Abd Selefi

Son Atatürk Havalimanı saldırısı ile İŞİD tehdidi Türk kamuoyu tarafından artık ciddiye alınmış gözüküyor. Bundan önce İŞİD’i kamuoyu, konsolosluk baskını, Diyarbakır, Ankara ve diğer terör eylemlerinden yeteri kadar tanımıştı. İşin tuhafı Metropol araştırma şirketinin yaptığı araştırmaya göre Türkiye kamuoyu hala diğer terör yapılarına göre İŞİD’e biraz daha toleranslı bakmakta.

Türkiye aslında neoselefi teröre daha 2003’te muhatap olmuştu. HSBC ve Konsolosluk baskınları dünya çapında ve El Kaide’ye mal edilen saldırılardı. O zamanda işin niteliğinden ziyade güvenliği tartışılmıştı.

Gerek El Kaide ve gerekse İŞİD, Rand gibi resmi düşünce kuruluşları veya Holy wood Filim endüstrisi tarafından radikal selefizim olarak gündeme getirilmişti. ABD dahil kimse Afganistan, Irak veya Suriye müdahalelerinin bu tür sonuçlarını öngöremiyordu.

11 Eylül saldırıları ABD’nin “Önleyici savaş” doktrini adı altında Afganistan’a müdahalesine sebep oldu. Bir önceki yazılarımda (http://faraszade.com/abdnin-yeni-hacli-seferi-mi/ ) belirttiğim gibi İslam dünyasıyla ilişkilerinde doktrin değişikliklerine gitti. Şu sıralarda da ekonomi ve lojistik ağırlıklı yaptırımları öne çıkarmakta.

Bilindiği gibi Obama gerek iç politik dengelerine, gerekse ABD ekonomisine çıkış aramak adına, askeri harcamalar ve müdahaleleri sınırlamayı tercih etti. Bu “Vekalet savaşları” uygulamalarına sebep oldu. Yani bu savaşları vekaleten yürütebilecek gruplar ve devletler belirlendi. Bunlara lojistik destek ve eğitim verilmeye çalışıldı. Bu sayede insan ve para kaynağından tasarruf edildi. İç kamuoyu desteği alındı.

İŞİD’in yerel ve küresel boyutu, El Kaide’nin ideolojik küresel mutasyonu vekalet savaşları konseptinin yeterli olmadığını açığa çıkardı. ABD kısa vadeli pragmatizmi ile bu mücadele konseptine yeni çözümleri öngördüğü anlaşılıyor.

İŞİD her ne kadar bir kara parçasında egemen olsa da, savaşçıları ve lojistik desteği uluslararası. Genç insan ve yönetici kaynağı ana bir kaç merkezde. Kafkasya Çeçenistan ve Orta Asya bunlardan önemlileri. İdeolojik havuz Arabistan, Mısır ve Afganistan, Lojistik ise aşağıdan gözüküyor.

ABD burada artık yeni işbirlikleri ile bu potansiyelleri çerçevelemek istiyor. Yani savaşçı sızmalarını önlemek istiyor. Rusya ile başta Suriye, Kafkasya ve Orta Asya’da. Çin ile Doğu Türkistan ve Güneydoğu Asya’da işbirliği yaparak sorumluluğu bu devletlere devir etmek istemekte.

Bu kapsamda ABD Ortadoğu’da bu mücadele için şu anki İran yönetimini partner belirlemiş durumda. Tabi Ahmet Nejat’ın tekrar seçilmemesi şartıyla. Bu Ortadoğu’da Şii gücün bu mücadele de Kürtlerle ( PYD ) ön plana çıkacağının başka bir göstergesi.

Sünni dünya içinse, ABD anlaşıldığı kadarı ile parçalanmış ve zayıflatılmış bir yapı istemekte. Türkiye’nin Sünni dünyanın bütünü üzerindeki etkisinden pek memnun olmadıkları da söylenebilir. Arabistan’da rahat çalışabilecekleri genç Prensin etkinliğinin artması gibi körfez ülkelerinde değişimleri tercih edebilirler.

Tabi muhtemel bu gelişmeler başta ülkemiz olmak üzere İslam dünyası önceliklerini değiştirecektir. Bizler için Uygur Türklerinin konumu, hakları, orta Asya’da demokrasi tartışmaları gibi.

Belki de bizleri etkileyen ana alan Suriye ve Irak üzerinden olacaktır. Bilindiği gibi devletimiz son terör olayları yaşandıkça müttefiklerimize sitem ederek terörün çeşidi olmaz bizim yaşadıklarımızı yaşadınız da, bu manada PKK terörünü bundan ayırmayın, işbirliği yapalım diyoruz. Ancak görünen o ki, ABD bize bakın, size İŞİD ile mücadelenin önemini ve bunda PYD’nin vazgeçilmezliğini belirttik. Gelin bize destek verin PYD ile işbirliğimiz kaçınılmazdır diyecektir.

Türkiye’nin bu yeni duruma adapte olması PKK ile mücadele yönteminde de yeni değerlendirmeleri gündeme getirecektir.

Radikal selefizmin neden olduğu son terör eylemleri görünürde öncelikle Rusya’yı ve sonra Amerika’yı haklı çıkarmıştır. Radikal selefizmin arka planında geniş bir ideolojik motivasyon yatmaktadır. Bu motivasyonun tarihsel gerekçeleri de Batı’nın bilinen Orta doğu politikalarında yatmaktadır.

Radikal selefi ideolojilerin antikorları ve antitezleri batıda değil, özellikle başta Anadolu ve Orta Asya olmak üzere İslam dünyasında mevcuttur.

Sorumluluk hepimizde gözüküyor.

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir