilde takip ediyorlar. Hatta sıradan bir yaşlı taksi şöförü bana Tayyip beyin adını vererek sizin Cumhurbaşkanınız ne zaman Başkan olacak diye soruverdi. Şaşırdım doğrusu.

Sayın Demirtaş burayı ziyaretinde çözüm sürecinin önemini, tüm argümanları Suriye üzerinden açıklayarak ancak ilgi çekebilmiş. Şu an burada bir şeyin önemini anlatmak istiyorsanız kesin İŞİD’le mücadele ve Suriye’ye bağlamanız gerekiyor. ABD düşünce kuruluşları ve karar vericileri PKK’nın son dönem uyguladığı ve sivillere de hedef alan eylemlerinden rahatsız. TAK veya benzeri yan örgütlerin, Kandilin genel siyasetinden bağımsız olmadıklarını biliyorlar. PKK yüzünden Ortadoğu da Kürtlerin lehine istedikleri politikaları uygulayamadıklarını hissettiriyorlar. Bazı gazeteciler de Öcalan’nın liderlik boşluğunu Bayık ve ekibinin dolduramayacağını hatırlatıyorlar. Hatta PKK bu eylemlere devam ederse Rojava da ki oluşumun tehlikeye girmesinin kaçınılmaz olduğunu da ifade eden analistleri de dinledim.

Gördüğüm kadarı ile PKK’nın vaz geçemediği şiddetten bizzat HDP’yi destekleyen Kürt diasporası da bizar olmuş durumda. Diaspora ve bazı Amerikalı analistler acil HDP’nin özne olmasını arzu ediyorlar. Ama bunun imkansıza yakın bir husus olduğunu da biliyorlar. Diaspora da Ülkemizde üniversitelerde okurken yargı ile problemi olan eğitimli değerli gençler gördüm. Amerika da saygın üniversitelerde ve finans kuruluşlarında çalışıyorlar. Ülkelerine dönmek istiyorlar. Radikal de değiller. Eğer bunlar ABD de olmasalardı muhtemelen bizde dağda olurlardı. Bu da maalesef bizim farkımız. Gerçi son yıllarda sürgündeki önemli bazı Kürt aydınları dönebildi. Ancak bunun yeterli olmadığını söyleyebiliriz. Diasporanın diğer insanlarına da, merhum Özal’ın yaklaşımı gibi yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum.

PYD’nin vazgeçilmezliğinin, İŞİD ve Rusya rekabeti gibi iki önemli vaz geçilmez sebebi var. Güvenlik kuvvetlerimizin PKK ile savaşı bu doğrultuda Amerikan politikalarını anlamsız kılmakta. Bu arada ABD dış politikasında İran artık önemli bir olumlu aktör olmuş durumda. Bu konuyu İsrail ve Arap ülkelerine artık hissettiriyorlar. İlişkilerini düzelttikleri İran üzerinden de PKK’ya baskı da gündemlerinde. İran ve Irak ilişkilerinin ABD üzerinden yeniden tanımlanması ve Goran-KYB işbirliği Barzani’yi oldukça rahatsız ettiği anlaşılıyor.

Halkın Sayın Erdoğan’a teveccühüne saygı duyuyorlar bunu tartışmıyorlar. Erdoğan’nın başkanlığı sonrası senaryoları tartışmak istiyorlar. Türkiye ye ilişkin Çözüm süreci, Üçüncü göz ve PYD gibi hususlarda Sayın Erdoğan’nın nasıl tutarlı argümanlarla ikna edilebileceğini tartışıyorlar. Buralarda bu saatten sonra artık Kürt sorununun Türkiye tarafından çözülmesinin mümkün olamayacağını ve olaya üçüncü bir tarafın katılması görüşü de yaygınlaşmakta.

TSK ile Irak müdahalesi ile kopan ABD Genel kurmayının ilişkisi Temmuz İncirlik anlaşması ile bire bir tekrar başlamış durumda. Bu da terörle mücadele ve PYD gibi süreçlerde Amerikalıların TSK’yı ortak argümanları üzerinden iknaya çalışmak isteyeceklerinin bir diğer göstergesi.

Görüştüğümüz kurum ve kişilere şahsi görüşlerimi de ifade ettim. Öncelikle Türkiye’yi yeniden çözüm sürecine ikna etmenin kayıtsız ön koşulunun PKK’nın silahlı yapısını acil Türkiye’nin dışına çekmesi olduğunu belirttim. Dışarıdan bir 3. gözün ülke kamuoyu tarafından benimsenmeyeceğini ancak içeride oluşacak yapıya dışarıdan danışmanlar ilavesinin uygun olabileceğini söyledim. Rojava’nın öncelikle PKK’nın Türkiye’de ki saldırılarında lojistik ve milis desteği merkezi olma özelliğinden çıkartılması gerektiğini hatırlattım. Bunun da ancak buranın tüm tarafların katkı sağlayabileceği demokratik bir model olmasıyla sağlanabileceğini ilave ettim. AK parti ile başlayan ve Arap baharı ile bitirilen İslam toplulukları ve demokrasi ilişkisindeki kaygılarımı paylaştım. Bu anlama çabalarına son verilmesinin radikalizmi daha da tetikleyeceğini hatırlattım. İslam dünyasının katılımcı demokrasi, dini özgürlüklerin ve eğitimin gelişimi, refah ve istikrar arasında ki doğru ilişkiyi anlamasının önemini vurguladım. Bu arada Anadolu da tarihsel yaşanan ve toleransın hakim olduğu din anlayışının bir model olabileceğini de ilave ettim.

 

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir