Burning Car

17Pek de sürpriz olmayan terör saldırısından sonra, devlet, kamuoyu ve terörü üreten örgüt rutin tepkilerini verdi. Tek farklı olan, talihsiz Ankara’nın yaşadığı 3.saldırı olması ve bu saldırının bir önceki vukuat mahalline 400 m lik bir mesafede gerçekleşmesi. Sonra rutin olarak,saldırı ardından PKK-YDGH’nin değişik ilçelerimizde ki yeni cepheleri açması ve güvenlik kuvvetlerinin kararlı operasyonlarının devam ettirilmesi benzerlikleri.

Güvenlik kuvvetlerinin başarıları karşısında ilgili alanları terk eden örgüt, yeni çatışma sahalarını açmakta. İlaveten kendi tanımları ile arada bir çatışmayı “cephe gerisine” yığmak amacıyla da taşeron toplu terör eylemleri yaptırmakta.

Bahar ve Nevruz derken bu kovalama- kaçma sarmalı yüksek maliyeti ile devam edeceğe benzemekte.

Bayık’ın açıklamaları örgütün marjinal sol gruplarla işbirliğinin artık Ak parti hükümetinden bir beklentileri olmadığının göstergesi. Hedeflerini de Sayın Demirtaş’ın açıkladığı seni başkan yaptırmayacağımızın silahlı versiyonu. Ancak herkes bilir ki bu açıklama Ak parti tabanını güçlendirecektir. Burada insan düşünmeden edemiyor. Hedef yönetilemez bir ülke içinde sivil alanıtamamen kaldırttırarak yürürlükteki demokratik sisteme ara verdirtilmek mi ?

1970’li yılları yaşayanlar bilir, o yıllarda ki sağ-sol çatışmaları terör olayları ülkeye çok miktarda can ve ekonomik kayıpları verdirmişti. Günde ortalama 20 gencimizi kayıp ediyorduk. Toplum algısında bu normalleşmişti. Gazeteler bile manşet haberi vermiyordu. Zamanın başbakanları merhum Ecevit ve Demirel sık, sık buna anarşinin son çırpınışları derlerdi. Sıkıyönetim o dönemlerde çok alıştığımız bir şeydi. Ne ilginçtir ki olaylar hızlı bir şekilde 13 Eylül 1980 de sönümlendi.

Maalesef o yıllarda özellikle muhalefet ve zayıf iktidarlar anarşinin üstesinden gelemedi ve sivil alanı değerlendiremediler. Bugün ise kuvvetli bir sivil iktidar ve emrinde güvenlik kurumları var.

Tünelin ucunun bu koşullarda ne zaman ve nasıl gözükeceğini daha henüz kimse kestirememekte.Örgüt’ün bunu K. Suriye de  ki kazanımları saklı kalmak şartıyla bir varlık yokluk mücadelesi şekline çevirmesi uygulanan güvenlik politikaların başarı hanesine yazabiliriz.

Sorun kentlerde bir kaç bombanın patlama ihtimali ve bölgede yaygınlaşan mahalle savaşlarından öte gözüküyor. Rojava sınırın da ki çok sayıda ki lojistik pkktüneli ve geçişlerine ördüğümüz yüksek duvarlarla ne kadar çözüm bulabileceğiz.

Çoğumuz bu terör saldırılarının son kalan Müslüman Türk devletinin nihayette bir kısmının koparmaya yönelik siyasetin bir parçası olduğuna inanmakta. Bu algının gerçeğin bir yanını teşkil etmesi ihtimalinden öte, bizleri bireysel kimliklerimizden ayırıp büyük grup kimliğimizi pekiştirdiğini de görebilmeliyiz. Bu aynı zamanda büyük bir regresiyon ( gerileme ) sağlıksızlığını da içermektedir. Bunun sonuçları arasında, ötekiler yaratma, tarihsel fantezilere dönme ve paranoid bakış açılarının çoğalması gibi özellikleri gözlemlemekteyiz.

Bazı dostlar şu ortamda tamamen güvenlik politikaları uygulanmalı demekteler. Ancak kadim bir devlet için güvenliğin  siyasetin ancak bir birimi olduğu da görülmelidir.

İttihat ve Terakki’nin vatanperver kadroları reformların anadoluyu koruyamayacağını düşünerek savaşa savaşamerkezi kurtarmaya çalıştılar. Güvenlik ve tek tiplilikeksenine göre yeni yönetimi oluşturdular. Genç Cumhuriyetimiz de Özal’dan sonra Ak parti bu paradigmayı değiştirdi. Türkiye’nin ortak aklını kullandı, içeride ve dışarıda barış siyaseti uyguladı, sivil alanı genişletti, paylaştı.

Son yıllarda ibre tersine döndü. Adeta Osmanlının son hayatta kalma mücadelesini veriyoruz psikolojisi söylem ve uygulamaya yansıyor. Hepimiz farkındayız terör ve paralel devletle mücadele gerekçesiyle merkezde ve taşrada sivil alan daralıyor. Bazı orduevlerinde tekrar sıkmabaş yasağının uygulamaya başlanması da düşündürücü bir gelişme.

İşin ilginci dünya da demokrasi ve islam arasında ki ilişkiye olumlu bakış açısı da zayıflıyor. Bunun son örneği Müslüman Kardeşler’in terör listesine alınması. Ak parti ve Sayın Erdoğan’nın varlık sebeplerinden biri sivil ve demokratik alana sahip çıkmalarıdır. Daralan demokratik sivil alan sırf Sayın Erdoğan ve Ak parti için değil, tüm demokratik sistemimiz için bir risk içermektedir.

A.Tarık Çelenk

1961 Erzurum doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve İ.T.Ü’yü bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığında subay olarak nasıp edildi. 1999 yılında Binbaşı rütbesinde istifa etti. Özel sektör ve İSKİ’de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 2005-2011 arası Ekopolitik düşünce kuruluşu ile Çatışma çözümleri ve Musul Vilayeti üzerine teorik ve saha çalışmaları yaptı. 2013’de Akil İnsanlar gurubunda görev aldı. 2018-2019 arası Vakıfbank Kültür yayınları kuruluşunda görev alıp Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yayınladı.

This Post Has 4 Comments

  1. Utku Kurt

    Çok güzel bir değerlendirme.

  2. Said ercan

    Güvenlik haricinde neler yapılabilir sizce? Çözüm sürecindeki gibi pkk ile mi gorusulmeli ya da hdp üzerinden mi devam edilmeli.

    Sivil hareketin yapabileceği bir şey kaldimi sizce. Özerklik ve bagimsizlikta diretmeyecekler mi

    1. A.Tarık Çelenk

      Türkye Ortadoğu, Kürt sorunu içerideki Ötekileri ile ilişkileri gözden geçirmeli önce tıpasını açtığı şişedeki şeytanları içeri sokmalı.

    2. A.Tarık Çelenk

      Bu çok uzun bir konu göründüğü kadarı ile güvenlik politikalarında kararlılık var ne kadar gidebilir şüpheliyim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir